YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/2589
KARAR NO : 2010/16553
KARAR TARİHİ : 03.11.2010
6831 sayılı Orman Kanunu’na aykırılık suçundan sanık …’ün anılan Kanun’un 91/1-4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1, 50/1-a, 52/2. maddeleri gereğince 1.500 yeni Türk lirası ve 200 yeni Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Demirköy Sulh Ceza Mahkemesinin 28/11/2008 tarihli ve 2008/91-110 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 25.01.2010 tarih ve 3789 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2010 tarih ve 2010/23301 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, sanık hakkında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 09/06/2008 tarihli ve 2007/12233 esas, 2008/7951 sayılı bozma ilâmından önce kurulan 27/02/2006 tarihli hükümde, sonuç olarak verilen adlî para cezasının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 6. maddesi gereğince ertelenmiş olması ve bu karara karşı sanık lehine olarak sadece üst Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz talebinde bulunulması karşısında, hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326/son maddesi uyarınca ertelemenin sanık lehine kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilmeden, 28/11/2008 tarihli kararda ertelemeye ilişkin hükümlerin uygulanmamasında,
İlk kararda, mahkemece sanık hakkında hükmedilen adlî para cezasının 20 eşit taksit hâlinde tahsiline karar verilmiş olup, aleyhe temyiz olmadığı ve sanık lehine kazanılmış hak oluşturduğu hâlde, son kararda, hükmedilen adlî para cezasının 15 eşit taksit hâlinde tahsiline karar verilmesi suretiyle 1412 sayılı Kanun’un 326/son maddesine muhalefet edilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanık hakkında Orman Kanunu’na aykırılık suçundan Demirköy Sulh Ceza Mahkemesinin 27.02.2006 tarih ve 2006/18- 2006/25 sayılı kararı ile 6831 sayılı Orman Kanunun 91/1, 91/2, 91/son, 765 sayılı TCK’nın 59/2, 647 sayılı kanunun 4, 5 ve 6. maddeleri uyarınca 3.850 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının 20 taksitte ödenmesine, verilen cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Anılan karar üst c.savcısı tarafından sanık lehine temyiz edilmiş, temyiz incelemesi sonunda Dairemizce 5728 sayılı kanunla 6831 sayılı Orman Kanununda ve CMK’nın 231 maddesinde yapılan değişikler yönünden değerlendirilmek üzere bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkeme, Dairemizin bozma ilamına uyma kararı verip, yargılama devam etmiş, yargılama sonunda 28/11/2008 tarihli ve 2008/91-110 sayılı kararla sanığın Orman Kanununun 91/1-4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1, 50/1-a, 52/2. maddeleri gereğince 1.500 yeni Türk lirası ve 200 yeni Türk lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Sanığa verilen adli para cezası miktarı itibariyle CMUK’nın 305. maddesi uyarınca kesin niteliktedir.
Yargıtay bozma ilamı sonrasında verilen 28.11.2008 tarihli kararda mahkemece sanığın eylemi bakımından lehe olan kanunun tespiti denetime imkan verecek şekilde yapılmamış, genel ifadelerle 8.2.2008 tarihli değişiklikle yapılan düzenlemelerin sanık lehine olduğu kabul edilmiş ve yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. 5252 sayılı kanunun 9. maddesine göre sanık lehine olan kanunun tespitinde her iki uygulamanın denetime imkan verecek şekilde gösterilmesi gerekmektedir
Kanun yararına bozma istemi; sanık hakkında Demirköy Sulh Ceza Mahkemesinin 27.02.2006 tarihli kararında sanığa verilen 3850 lira sonuç para cezasının 647 sayılı kanunun 5. maddesine göre 20 taksitte ödenmesine ve cezanın 647 sayılı kanunun 6. maddesine göre ertelenmesinin sanık hakkında kazanılmış hak oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Anılan karar üst c.savcısı tarafından sanık lehine temyiz edilmesi karşısında anılan kararın sanık bakımından kazanılmış hak oluşturduğu konusu tartışmasızdır.
Ancak; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.11.2006/215-259 sayılı kararında açıklandığı üzere 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi uyarınca adli para cezalarının ertelenmesine imkan bulunmamaktadır. Somut olayda olduğu gibi önceki kanun uygulamasından kaynaklı kazanılmış hak nedeniyle 5237 sayılı TCK hükümlerinin uygulanması sonucu verilen adli para cezalarının ertelenmesine karar verilmesine kanunen imkan bulunmadığı gibi aksi görüşün benimsenmesi aynı zamanda karma uygulama yasağına ihlali niteliğindedir.
Bu değerlendirmeler ışığında; öncelikle sanık hakkında verilen iki hükümden hangisinin lehe olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. 27.02.2006 tarihli hükümde verilen para cezasının ertelenmiş olması karşısında 28.11.2008 tarihli hükümle verilen adli para cezasının kanunen ertelememesi nedeniyle 27.02.2006 tarihli hükmün sanık lehine olduğu anlaşılmıştır. O halde sanık bakımından kazanılmış hak oluşturduğu anlaşılan 27.02.2006 tarihli hükmün sanık hakkında uygulanmasına karar vermek olacaktır.
Buna göre;
Sanığın eylemi bakımından suç tarihinde yürürlükte bulunan kanuni düzenlemelere göre verilen 27.02.2006 tarihli karar 5252 sayılı kanunun 9. maddesine göre sanık lehine olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırı olup, bu hususun kanun yararına bozma nedeni yapılıp yapılmayacağının takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, kanun yararına bozma isteminin Adalet Bakanlığınca takdir hakkı kullanıldıktan sonra incelenmesine, 03.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.