YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16391
KARAR NO : 2017/15853
KARAR TARİHİ : 03.07.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı şirketin … Bölge Müdürü olarak 22.11.2010-24.02.2012 tarihleri arasında çalıştığını, aylık 850,00 TL kira bedeli ve araç yakıtının işveren tarafından ödenmesi konusunun kararlaştırıldığını ancak 2011 yılı Aralık, 2012 yılı Ocak-Şubat ayları araç kirası ve diğer giderlerin ödenmediğini, sigorta primlerinin düşük ücretten gösterildiğini, yıllık izinlerini kullanmadığını, işverenin haksız bir biçimde iş akdini feshettiğini beyanla kıdem, ihbar, yıllık izin, araç kira bedeli ve giderleri alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Savunmasının Özeti:
Davalı, şirketin davacı tarafından zarara uğratıldığı ve ödenmemiş alacak bulunmadığını savunrak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davacının taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, taraflar vekilleri süresinde temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasında ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık vardır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece re’sen araştırılmalıdır.
Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşları ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı internet sitesinde bulunan “Kazanç bilgisi sorgulama” ekranından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; mahkemece davacının 22.11.2010-25.02.2012 dönemi içerisinde bölge müdürü olarak davalı işyerinde çalıştığı ve ücretinin brüt 1681,32 TL olduğu belirlenmiştir. Davacının ücrete yönelik eksik hesaplama olduğu yönündeki iddiası değerlendirilip öncelikle ilgili oda ve meslek kuruluşlarından ayrıntılı emsal ücret araştırması yapılmadan; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirilmeden davacının gerçek ücretinin tespit edilmemesi ve bu ücret üzerinden hesaplama yapılmaması hatalıdır. Eksik inceleme ile ücretin yazılı şekilde kabul edilerek hüküm altına alınması yerinde olmamıştır.
3-Davacının ücret alacağının belirlenmesi esnasında 15.02.2012 günlü para makbuzu ile de 595,92 TL ödendiği belirlenmiş ve mahsubuna gidilmiştir. Davacı vekili mübrez 15.02.2012 tarihli makbuzla müvekkile ödeme yapılmamış, aksine müvekkilim bu makbuzla davalının müşterisi … Market ten tahsilat yapılmıştır yönünde itirazda bulunmuştur. Söz konusu bordroya yansımış nitelikte bir ücreti yansıtmayan makbuzun nevi ve hangi amaçla alındığı , hesap dökümleri ile karşılaştırılarak netleştirilmeden doğrudan mahsubuna karar verilmesi hatalıdır.
4-Bir diğer uyuşmazlık konusu araç kiralama bedeline ilişkindir. Davacı denetimler sırasında kullandığı şirket aracı arıza yaptığından davalı tarafça kendi şahsi aracının ayda 850,00 TL’ye Şirkete kiralandığı ve aynca yakıt giderini de şirketin üstlendiği, ancak bedelinin ödemediğini beyan etmiştir. Mahkeme söz konusu ilişkinin işçi ve işveren arasındaki davalardan olmadığı, işçi ve işveren ilişkisinin dışında tarafların ayrıca bir ticari sözleşme yaptıkları, bu sözleşmeden kaynaklanan davalara genel mahkemelerde genel usule göre bakılması gerektiği, iş mahkemesinin görev ve yetkilerinin yasa ile sınırlandırılmış olup, bu sınırlandırmanın kapsamında araç kiralama işinin bulunmadığı gerekçesiye talebin reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı düzenlenmiştir. Diğer taraftan, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut olayda davacı işçi ile davalı şirket arasında davacının aracının kiralanması ilişkisi hizmet akdine dayalı iş ilişkisinin devamı ve gereği için yapılmış niteliktedir. Br ticari ilişki söz konusu değildir. Bu anlamda mahkemece kiralama bedeli yönünden görevli bulunmadığı tespiti yerinde olmayıp bu talep açısından da işin esasına girilerek mevcudiyetine ilişkin araştırma ve inceleme yapılması gerekir.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.07.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.