Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/16747 E. 2017/18673 K. 20.09.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16747
KARAR NO : 2017/18673
KARAR TARİHİ : 20.09.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde 16/06/2009 tarihinden 12/06/2014 tarihine kadar çalıştığını ancak işverence haklarının ödenmediğini öne sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ve asgari ücret zammı alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili; davacının çalışmasının işyerinde birbirinden bağımsız iki dönem halinde geçtiğini, birinci dönemin 16/06/2009-13/02/2014 tarihleri arasında, 2. dönemin 04/03/2014-12/06/2014 tarihleri arasında geçtiğini ve her iki dönemin de istifa ile son bulduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, istifa dilekçesinde özel neden belirtildiği gerekçesiyle kıdem tazminatının reddi gerektiği, iş akdini istifa ederk sonlandıran davacının ihbar tazminatına hak kazanamayacağı ancak fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili alacağına hak kazanacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında ıslaha karşı zamanaşımı itirazının dikkate alınıp alınmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 371/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def’i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Somut olayda, davacı 05.03.2015 tarihinde davasını miktar yönünden ıslah etmiştir. Davalı ise 06.03.2015 tarihinde ıslaha karşı süresinde zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Islaha karşı zamanaşımı savunması nedeniyle, ıslah tarihinden geriye doğru 5 yıl öncesine ait (05.03.2010 tarihinden önceki) fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının dava dilekçesinde talep edilen tutarlar dışında zamanaşımına uğrayacağı gözetilmeksizin hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Yıllık izin alacağının hüküm altına alınıp alınamayacağı uyuşmazlık konusudur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü uyarınca taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesi usule aykırıdır.
Davacının yıllık izin alacağı talebi bulunmadığı halde hüküm altına alınması isabetli olmamıştır.
4-Davacı, dava dilekçesinde verilmesi gereken ücret zammı nedeniyle fark ücret alacağı doğduğunu öne sürerek ücret zammı alacağı talep etmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ücret farkının olmadığı belirtilmiştir. Davacının temyizi sadece kıdem ve ihbar tazminatına yöneliktir. Davacının bu talebinin reddi gerekirken talep hakkında hüküm kurulmamış olması da hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.09.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.