YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/22762
KARAR NO : 2020/13942
KARAR TARİHİ : 19.10.2020
Bıçakla müessir fiil suçundan sanık …’in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 456/4, 62 ve 457/1. maddeleri gereğince 390,00 Yeni Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Adana 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 18.05.2006 tarihli ve 2004/1482 Esas, 2006/644 Karar sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 04.08.2020 tarihli ve 2020/3236 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.09.2020 tarihli ve 2020/75330 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
1) Dosya kapsamına göre, mağdur-sanıklar … ile …’ın iş arkadaşı oldukları, olay günü …’in işe sürekli geç kalması sebebiyle işlerin genelde …’a kaldığından bahisle başlayan konuşmanın kavgaya dönüştüğü, …’in …’a iş yerinde bulunan bir ekmek bıçağını çektiği, …’un da kendisini korumak için oradaki kül tablasını alıp yere attığı, bunun üzerine iş yerindeki diğer çalışanların tarafları ayırdıkları, beş dakika kadar sonra ise iş yerinin önünde duran …’in yanına …’un elinde bıçakla geldiği, …’e hitaben “Bıçak öyle çekilmez, böyle çekilir.” diyerek, …’i Adli Tıp Kurumu Adana Şube Müdürlüğünün 25/08/2004 tarihli adli raporuna göre sağ baldırında iki adet 2,5 cm kesiye neden olacak ve üç gün süreyle mutad iştigaline engel teşkil edecek şekilde yaraladığı, ancak …’a ait herhangi bir adli rapor bulunmadığı gibi yaralandığına ilişkin bir beyanının da aşamalardaki savunmalarında yer almadığı, olayın …’in tedavi için gittiği sağlık ocağının ihbarı üzerine iş yerine giden kolluk görevlilerinin …’un …’i bıçakladığına ilişkin ikrarı ile suç aleti olan bıçağı görevlilere teslim etmesi sonucu ortaya çıktığının anlaşıldığı somut olayda; imkanı varken …’in …’a bıçakla vurmak için hamle yapmaması, …’un darp edildiğine dair adli rapor ve herhangi bir beyan bulunmaması, aşamalardaki tüm savunmalarında korkutmak ve kendisine olası bir saldırıyı önlemek maksadıyla o an olay yerindeki ekmek bıçağını …’a doğrulttuğunu ifade etmesi, yatıştıktan sonra olayı söz ve davranışlarıyla canlandıranın … olması karşısında, sanık …’in eyleminin bir bütün halinde 765 sayılı Kanun’un 466. maddesinde düzenlenen kavgada korkutmak için silah çekmek suçunu oluşturmasına rağmen vasıflandırmada hataya düşülerek silahla yaralamaya tam teşebbüs suçundan hüküm kurulmasında,
Kabule göre de;
2) 765 sayılı Kanun’un 29. maddesinin 4. ve 5. fıkralarında yer alan; “(4) Eğer içtima eden sebeplerden bazısı artırmayı ve bazısı eksiltmeyi müstelzim olursa ilk önce artırmakla işe başlanır. (5) Bütün hallerde mücrimin yaşı, akli haleti, esbabı muhaffifei takdiriye ve tekerrür hususları bu sıra takip olunmak şartile en sonra nazara alınır.” hükmü karşısında, sanık hakkında 765 sayılı Kanun’un 456/4. maddesine göre belirlenen ceza üzerinden, bıçaktan dolayı aynı Kanun’un 457/1. maddesince artırım yapıldıktan sonra 62. maddeye göre indirim yapılması yerine yazılı şekilde sıralamaya aykırı olarak uygulama yapılmasında,
3) 765 sayılı Kanun’un 59. maddesinde yer alan ” (1) Kanuni tahfif sebeplerinden ayrı olarak mahkemece her ne zaman fail lehine cezayı hafifletecek takdiri sebepler kabul edilirse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası yerine müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis yerine 30 sene ağır hapis cezası hükmolunur. (2) Diğer cezalar altıda birden fazla olmamak üzere indirilir.” şeklindeki düzenleme gereğince, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza belirlendikten sonra, belirlenen cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç cezanın belirlenmesi gerektiği cihetle, 765 sayılı Kanun’un 59. maddesindeki takdiri indirim hükmünün uygulanmasının mümkün olup olmadığının gerekçeli kararda tartışılmamasında,
4) Sanık hakkında doğrudan adli para cezasına hükmedilmesi ve sanığın eylemini 29/07/2004 tarihinde işlemiş bulunması karşısında, sanığın cezasının suç tarihinde yürürlükte bulunan 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 6. maddesi gereğince ertelenmesinin gerekip gerekmeyeceği hususunun karar yerinde değerlendirilmemesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; sanık ile mağdurun tartıştıkları tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine sanığın bıçak çektiği, mağdurun kül tablasını yere attığı, araya girenlerce kavganın aralandığı anlaşılmıştır. Mahkemece takdir hakkının yanlış kullanılarak, eylemin müessir fiile teşebbüs olarak belirlenmesi ancak temyiz sebebi olabilir.
Lehe hüküm uygulanma talebi bulunmayan sanık hakkında hakimin takdirine dayalı 765 sayılı TCK’nin 59. ve 647 sayılı Kanun’un 6. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması da hakimin takdirine dayalıdır. Olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma hakimin takdirine giren hallerde söz konusu olamayacağından yerinde bulunmayan kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmelidir.
Ayrıca uygulama sırasında hata yapılması suretiyle sanığın 765 sayılı TCK’nin 456/4. maddesine göre belirlenen ceza önce 765 sayılı TCK’nin 62. maddesine göre indirilmiş, sonra 765 sayılı TCK’nin 457/1. maddesine göre artırılmış ise de; bu husus sonuç cezaya etkili görülmemiştir.
Açıklanan bu nedenlerle Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.