Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/32722 E. 2017/11251 K. 16.05.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/32722
KARAR NO : 2017/11251
KARAR TARİHİ : 16.05.2017

MAHKEMESİ : Bölge Adliye Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin maden işletme ruhsatı davalılardan ….Genel Müdürlüğü’ne ait olan, davalı şirkete ihale ve rödovans sözleşmesi ile işlettirilmek üzere verilen işyerlerinde yeraltı üretim işçisi olarak hiç ara vermeden çalıştığını, son olarak davalı şirket tarafından geri çağrılacağı bildirilerek 02.06.2016 tarihinde ücretsiz izne çıkartıldığını, 11.07.2016 tarihinde bir kısım işçiler işe davet edildiği halde müvekkilinin işe davet edilmediğini, böylece iş sözleşmesinin haklı ve geçerli bir sebep olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı şirket vekili, iş sözleşmesinin müvekkili tarafından değil, ücretlerini zamanında alamaması sebebiyle davacı tarafından feshedildiğini, işe iade şartlarının oluşmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ….Genel Müdürlüğü vekili, davacının diğer davalı şirketin işçisi olduğunu, iş sözleşmesinin diğer davalı şirketi tarafından sona erdirildiğini, husumet itirazında bulunduklarını ileri sürerek, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlara dayanılarak, iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından 2016 yılı Nisan, Mayıs, Haziran aylarına ilişkin ücretlerin ödenmemesi sebebiyle, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/2-e maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının davalı işverene hitaben el yazısı ile yazıp imzaladığı dilekçede iş sözleşmesini feshettiğini belirttiği, yazının işçiden baskı ile alındığına ve yazı ile imzanın davacıya ait olmadığına dair delil ve iddianın bulunmadığı, davacının kıdeminin altı aydan az olduğu, bu nedenle işe iade hükümleri kapsamında olmadığı, ilk derece mahkemesi vakıa ve hukuki değerlendirmesinde sonuç olarak usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Taraflar arasındaki ilk uyuşmazlık davacının iş güvencesi hükümleri kapsamında olup olmadığı noktasındadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesine göre; “Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin
gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.” Ancak 10/09/2014 tarih ve 6552 sayılı Kanunu’nun 2. maddesi ile aynı Kanun’un 18. maddesine eklenen cümleye göre yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz.
Tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıya ait maden ocağında, yer altı maden üretim işçisi olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı için altı ay kıdem şartı aranmayacağından, davacının iş güvencesi hükümlerine tabi olduğunun kabulü gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince davacının kıdeminin altı aydan az olması dikkate alınarak işe iade hükümleri kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi hatalıdır.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilip edilmediği ile ilgilidir.
İddia ve savunma hakkı, …’nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Hukuki Dinlenilme Hakkı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza da yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında, davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra, maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın açıklama ve ispat hakkını da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının, usul hukuku hükümlerine aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesinde ise, ” daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe (Ek ibare: 07/06/2012-6325 S.K./35.md) veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür” düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre mahkemece taraflara usulüne uygun şekilde duruşma gününü gösterir davetiye tebliği ile duruşma açılarak, Kanun’un 320 vd hükümleri uyarınca gerekli inceleme yapılmalı, tarafların uzlaştıkları ve uzlaşamadıkları hususlar belirlenerek bu hususlar üzerinden tahkikat aşamasına geçilmeli, tahkikat aşamasında da tarafların gösterdiği deliller toplanarak ve tanıklar dinlenerek varılacak sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada, ön inceleme duruşmasında taraflara tanıklarını bildirmeleri ve ayrıca dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilmiştir. Tüm dosya kapsamında yapılan incelemede, davacı vekilinin bu süre içinde tanık isim ve adreslerini bildirdiği, gerekli açıklamaları yaptığı, tahkikat duruşmasında da tanıklarının dinlenmesini ve delillerinin ilgili yerlerden toplanmasını talep ettiği; ancak mahkemece ikinci celsede dosyanın yeterince aydınlanması sebebiyle önceki ara kararlardan dönülmesine, tahkikat aşamasının tamamlanmasına ve sözlü yargılama aşamasına geçilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili, sözlü yargılama aşamasındaki beyanında, delilleri toplanmadan tahkikatın tamamlandığını, böylece müvekkilinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini bildirmesine rağmen, mahkemece davanın reddine dair karar verilmiştir. Oysa davacı işçi, aynı konuda diğer mahkemelerde devam eden dava dosyalarındaki istifa dilekçelerinden örnekler, emsal ilk derece mahkemesi kararları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararları sunmuş olup; davacının, iş sözleşmesinin feshine ilişkin belgedeki iradenin gerçek iradesini yansıtmadığı, taraflar arasında rödovans sözleşmesinin bulunmadığı, alt işverenlik sözleşmesinin muvazaalı olduğu yönünde iddiaları bulunmaktadır. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler dikkate alındığında, mahkemece, tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı gözetilmeden, taraflarca bildirilen deliller toplanmadan karar verildiği ve söz konusu yasal düzenlemelerin ihlal edildiği anlaşılmaktadır. Davacının iddiaları araştırılıp değerlendirilmeden ve davacının gösterdiği deliller toplanmadan eksik inceleme ile ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde karar tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, 16.05.2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.