Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/11625 E. 2020/17209 K. 24.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/11625
KARAR NO : 2020/17209
KARAR TARİHİ : 24.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Hükmün açıklanması suretiyle mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanık hakkında İstanbul 53. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.10.2013 tarih, 2012/845 Esas – 2013/379 Karar sayılı ilamı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve kararın 06.01.2014 tarihinde kesinleştiği, sanığın denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suç sebebiyle anılan hükmün açıklanmasına karar verildiği anlaşılmakta ise de; sanığın yokluğunda verilen 31.10.2013 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, sanığın son bildirdiği adrese çıkartılan tebligatının iade gelmesi üzerine, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebliğe çıkarılmasından önce aynı Kanun’un 21/2. maddesine göre MERNİS adresine tebliğ işleminin yapılması gerektiği gözetilmeden koşulları oluşmadığı halde Tebligat Kanunu’nun 35.
maddesine göre sanığa yapılan tebliğ işleminin usulsüz olduğu, bununla birlikte katılmasına karar verilen …’un da dosyada bilinen son adresine doğrudan MERNİS şerhiyle gerekçeli kararın tebliğe çıkartıldığı ve Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre muhtara tebliğ edildiği, doğrudan mernis adresine çıkartılan tebligatın usulüne uygun olmadığı; bu haliyle yapılan kesinleştirme usulüne uygun olmayıp hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin işlemeye başlamadığı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre;
2) 5271 sayılı CMK’nin 231/5. maddesi uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün, 5271 sayılı CMK’nin 231/11. maddesi gereğince denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde açıklanabilmesi için, mahkeme tarafından öncelikle duruşma açılıp 5271 sayılı CMK’nin 195/1. maddesine göre

sanığa yokluğunda karar verilebileceği ihtarını içeren usulüne uygun meşruhatlı davetiye çıkarılarak duruşmaya çağrılması gerekirken, sanık için çıkarılan davetiye bila tebliğ iade edildiği halde yazılı şekilde savunması alınmadan karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3) İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 17/09/2012 tarihli raporunda ”…. Rapordaki sehven yapılan yanlışlık sonucu diğer kişinin de raporunda değişiklik olması gerektiğinden, istenildiği takdirde … için de rapor düzenlenebileceğini bildirir rapordur.” şeklinde belirtilmesi karşısında, katılanın yaralanması hususunda tereddüt oluştuğundan, mevcut raporların içeriğinin Adli Tıp kriterlerine uygun olmayıp, hükme esas alınacak yeterlilikte bulunmadığı anlaşılmakla; katılana ait tüm tedavi evrakları, geçici ve kat’i raporları temin edilip en yakın Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne sevk edilerek, 5237 sayılı TCK’nin 86 ve 87. maddelerinde belirtilen ölçütlere göre katılanın yaralanmasının niteliği konusunda duraksamaya yer vermeyecek kati raporu alındıktan sonra, sanığın hukuki durumunun tespit ve tayini gerektiği gözetilmeksizin yetersiz raporlara dayanılarak eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
4) Adli Tıp kriterleri açısından kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin hafif (1) ila ağır (6) derece şeklinde sınıflandırılması ve 5237 sayılı TCK’nin 87/3. maddesinde kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisine göre cezanın en fazla (1/2) oranında artırılmasının öngörülmüş olması karşısında, katılanın adli raporunda vücudundaki kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta (2.) derece olduğu belirtilmesine rağmen, 5237 sayılı TCK’nin 3. maddesindeki orantılılık ilkesine aykırı olarak sanığın cezasında (1/3) oranında artırım yapılması suretiyle fazla ceza tayini,
5) Karşılıklı yaralama suçlarının işlendiği olayda, tarafların olayın çıkış sebebini ve gelişimini farklı şekilde anlattıkları, olayın çıkış sebebi ve gelişimi üzerinde durularak ilk haksız hareketin kimden geldiğinin tespitine çalışılması; bunun mümkün olmaması halinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.10.2002 tarih ve 2002/4-238 Esas – 367 sayılı Kararı uyarınca ve bu kararla uyumlu Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında da kabul edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediğinde, şüpheli kalan bu halde sanık lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari oranda (1/4) uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışmasız bırakılması,
6) Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 53/1. maddesi hiç uygulanmamış ise de, hak yoksunluğu kasıtlı suçtan verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olup, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CMUK’un 326/son maddesi gereğince sonuç ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 24.11.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.