YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/23541
KARAR NO : 2015/34707
KARAR TARİHİ : 16.12.2015
Y A R G I T A Y İ L A M I
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yemek yardımı, kötüniyet tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davacının Eylül 2011 tarihinden itibaren davalıya ait işyerinde pompa görevlisi olarak çalışmaya başladığını, 05.03.2013 tarihinde iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işe ilk girdiği zaman ücretinin 675,00 TL olduğunu, bir yılı doldurduktan sonra 800,00 TL olduğunu, işe başladığı tarihten itibaren haftada altı gün oniki saat çalıştığını, hafta tatili izinlerinin defalarca kullandırılmadığını, davacının pompacı olarak çalıştığını, ancak her işin yaptırıldığını, kendi işi dışında iş yapmamak istediği zaman hakarate maruz kaldığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Alo 170 hattına 6-7 Şubat 2013 tarihinde şikayette bulunduğunu, şikayetinde fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini belirttiğini, Bakanlık tarafından müfettiş geldiğini ve ifade verdiklerini, işveren tarafından baskıların arttığını ve davacıya istirahat kullanmasının söylendiğini, çalışmaması halinde kapının gösterildiğini, kıdemli …’a durumun aktarıldığını, işveren … ile görüşmesi sonrasında işverenin kendisi ile çalışmak istemediğini …’a söylediğini 05.03.2013 tarihinde davacının kovulduğunu, noterlik aracılığı ile davacının alacaklarının davalı işverenden talep edildiğini ancak ödemenin yapılmadığını, davalı hakkında şikayette bulunan herkesin işten kovulduğunu ve işçilerin istifaya zorlandığını, davacının istifa etmemesi üzerine davalının iş sözleşmesini haksız olarak sonlandırdığını ve davalı şirketin feshinde haksız ve kötü niyetli olarak hareket ettiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalıya ait işyerinde pompacı olarak işe başladığını ve işten ayrılana kadar asgari ücret ile çalıştığını, davalının davacıyı işten çıkarmadığını, davacının kendi isteği ile işten ayrıldığını, davacının çalıştığı süre içerisinde işi sürekli olarak yavaşlattığını ve müşteriler ile ilgilenmediğini, davalı şirket yetkilisini devamlı olarak kötülediğini, kötüniyet tazminat talebinin yerinde olmadığını, fazla mesainin hiçbir zaman olmadığını, vardiyanın bulunduğunu, hafta tatilinin bulunduğunu ve düzenli olarak davacının kullandığını, 05.03.2013 tarihinde davacının işyerinde çipi atarak kendisinin terk ettiğini, daha sonrasında da işe gelmediğini, buna ilişkin tutanak düzenlendiğini ve tutanak gönderildiğini, tutanaklarda fazla mesai ücretinin yatırıldığının sabit olduğunu, aksinin yazılı delil ile ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm temyiz itirazları ile davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının iş sözleşmesinin feshi, kötüniyet tazminatı alacağı noktalarındadır.
Davacı iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini beyan etmiştir. Davalı taraf ise davacının işyerinden kendisinin ayrıldığını belirtmiştir. Her ne kadar mahkemece davacının işyerindeki çalışma koşullarına ilişkin şikayeti sonrasında yapılan denetim ile işyerinde mobbing uygulamasına maruz kaldığı, ayrıca bir kısım işçilik alacaklarının bulunmasına göre davacının işyerini terk etmesinin eylemli fesih olarak kabul edileceği gerekçesi ile kıdem tazminatı hüküm altına alınmış ise de; mahkemece kabul edildiği üzere davacının işyerinde yapılan teftiş sonrasında davalı işverenin baskısı ile işten çıkmasına sebep olunduğu, davacının ALO 170 nolu şikayet hattındaki konuşmasında da işyerinde baskı olduğunu ve işi bırakmasına sebep olunduğunu belirttiği anlaşılmakla, bu duruma göre davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece davacının ihbar tazminatının da hüküm altına alınması gerekli iken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Bir diğer uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkide kötüniyet tazminatının şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
Belirsiz süreli iş sözleşmesinin taraflarca ihbar süresi tanınmak suretiyle ya da ihbar tazminatı ödenerek her zaman feshi mümkün ise de, bu hakkın da her hak gibi 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına uygun biçimde kullanılması gerekir. Aksi takdirde fesih hakkının kötüye kullanılmış olduğundan söz edilir.
Fesih hakkını kötüye kullanan işveren, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca, bildirim sürelerine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemek zorundadır. Bahsi geçen tazminata uygulamada kötüniyet tazminatı denilmektedir.
4857 sayılı Kanun’un 17. maddesinin altıncı fıkrasının açık hükmü gereğince, iş güvencesi kapsamında olan işçiler yönünden kötüniyet tazminatına hak kazanılması mümkün değildir.
4857 sayılı Kanunda genel anlamda fesih hakkının kötüye kullanılmasından söz edilmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, işçinin işvereni şikâyet etmesi, aleyhine dava açması veya tanıklık yapması sebeplerine bağlı fesihlerin kötüniyete dayandığı kabul edilmelidir. Tazminat miktarının belirlenmesi de Kanun ile açıklığa kavuşturulmuş, “kötüniyet tazminatının” ihbar sürelerine ait ücretin üç katı tutarında olacağı belirtilmiş ve ayrıca ihbar tazminatının da ödeneceği hüküm altına alınmıştır.
4857 sayılı Kanun’un 17. maddesinin son fıkrasındaki düzenleme kötüniyet tazminatını da kapsamakta olup, bu tazminatın hesabında da işçiye ücreti dışında sağlanmış para veya para ile ölçülebilir menfaatler dikkate alınmalıdır.
Somut olayda, davacının işyerindeki çalışma şartlarını bölge çalışma müdürlüğüne şikayet etmesi sonrasında işyerinde teftiş yapıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamındaki belgelere ve tanık beyanlarına göre bu teftişten sonra davacıya baskı yapıldığı ve iş sözleşmesinin yukarıdaki maddede kabul edildiği üzere davalı işverence feshedildiği anlaşılmaktadır. Davalı işverenin davacının şikayeti sonrasında gerçekleştirilen feshin kötüniyetli olduğunun kabulü gereklidir. Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, kötü niyet tazminatı istemi yönünden davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi isabetsizdir.
4-Kabule göre de davacının davalı şirketi temerrüde düşürdüğü anlaşıldığından fazla mesai alacağı ve hafta tatili alacaklarına temerrüd tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekli iken dava ve ıslah tarihlerinden faize hükmedilmesi hatalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek olması halinde ilgiliye iadesine, 16.12.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.