YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5302
KARAR NO : 2020/13586
KARAR TARİHİ : 14.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanığın yargılama konusu eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına” ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2) 28.01.2016 tarihli duruşmada, bir sonraki duruşmanın 31.03.2016 tarihine bırakıldığının belirtildiği ancak katılan tanık İsmet’in beyanlarının tespiti için yazılan talimata ikmalen cevap verilmesi üzerine mahkemece, 12.02.2016 tarihinde re’sen celse açılmasına karar verilerek yargılamaya son verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 194, 196. maddelerine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması,
Kabul ve uygulamaya göre;
3) 5237 sayılı TCK’nin 86/3-c maddesi uyarınca kasten yaralama suçunun “Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” işlenmesi hâlinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağına ilişkin düzenlemesi karşısında, müştekinin suç tarihinde seçim kurulu başkanlığınca sandık kurulu üyesi olarak görevlendirilmiş olup olmadığı hususu araştırılarak, sonucuna göre 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı verilmek suretiyle, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 86/3-c maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
4) Müştekinin seçim günü sandık kurulu görevlisi olduğu sandıkta usulsüz oy kullanımı meselesinden uyardığı Ali Kemal isimli kişinin kardeşi olan sanığın olaya sonradan müdahil olarak müştekiyi yaraladığı olayda müştekiden sanığa yönelmiş haksız bir hareket bulunmadığı halde, TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde (½) oranında indirim uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,
5) Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas olan başka ilamının bulunmadığı da gözetildiğinde, sanık hakkında tekerrüre esas alınan Bafra Asliye Ceza Mahkemesinin 08.10.2009 tarih ve 2006/344 Esas – 2009/526 Karar sayılı ilamıyla sanığın 5237 sayılı TCK’nin 154/1. maddesi gereğince hakkı olmayan yere tecavüz suçundan cezalandırılmasına karar verildiği ancak; 25.02.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesi gereğince uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenerek, tekerrüre esas alınan suçun da uzlaşma kapsamına alındığı anlaşılmakla; TCK’nin 2. ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanık hakkında tekerrüre esas alınan hükme ilişkin uzlaştırma işlemi yapılıp yapılmadığı mahkemesinden sorularak, sonucuna göre TCK’nin 58. maddesinde düzenlenen mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
6) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CMUK’un 326/son maddesi uyarınca sanığın ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 14/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.