Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/10294 E. 2020/14519 K. 26.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/10294
KARAR NO : 2020/14519
KARAR TARİHİ : 26.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyetlere dair

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanık … hakkında müşteki …’ı kasten yaralama suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;
a) Mağdur …’ın yaralanmasına ilişkin onaylı adli rapor suretinin okunamaması karşısında, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde mağdura ait adli raporun aslı ya da onaylı bir suretinin dosyaya getirtilmesi gerekliliğinin gözetilmemesi,
b) Sanık hakkında tekerrüre esas alınan Van 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.04.2015 tarihinde kesinleşmiş, 18.12.2014 tarih ve 2014/576 Esas – 2014/847 Karar sayılı ilamı ile sanığın 5237 sayılı TCK’nin 106/1-1. maddesi uyarınca tehdit suçundan mahkumiyet hükmü verildiği anlaşılmakla; hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklik uyarınca, sanığa isnat edilen TCK’nin 106/1-1. maddesi kapsamındaki tehdit suçu da uzlaştırma kapsamına alınmış bulunduğundan, yapılan yeni düzenleme nedeniyle TCK’nin 2. ve 7. maddeleri gözetilerek, taraflara TCK’nin 106/1-1. maddesi uyarınca tehdit suçundan uzlaşma önerisinde bulunulması gerektiği anlaşılmış olmakla, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre, sanık hakkında TCK’nin 58/6. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ve sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
c) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” ibaresi yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan TCK’nin 7. ve CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
d) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle, hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle, 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA,
2) Sanık … hakkında katılan …’i kasten yaralama suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;
a) Mağdur …’in yaralanmasına ilişkin onaylı adli rapor suretinin okunamaması karşısında, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde mağdura ait adli raporun aslı ya da onaylı bir suretinin dosyaya getirtilmesi gerekliliğinin gözetilmemesi,
b) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “1.1.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” ibaresi yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan TCK’nin 7. ve CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle, hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ile katılan …’nin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle, 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı BOZULMASINA, 26.10.2020 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarih ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararıyla; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinin ‘‘01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda… basit yargılama usulü uygulanmaz’’ bölümünün ‘‘…kovuşturma evresine geçilmiş…’’ ibaresinin aynı bentte yer alan ‘‘…basit yargılama usulü’’ yönünden Anayasa’ya aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir.
İptal kararından sonra sözü edilen geçici 5. maddenin (d) bendi ‘‘01.01.2020 tarihi itibariyle hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda basit yargılama usulü uygulanmaz’’ şekline dönüşmüştür.
Konuyu ayrıntılı bir şekilde irdeleyecek olursak;
Basit yargılama usulü, üst sınırı 2 yıla kadar hapis cezasını ve/veya adli para cezasını gerektiren suçlar bakımından, yazılı beyan ve savunma esasına dayanan, genel yargılama usulünün bazı prosedürlerinin yer almadığı, bu çerçevede duruşma açılmaksızın karar verilebilen, asliye ceza mahkemelerine emek ve zaman tasarrufu sağlayan alternatif bir yargılama usulü olarak düşünülmüş ve uygulamaya konulmuştur.
Mahkeme, dosya kapsamı itibarıyla basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yargılama yapılabileceğini düşünüyorsa duruşma yapmaksızın, yazılı savunma, beyan ve belgeleri esas alarak, Cumhuriyet savcısından görüş almaksızın CMK’nin 223.maddesinde yer alan herhangi bir karar türüne göre hüküm verebilecektir.
Genel hükümlere göre yargılamaya başlanan bir dosyada “evreden dönülmezlik ilkesi” gereği basit yargılama usulüne dönülemeyecektir.
Basit yargılama usulüne göre yapılan yargılama sonunda mahkumiyet halinde, belirlenen sonuç cezadan (1/4) oranında indirim yapılacak, koşulları bulunması halinde TCK’nin 50 ve 51. maddeleri ile CMK’nin 231.maddesi uygulanabilecektir.
Geçici 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde, “basit yargılama usulünün uygulanmaya başladığı 01.01..020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda bu usulün uygulanmayacağı” kabul edilmiş ve bu hükümle, 01/01.2020 tarihinden önceki dosyaların yeniden ele alınmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı, açık, net ve yorumlamaya müsait olmayacak şekilde kanuni düzenlemeyle belirlenmiştir.
Amaç yargı yükünün hafifletilmesi, usul hükümlerinin tekraren uygulanmasının önüne geçilmesi ve derdest dosyaların zamanaşımına uğrama riskinin engellenmesidir.
Kanun koyucu bu yeni düzenlemeyle;
Yargılamanın taraflarının iradesine bağlı olmayan, isnat edilen suçun kanundaki cezasının üst sınırı gibi nesnel bir ön şartın dışında, tamamen ilk derece mahkemesi hakiminin takdirinde olan bir alternatif yargılama usulü oluşturmak istediği,
Kanunda öngörülen (1/4) oranındaki indirimin ise bu usulün uygulanmasını etkinleştirmek ve teşvik etmek için öngörüldüğü, suçun nitelendirilmesi veya cezanın bireyselleştirilmesiyle ilgili olmadığı,
Basit yargılama usulü uygulanarak sonuçlandırılan yargılama sonucunda verilen karardan açık memnuniyetsizliği bulunmayan sanıkların, sonucu değiştirmeyecek itirazlarının önüne geçilerek yargı makamlarına önemli, ağır ve karmaşık davalar bakımından zaman ve imkan oluşturmak istediği,
Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ve adil yargılanma hakkının önemli bir bileşeni olan “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması” ilkesi ile alternatif bir yargılama usulü belirlediği,
Anlaşılmaktadır.
Ayrıca;
Basit yargılama usulünün uygulanmasının yargılamanın başında ilk derece mahkemesi hakiminin takdirinde olduğu, bu takdirin denetime tabii olmadığı,
Ceza muhakemesinde evreden dönülmezlik ilkesinin geçerli olduğu, genel hükümlere göre başlayan bir yargılamada basit yargılama usulüne dönülemeyeceği ve duruşmanın yapılmamış sayılamayacağı,
Basit yargılama usulünün uygulanmadığı bir dosyada CMK’nin 251. maddesinde yer alan (1/4) oranında indirimin yapılamayacağı, bu indirimin sanıklar bakımından kazanılmış bir hak teşkil etmediği, dolayısıyla TCK’nin 7. maddesinin bu durumda mutlak olarak uygulanmasının söz konusu olmadığı, başka bir ifadeyle lehe kanun uygulamasının basit yargılama usulünün uygulanmadığı/uygulanamadığı dosyalarda söz konusu olamayacağı,
Gözden ırak tutulmamalıdır.
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi geçici 5. maddede yer alan “hükme bağlanmış” dosyalar bakımından yapılan düzenlemeyi iptal etmediği de çok açık ve nettir. Dolayısıyla, hükme bağlanmış ancak kesinleşmemiş dosyalar bakımından Anayasa Mahkemesince yeni bir iptal kararı verilmediği sürece önceki iptal kararına dayanılarak bozma kararı verilmesi kanuna aykırılık teşkil edecektir.
Yargıtay hüküm verirken yoruma açık olmayan kanuni düzenlemelere uymak zorundadır.
Bu nedenle, incelenen dosyada hüküm tarihi 03.06.2016 olduğundan basit yargılama usulünün uygulanmayacağı düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayız.