Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/21752 E. 2013/19125 K. 17.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21752
KARAR NO : 2013/19125
KARAR TARİHİ : 17.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davalıya ait işyerinde 18.10.1993-04.10.2010 tarihleri arasında çalışan müvekkili hakkında Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/374 esas sayılı dosyası ile parada sahtecilik suçu iddiası ile kamu davası açıldığını, kovuşturma aşamasında 04.10.2010 -21.01.2011 tarihleri arasında tutuklu kalması ile iş sözleşmesinin, toplu iş sözleşmesinin 92/a. fıkrasına dayanılarak feshedildiğini, toplu iş sözleşmesindeki ilgili düzenlemeye göre iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için müvekkili hakkında verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesi gerektiğini bu sebeple feshin haklı ve geçerli sebebe dayanmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının 04.10.2010 -21.01.2011 tarihleri arasında 109 gün tutuklu kaldığını ve sahtecilik suçuna ilişkin yapılan ceza yargılaması sonucunda 3 yıl hapis ve yüzyirmi gün adli para cezası ile cezalandırıldığını, uyuşmazlık konusu toplu iş sözleşmesinin 92/f. fıkrasında iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için öngörülen tutukluluk süresi yüzseksen güne çıkartılmış ise de ağır hapis ve altı aydan fazla cezayı müstelzim suçlar ile sahtecilik gibi yüz kızartıcı suçlara ilişkin tutuklanma hallerinde tutukluluk süresine bakılmaksızın iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedilebileceğinin düzenlendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından davacı hakkında mahkumiyet hükmü verilmesi gerekçesiyle toplu iş sözleşmesinin 92/f. fıkrasına istinaden feshedildiği, ancak davacı hakkında Muğla 1.Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararın kesinleşmeden davacının hüküm giymesinden söz edilmesinin mümkün olmadığı, dolayısıyla fesih işleminin haklı sebebe dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar süresi içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
İş sözleşmesinin, işveren tarafından zorlayıcı sebeplerle feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin (IV) numaralı bendinde, işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması üzerine devamsızlığın aynı Kanun’un 17. maddesinde sözü edilen bildirim süresini aşması durumunda, işverenin derhal fesih hakkının olduğu hükme bağlanmıştır. Gözaltı veya tutukluluk süresi bildirim sürelerini aşmadıkça, iş sözleşmesi işverence derhal feshedilemez.
Bildirim sürelerinin sözleşme hükmü ile arttırılmış olması halinde, değinilen maddenin uygulaması yönünden arttırılmış sürelerin dikkate alınması gerekir. Başka bir anlatımla işverenin derhal fesih hakkı ancak tutukluluk süresinin arttırılmış ihbar sürelerini aşması halinde ortaya çıkar.
4857 sayılı Kanun’un 40. maddesinde, işçinin 25/IV. maddesi kapsamında çalışamadığı süre için ücret ödenmesine dair bir kurala yer verilmemiştir. Bu itibarla işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması sebebiyle çalışamadığı süre için ücret talep hakkı yoktur. Ancak, işçinin gözaltına kaldığı veya tutuklu olduğu sürenin ihbar süresini aşması halinde, sözleşmeyi Kanun’un değinilen 25/IV. maddesi uyarınca fesheden işverenin, bildirim şartına uyma ve ihbar tazminatı yükümlülükleri bulunmamakla birlikte kıdem tazminatı ödemesi gerekir.
Somut olayda, tedavül etmek amacı ile sahte para bulundurmak suçundan 04.10.2010-21.01.2011 tarihleri 109 gün tutuklu kalan davacının iş sözleşmesi, işveren tarafından Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/374 esas-2011/34 karar sayılı 21.01.2011 tarihli ilamı ile hakkında mahkumiyet hükmü verilmesi sebebi ile yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 92/f. maddesi gereğince feshedilmiştir. Her ne kadar davacı hakkında verilen mahkumiyet hükmü fesih tarihi itibari ile kesinleşmemiş ise de, uyuşmazlığa esas toplu iş sözleşmesinin 92. maddesinin a. fıkrasında herhangi bir suçtan dolayı tutuklanan ve f. fıkrasındaki suçlar hariç tutukluğu yüzseksen günü aşan işçinin müfesih sayılacağı düzenlenmiştir, Aynı maddenin f. fıkrasında gösterilen suçların ise zimmet, ihtilas, irtikap, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik gibi yüz kızartıcı suçlar olduğu görülmektedir.
Bu durumda, toplu iş sözleşmesi ile tutukluluk sebebi ile gerçekleştirilerek fesihlerde esas alınacak bildirim süresi yüzseksen güne çıkarılmış ise de bu süreninin ağır hapis veya altı aydan fazla hapis cezası öngören suçlar ile zimmet, ihtilas, irtikap, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik gibi yüz kızartıcı suçlar dışındaki suçlara ilişkin tutuklamalarda geçerli olacağı, ağır hapis veya altı aydan fazla hapis cezası öngören suçlar ile yüz kızartıcı nitelikteki suçlara ilişkin tutuklamalarda ise 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (IV) numaralı bendinde öngörülen bildirim sürelerin esas alınması gerektiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere, 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (IV) numaralı bendinde, işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması üzerine devamsızlığın aynı Kanun’un 17. maddesinde sözü edilen bildirim süresini aşması durumunda, işverenin derhal fesih hakkının olduğu hükme bağlanmıştır. Davacının, altı aydan fazla hapis cezası öngören yüz kızartıcı nitelikteki sahte para bulundurmak suçundan 04.10.2010-21.01.2011 tarihleri yüzdokuz gün tutuklu kaldığı ve bu sürenin 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesinde belirtilen bildirim süresini aştığı anlaşıldığından iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı sebeple feshedildiği görülmektedir. Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulduğunda davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Davanın REDDİNE,
3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4. Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 30,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.320,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 17.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.