Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/22466 E. 2017/6635 K. 28.03.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/22466
KARAR NO : 2017/6635
KARAR TARİHİ : 28.03.2017

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkili işçinin yemek yardımı, bayram yardımı, giyim yardımı, yakacak yardımı, ikramiye, ilave tediye ve fazla çalışma ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Gerek mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 6/2. maddesi, gerekse de şu an yürürlükteki 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 36/2. maddesi uyarınca, yürürlüğü sona eren toplu iş sözleşmesinin, iş sözleşmesine ilişkin hükümleri, yenisi yürürlüğe girinceye kadar iş sözleşmesi hükmü olarak devam eder. Somut olayda, işyerinde yürürlüğü 31.12.2009 tarihinde sona eren toplu iş sözleşmesinden sonra yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalanmamıştır. Ancak toplu iş sözleşmesinin yürürlük tarihinin sona ermesinden bir müddet sonra yeni bir bireysel iş sözleşmesi, işçi ve işveren arasında imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Bu halde, yürürlüğü sona eren toplu iş sözleşmesinin iş sözleşmesine ilişkin hükümlerinin, taraflar arasında imzalanan yeni iş sözleşmesi tarihine kadar uygulanması gerektiğinin, yeni iş sözleşmesinin imzalanmasından sonra ise, artık yeni imzalanan bireysel iş sözleşmesi hükümlerinin yürürlüğe girdiğinin kabul edilmesi gereklidir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yöne dikkat edilmemesi hatalı olup, belirtilen açıklamalar doğrultusunda alacaklar yeniden değerlendirilmelidir.
3-Yemek ücretine yönelik olarak tesis edilen hükümde, davalı vekilinin, fiili çalışmanın olmadığı izin ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinin hesaptan dışlanması gerektiğine yönelik itirazının nazara alınmayarak, itiraz hakkında bir değerlendirme yapılmaması da yerinde değildir.
4-Dosyaya sunulan bir kısım belgelerde ikramiye ödemelerine ilişkin bilgiler vardır. Bu belgelerde belirtilen ödemelerin mahsubunun değerlendirilmemesi hatalıdır.
5-Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafça sunulan puantaj kayıtlarına itibar edilerek hesaplama yapılmıştır. Ne var ki, davacı tarafın sunduğu söz konusu puantaj kayıtlarının davacı … ve işverene karşı dava açmış bir diğer işçi olan … tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. Belgelerin düzenlenme biçimi ve düzenleyici şahısların işverene karşı dava açarak söz konusu belgelere göre alacak talebinde bulunmuş olduğu hususları dikkate alındığında, bu tip belgelerin sonradan düzenlenmiş olması ve gerçeği yansıtmaması şüphesi mevcuttur. Mahkemece bu şüphenin aydınlatılmadan söz konusu belgelere itibar edilmesi hatalıdır. Davalı işverene yazı yazılarak, bu yöndeki şüphe aydınlatılmalı ve neticeye göre bir değerlendirme yapılmalıdır.
Diğer taraftan, davacının çalışma süresinin bir kısmında vakıf müdürü olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. İşyerinde üst düzey yönetici konumda çalışan işçi, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda, ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye aynı işyerinde çalışan, görev ve talimat veren bir başka yönetici bulunması halinde işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden, yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti talep hakkı doğar. Mahkemece, vakıf müdürü olarak çalışılan dönem bakımından, açıklanan hususların dikkate alınmayarak bu yönlerden bir değerlendirme yapılmaması hatalıdır.
6-Mahkemece, yakacak yardımı alacağına yönelik talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine aykırıdır.
7-Taraflar arasında çözülmesi gereken bir diğer uyuşmazlık, davalı vakfın 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesi kapsamında değerlendirilerek davacıya ilave tediye ödemesi yapılıp yapılmayacağı noktasındadır.
İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Kanun ile düzenlenmiştir. Kanun’un 1. maddesinde Devlet ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça belirtilmiştir.
Buna göre, Devlete ve ona bağlı olmak üzere,
a-Genel, katma ve özel bütçeli daireler,
b-Sermayesi değişen kurumlar,
c-Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar,
d-Belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlar,
e-3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı Devlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi Devlet kuruluşları,
f-Diğer kurum, banka ve ortaklıklar kanun kapsamındadır.
3460 sayılı Kanun bugün itibari ile yürürlükte olan bir kanun değildir. 3659 sayılı Kanun ise banka ve Devlet kurumlarında çalışan memurların aylıkları ile ilgili düzenleme getirmiş ve halen yürürlüktedir. Bu Kanun’un 1. maddesinde, kapsama dahil kurumlar daha ayrıntılı açıklanmıştır.
Davalı vakfın, 6772 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine gelince;
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine istinaden Kanun’un amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kurulmuştur. 3294 sayılı Kanun’un 5263 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile değişik 7. maddesinin 1. fıkrasında, “…Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kurulacağı,” 3. fıkrasında ise “Vakıf senetlerinin mahallin en büyük mülki amiri tarafından Medeni Kanun hükümlerine göre tescil ettirileceği” belirtilmiştir. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 4. maddesine göre de “Vakıflar özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir.” Anayasa’nın 123. maddesinin 3. fıkrasında “Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” hükmü mevcuttur. Görüldüğü üzere, kanun koyucunun Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına bilinçli olarak “kamu tüzel kişiliği” vermediği, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulmasını ve özel hukuk hükümlerine göre faaliyet göstermesini istediği açıktır.
Öte yandan, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinde vakfın gelirleri belirtilmiş olup, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının gelirlerinin, sadece fondan aktarılan paydan oluşmadığı, bunun yanında, işletme ve iştiraklerden elde edilecek gelirlerden ve diğer gelirlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ve kanuni düzenlemeler ışığında, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının özel hukuk tüzel kişisi olduğu, kuruluş amacı ve mali yapısı itibariyle kamu kurumlarından farklı nitelikte olduğu ve bu bağlamda 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesi kapsamına girmeyeceği açıktır. Anılan sebeple, mahkemece, ilave tediye alacağına yönelik talebin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yukarıda yazılı sebeplerden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.