YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/18424
KARAR NO : 2023/870
KARAR TARİHİ : 01.03.2023
T. C.
Y A R G I T A Y
3. C E Z A D A İ R E S İ
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.06.2018 tarihli ve 2017/208 Esas, 2018/385 sayılı Kararı ile sanık hakkında örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 Sayılı Kanun’un) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası aynı Kanun’un 220 inci maddesinin yedinci fıkrası doğrultusunda; 5237 Sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, aynı Kanun’un 220 inci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanunu’nun 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi ve 63 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 01.07.2019 tarihli ve 2018/915 Esas, 2019/954 sayılı Kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesi Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun kabulü ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılarak; sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 Sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanunu’nun 62 nci maddesi, aynı Kanun’un 53 üncü maddesi, aynı Kanun’un 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve aynı Kanun’un 63 üncü maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 17.11.2021 tarih ve bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafinin temyiz istemi özetle,
1-Atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,
2-Sanığın üyesi olduğu iddia edilen terör örgütü hakkında 15 Temmuz 2016 öncesine silahlı terör örgütü olduğuna dair verilmiş yargı kararı olmadığına,
3-Sanığın telefonunda tespit edilen bylock kalıntısı delilinin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine,
4-Sanığın ByLock kullandığına dair tespit tutanağı olmadan, ByLock kullanıcısı olduğunun kabul edilemeyeceğine,
5-Sanığın Bank … da rutin bankacılık işlemleri yaptığını, talimatlı hareket etmediğine,
6-Veri inceleme raporunun istihbari belge olduğunu, delil olarak nitelendirilmeyeceğine
7-Tanık beyanının doğru olmadığını, doğru kabul edilse dahi 2001-2006 yıllarını kapsadığını, 2006 yılı sonrasına ilişkin tanık beyanının olmadığını, ayrıca tanığın itirafçı olması nedeniyle beyanlarına itibar edilemeyeceğine,
8-Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal edildiğine,
Ve sair sebeplere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, sanığa ait [email protected] isimli hesabı üzerinden indirilen uygulamaların yanında “net.client.by.lock” uzantısına sahip “ByLock” uygulamasının da olduğunun tespit edildiği ancak sanığın kullanımında olan GSM numarası ile bilinen ByLock hedef IPlerine erişimini gösterir irtibat analiz kaydının bulunmadığı; bu hususun sanığın mail hesabına bağlı cihaz ile bylock uygulamasının indirilmiş olduğunu gösterse de sanığın ByLock uygulamasını kullandığı hususunun her türlü şüpheden uzak olarak tespitine yeter olmadığı nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/16.MD-956 E ve 2017/370 K sayılı ilamında yer aldığı üzere ByLock haberleşme programına ilişkin bağlantı sayısı ve tarih aralığının bulunmasının kullanılması anlamını taşıdığı hususuna yer verildiği, sanığın kullanmış olduğu GSM numaraların tespit edildiği bu numaralarla bilinen ByLock hedef iplerine erişim sağlanıp sağlanmadığı hususunun BTK dan sorulduğu sanığın kullanımında olan numaralarla ByLock hedef iplerine erişim sağlanmadığının gelen cevabi yazılarda yer aldığı bu haliyle sanığın ByLock kullanıcısı olduğunun ortaya konulamadığı değerlendirilmiş, sanığın ByLock kullanıcısı olmadığı dikkate alınarak diğer dosya kapsamı üzerinden sonuca ulaşılmıştır.
Sanığın, örgütün legal görünümlü illegal bankasında banka kayıtları hesap ekstreleri ve bu kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna göre, terör örgütü liderinin çağrısı örgütün üyeleri ve yayın organları üzerinden yayılan çağrı ve propagandalar sonrasına denk gelecek şekilde 2014 yılı Eylül ayında bir önceki ay hesap bakiyesi 8.457,30 tl olmasına rağmen hesap bakiyesinin 23.000,17 tl ye ulaştığı, sanığın bu şekildeki hesap açma işlem yapma ve para yatırma tarihlerinin çağrı ve talimat tarihleri ile uyumlu oması dikkate alındığında sanığın bilerek ve isteyerek bu kapsamda işlem yaptığının anlaşıldığı, sanığın o tarihteki kamuoyu tartışmalarından, banka ile ilgili haberlerden, bankaya sahip çıkılması destek olunması yönündeki müzahir yayınlardan haberdar olmadığı yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, bu haliyle örgütün hiyerarşisi içerisinde yer aldığına, örgüt üyesi olduğuna ilişkin yeterli tespit ve delil elde edilmeyen sanığın, yukarıda anlatılan ve delillendirilip kabul ve gerekçesi açıklanan eylemlerinin 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 220 inci maddesinin yedinci fıkrasında tanımlanan örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçuna vücut verdiği sonuç ve kanaatine varılarak hüküm kurulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında talimat yolu ile alınan beyanlarında soruşturma aşamasında alınan beyanlarından döndüğü anlaşılan, ancak örgüt üyeleri haklarında yapılan soruşturmalar sırasında samimi olarak beyanda bulunan tanıkların, daha sonra çeşitli sebeplerle kovuşturma aşamasında bu beyanlarından dönebiliyor olması ve soruşturma aşamasında yapmış olduğu teşhis işlemi müdafii huzurunda yapıldığı için dairemizce soruşturma aşamasında vermiş olduğu beyanı hükme esas alınan tanık M. S. ‘nin sanıkla ilgili olarak “2001 yılında …’da örgütün emniyet yapılanması içerisinde 2001 yılında komiser yardımcılığı kursunda düzenlediği piknik türü etkinlikler ile, 2002-2006 yılları arasında …’da düzenlenen 2001 mezunlar grubu piknik türü etkinliklere katıldıklarını” belirtir ifadesinden 2001 yılı itibarı ile dahi örgütle iltisaklı olduğu anlaşılan, her ne kadar bylock kullanıcısı olmadığı belirtilse de soruşturma aşamasında el konulan dijital eşyalarının incelenmesinde sanığın bizzat kendisine ait “[email protected] isimli mail hesabından indirilen uygulamalar arasında “net.client.by.lock” uzantısına sahip örgüt üyelerinin aralarında gizli haberleşmeyi sağladıkları “ByLock” uygulamasının olduğu tespit olunan, … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan örgüt mahrem imamlar soruşturması kapsamında ele geçen microSD karttan sanık yönünden ele geçen bilgilerden olan veri inceleme raporunda şahsi, ailevi bilgileri ve görev bilgileri belirtilerek örgüt içerisinde A5 (fetö mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan kişileri ifade eden) şeklinde şeklinde gruplanan derecede bulunduğu belirtilen, silahlı terör örgütünün en büyük finans kaynaklarından olan Bank Asyada hesabı bulunup, örgüt yöneticilerinin adı geçen bankanın kurtarılması yönündeki talimatları dönemlerine denk gelecek ve bu talimatlara binaen işlem yaptığını açıkça gösterecek şekilde 2014 yılı ocak ayı sonunda hesabında 2012,99 TL. var iken, şubat ayı itibarı ile nakit giriş işlemi ile hesabına para yatırarak ay sonu bakiyesini 6139,47 TL.’na çıkartan, yine talimat dönemlerinden olan 2014 yılı Eylül ayında bir önceki ay hesap bakiyesi 8457,30 TL. olmasına rağmen hesap bakiyesini 23000,17 TL.’na yükselten sanığın silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olup, tüm bu eylemleri ile süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetlerde bulunmak sureti ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği yönünde Dairemizde tam bir vicdani kanaat oluşmuş, bu sebepler ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekir iken ilk derece mahkemesince sanığın sadece BankAsya hesap ve işlemleri değerlendirilerek eyleminin silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yasaya aykırı ve Cumhuriyet savcısının istinaf itirazları bu yönü ile yerinde görülmüştür.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın ByLock kullanıcısı olduğunu bildiren ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı temin edilmeden, dijitalinde ByLock uygulama kalıntısı tespit edilmesi neticesinde, yerinde olmayan gerekçeyle sanığın bylock kullanıcı olduğu kanaatiyle ByLock delilinin hükme dayanak olan deliller arasında belirtilerek hüküm kurulması; diğer delillerin atılı suçun sübutu için yeterli olması sebebiyle; sonuca etkili bulunmamıştır;
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (5237 Sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin birinci fıkrası). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(5237 Sayılı Kanun’un 30 uncu maddesinin birinci fıkrası). 5237 sayılı Kanun’un “Hata” kenar başlıklı 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (kapatılan) 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda 5237 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığınn sosyolojik ve kültürel durumu, örgütün nihai amacını gerçekleştirmek için örgütteki konumu, faaliyeti ve irtibatlarının devam ettiği tarih itibariyle atılı suç yönünden manevi unsurun oluşmadığı yönündeki temyiz istemi yerinde görülmemiştir.
c) Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkan sağlamıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK’nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa, tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. (5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 48 inci madde)
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 48 inci maddesinde, temelini Anayasanın 38 inci maddesi beşinci fıkrası hükmünden alan ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 206 ncı maddesi (a) bendi veaynı Kanun’un 217 nci maddesi ikinci fıkrası) hukuka aykırı delil de hükmü esas alınamaz. (YCGK 12.11.2013 2013/1-251, 2013/454)
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği halde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyişi kanıtların da bulunması halinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın “tanık beyanı” veya “sanık beyanı” olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
Sanığın kendisinin katılmadığı, suç ortaklarının gerçekleştirdiği diğer suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkündür. Bir kişinin aynı suça iştirak etmediği takdirde iki sıfatı (tanık-sanık) birden taşınmasında engel bulunmamaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de suç ortaklarının tanıklığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre ifadenin tanık tarafından değil de kendisi de sanık olan biri tarafından verilmiş olmasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu ifade elle tutulur derecede mahkumiyetin temeli olabilecek nitelikte ise, sözcüğün dar anlamında bir tanık tarafından mı, kendisi de sanık olan biri tarafından mı verildiğinden bağımsız olarak, iddia makamı için bir delildir. Çünkü mahkemeye göre, tanık teriminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) sisteminde “özerk” bir anlamı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 6 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendi gereğince tanığa sağladığı güvenceler, sanık olup açıklamaları “tanıklık” olarak değerlendirilebilecek kişiler bakımından da devreye girebilecektir. Bu bağlamda AİHM’e göre, suça iştirak eden, olayın mağduru, şikayetçi devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı ya da tanık olabilir.
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi halinde, yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22.04/.992)
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hakkında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ya da silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma veya kovuşturma bulunan kişilerin TCK’nın 221. Maddesinde belirtilen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verdikleri beyanların hükme esas alınmasına temyiz taelpleri yerinde görülmemiştir.
d) BDDK’nın 29.05.2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı … Katılım Bankası AŞ’de gerçekleştirilen mutad hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilip, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemlerin, örgüte üye olmak suçu bakımından örgütsel faaliyet, tek başına ise örgüte yardım etmek olarak kabul edilebileceği belirlenmiştir.
e) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, komiser yardımcılığı kursunda örgütün etkinliklerine katılan, …’da görev yaptığı dönemde örgütün etkinlerine katılan ve örgütün sorumlu mahrem imamına teslim edilmek üzere aynı rütbede olan tanık M.S’ nin himmet için verdiği parayı teslim alan, örgüt liderinin talimatı ile uyumlu olacak şekilde örgüte müzahir Bank …’da katılım hesapları açarak mevduatını arttırran, FETÖ/PDY emniyet mahrem yapılanmasına ilişkin dijital verilerin incelenmesi sonucunda düzenlenen veri inceleme raporunda örgüte herşeyiyle teslim olan kişileri ifade eden “A5” derecesi ile kodlanan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair mahkemesi kabulünde esasa teşkil etmeyen belirtilen eleştiri dışında isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
f) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, belirtilen eleştiri dışında hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen esasa müessir olabilecek savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 01.07.2019 tarihli ve 2018/915 Esas, 2019/954 sayılı Kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca … 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.03.2023 tarihinde karar verildi.