YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/29313
KARAR NO : 2023/877
KARAR TARİHİ : 21.02.2023
TUTUKLU
DURUŞMA TALEPLİ
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/315 E., 2022/646 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütü yöneticiliği, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin
şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesi ile değişik CMK’nın 299/1 inci maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2021 tarihli, 2021/16 Esas ve 2022/27 sayılı kararı ile sanık hakkında
a- Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 19 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nın 62 nci maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına, hak mahrumiyetlerine ve tutukluluk halinin devamına;
b- Resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı TCK’nın 204/1 maddesi gereğince 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 3713 sayılı Kanun’un 5/1 maddesi gereğince cezası yarı oranında artırılarak neticeten 4 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nın 62 nci maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına ve hak mahrumiyetlerine;
c- Ele geçirilen nakit paranın suçtan elde edilen malvarlığı olduğu, suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaat olduğu anlaşılmakla TCK’nın 54 ve 55 maddeleri gereğince müsaderesine karar verilmiştir.
2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi’nin 19.04.2022 tarihli, 2022/315 Esas ve 2022/646 sayılı kararı ile;
Hükmün 1 inci fıkrasının dördüncü ve beşinci paragraflarının hüküm yerinden tümüyle çıkartılarak yerine “sanığa hükmolunan cezanın TCK’nın 58/9 maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve ayrıca sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına,” ibarelerinin yazılıp eklenmesi,
Hükmün 2 nci fıkrasının onuncu paragrafının tümüyle hüküm yerinden çıkartılarak yerine “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2020/16356 sırasında kayıtlı olan ve soruşturma aşamasında sanıktan elde edilen dijital materyallerin sanığa iadesine, dijital metaryallere ilişkin imajların ve paket açma görüntüsü içeren 1 adet CD/DVD ile … adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanının dosyada delil olarak saklanmasına, yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2020/14988 sırasında kayıtlı 11 adet kitap ile ilgili olarak hakkında yasaklama ve toplatma kararı bulunanların TCK 54/1 inci maddesi uyarınca müsaderesine, yasaklama ve toplatma kararı bulunmaması halinde ise sahibine iadesine,” ibarelerinin yazılıp eklenmesi suretiyle, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (d) bentleri uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 27.06.2022 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle;
-Delillerin hukuka aykırı olduğuna,
-Yöneticilik ve sahtecilik suçlarının unsurlarının bulunmadığına,
-Sahte kimliğin aldatılıcılık özelliği bulunmadığına,
-Aleyhe beyanların soyut ve çelişkili olduğuna,
-Teşdit uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
-Lehe delillerin dikkate alınmadığına,
-Beraate karar verilmesine vesair sebeplere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
a- Silahlı terör örgütü yöneticiliği suçu yönünden:
Sanık …’un örgüt içerisinde Kayseri il yapılanmasında BBTM, esnaf sohbet imamlığı, eyalet imamlığı ve daha sonra da Kayseri il imamlığı gibi görevlerde bulunduğu, bu görevleri kapsamında örgütün finansman ağını kontrol etme imkanına sahip olduğu, ayrıca Kayseri il yapılanmasında tüm kademedeki örgüt üyelerine emir ve görev verme yetkisinin bulunduğu, 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden sonra sanığın yakalamalı olarak arandığı dönemde de Ankara merkezli olarak örgütsel faaliyetlerine devam ettiği, bu bölgede örgüt üyelerine ve ailelerine örgütün yapacağı para yardımlarına ilişkin olarak görev aldığı, bu yardımları organize ettiği, başka illerdeki örgüt üyeleriyle bu kapsamda faaliyetler yürüttüğü ve birçok örgüt üyesine paraların dağıtılması hususunda talimat ve görev verdiği, yurt dışındaki örgüt üyeleriyle yereldeki örgüt üyelerini irtibatlandırdığı, örgüt üyelerine yapılacak yardımlar hususunda koordinasyon sağladığı, örgüt üyelerinin saklanması ve yurt dışına kaçması faaliyetlerini organize ettiği, bu itibarla örgütün ideolojisini benimsediği, örgütün amacı doğrultusunda yaşamını sürdürdüğü, sanığın fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini benimsediği, örgütle organik bağ kurduğu, sanığın örgütle kuvvetli sıkı bir organik bağ içerisinde olması, geniş bir alanda iş bölümü yapabilmesi, örgüt üyelerini sevk ve idare etmesi, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında
harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol alması ve bu faaliyetleri denetleyebilmesi, emir ve direktif verebilmesi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olması hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın bu eylemlerinin örgüt üyeliği suçu boyutunu aştığı ve örgüt yöneticiliği suçunun sübutuna delil niteliğindeki örgütsel eylemler olduğunun açık olduğu, sanığın konumu itibariyle örgütün iç yüzünü bilmemesinin mümkün olmadığı, sanığın örgütsel kast ile hareket ettiğinin açık olduğu anlaşıldığından sanığın 5237sayılı TCK’nın 314/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanığın eylemlerinin niteliği, örgüte bağlılığı ve uzun süreli yakalamalı olarak arandığı sürede örgütün faaliyetlerinde görev almaya devam etmesi hususları birlikte göz önüne alındığında takdiri indirim nedenlerinin oluşmadığı anlaşıldığından TCK’nın 62 nci maddesinin sanık hakkında uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
b- Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden:
Sanığın yukarıda açıklandığı şekilde, uzun süreli yakalamalı olarak arandıktan sonra 16.10.2020 tarihinde yakalandığı, yakalandığı esnada hakkındaki soruşturmayı sonuçsuz bırakmak için hazırlandığı kabul edilen ve ele geçirilen E. K. adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanının ele geçirildiği, bu nüfus cüzdanı üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 02.11.2020 tarihli uzmanlık raporuna göre, belgenin tamamen sahte olarak üretildiği, 26.04.2021 tarihli celsede heyetçe incelenen sahte nüfus cüzdanının gerçeğinde bulunması gereken tüm unsurları barındırdığı ve iğfal kabiliyetine haiz olduğunun değerlendirildiği, bu şekilde sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği anlaşıldığından bu suç yönünden eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 204/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanığın eylemlerinin niteliği, örgüte bağlılığı ve uzun süreli yakalamalı olarak arandığı sürede örgütün faaliyetlerinde görev almaya devam etmesi hususları birlikte göz önüne alındığında hakkında takdiri indirim nedenlerinin oluşmadığı anlaşıldığından TCK’nın 62 nci maddesinin sanık hakkında uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
c- Müsadere yönünden:
Yapılan tespitler doğrultusunda sanığın özellikle örgüt üyelerine ve ailelerine yapılacak para yardımı hususunda görev almış olması, mesaj içeriklerinde toplanan ve dağıtılan paralara ilişkin birçok delil bulunması hususları birlikte gözetildiğinde sanığın yakalandığı sırada bulunduğu evden ele geçirilen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2020/15867 sırasında kayıtlı 200,00 Norveç Kronu, 200,00 Danimarka Kronu, 1.600,00 Euro, 4.350,00 USD ve 700,00 TL nakit paranın suçtan elde edilen malvarlığı ve suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaat olduğu açıkça anlaşılmıştır.
Sanığın üzerine atılı suçun ağırlığı, sanık hakkındaki delillerin ve tanık beyanlarının içeriği göz önüne alındığında üzerine atılı suçu işlediği hususunda somut delillerin olması, ayrıca sanığın uzun süreli yakalamalı olarak arandıktan sonra gaybubet evinde ve sahte kimlikle yakalanmış olması hususu da göz önüne alındığında serbest bırakıldığı takdirde kaçma şüphesinin bulunması ve aynı nedenlerle adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı anlaşılmakla sanığın tutukluluk halinin devamına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur, şeklindedir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer istinaf istemlerinin reddine, ancak;
Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilirken karar yerinde TCK’nın 6/1-j maddesi yerine yazım hatası sonucu TCK’nın 6/5-j maddesi olarak yazılması ve sanık hakkında verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesinden sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilirken uygulama maddesi olarak TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken TCK’nın 58/6 maddesi gereğince denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,
Sanığa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2020/14988 sırasında kayıtlı onbir adet kitap ile ilgili olarak hakkında yasaklama ve toplatma kararı bulunanların TCK’nın 54/1 inci maddesi uyarınca müsaderesine, yasaklama ve toplatma kararı bulunmaması halinde ise sahibine iadesine karar verilmesi gerekirken söz konusu kitapların delil olarak saklanmasına karar verilmesi,
Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2020/16356 sırasında kayıtlı olan ve paket açma görüntüsü içeren 1 adet CD/DVD ‘nin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi gerekirken hüküm yerinde bu hususta karar verilmemesi, hukuka aykırı ise de; bu hususların davanın yeniden görülmesi ve duruşma açılmasını gerektirmeksizin CMK’nın 280/1-d ve 303/1 maddeleri uyarınca düzeltilmesi olanaklı bulunduğu, şeklindedir.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
1-Terör Örgütü yöneticiliği suçu yönünden:
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b) Terör örgütünü yönetme suçu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
5237 sayılı TCK’nın;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye
elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.
Silahlı örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
3713 sayılı TMK’nın uyarınca;
Terör örgütleri
Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.
Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
I-Suçla korunan hukuki değer:
Devletin Anayasal düzeni, bu düzene hakim olan ilkeler, Devletin birliği ve ülke bütünlüğünün korunması suretiyle kamu güven ve huzuru temin edilerek bireyin Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı korunmasıdır.
II- Suçun maddi unsurları:
a- Suçun faili: T.C. Vatandaşı olan ya da olmayan herkes olabilir.
b- Suçun mağduru: Demokratik bir toplumda temel hak ve hürriyetleri güvence altına alınmış olarak barış içinde yaşama hakkı olan her bir bireydir.
c- Fiil-Tipik eylem: TCK’nın 314/1 maddesinde tahdidi olarak belirtilen, Devletin Anayasal düzenine, birliğine ve ülke bütünlüğüne karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütü yönetmektir. Böyle bir örgüt, 3713 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi gereğince terör örgütüdür. Aynı nedenle suç, mutlak terör suçlarındandır. Örgütü yönetmekten bahsedebilmek için öncelikle TCK’nın 220 inci maddesinde öngörülen şartlarla birlikte, amaç-saik, yöntem ve elverişlilik kriterleri itibariyle de terör örgütü vasfını haiz bir örgütün bulunması gerekir.
Doktrin ve yerleşik uygulamalara göre;
Terör örgütünü yönetmek örgüt hiyerarşisinin çeşitli basamaklarında örgütün amaçlarına ve yöntemlerine uygun biçimde örgüt faaliyetlerini sevk ve idare etmek olarak tanımlanabilir. Yönetici suç ortaklığına komuta eden ve örgütün kurallarını gösteren kişidir (Simeone I ReatiAssociativi,op.cit.s 257 Aktaran Turinay Faruk Terör Amaçlı Örgütlenme Suçu s.269).
Suç veya terör örgütünü yönetmek; onu sevk ve idare etmek, kısmen veya tamamen, bölgesel, yerel veya genel olarak yönetip yönlendirmek, hiyerarşik yapıya ve varsa iş bölümüne uygun olarak emir ve talimat vermek, bunların yerine getirilmesini bekleyip denetlemek, gerekli olduğunda da emrine veya örgütün talimatlarına riayet etmelerini cezalandırmaktadır. Kişinin somut olayda yönetme kudretine, sevk ve idare yeteneğine fiilen sahip olup olmadığına bakılmalıdır (Şen E.-Eryıldız S.Suç Örgütü s.107).
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında; harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt yöneticileri, hiyerarşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolaylı fail olarak sorumludurlar (TCK’nın 220/5m.) (Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından).
Failin örgüt yöneticisi olup olmadığı, örgütün organizasyon yapısı, hiyerarşisi ve kişilere verilen görevlerin önemi esas alınmak suretiyle belirlenecektir (Baltacı Vahit Terör Suçları ve Yargılaması sh.183). Bu tespitte belirleyici olan, failin örgüt hiyerarşisi içindeki sıfatı değil ve fakat yönetip yönlendirdiği faaliyetlerin, örgütün amaç ve etkinliği bakımından önemidir. Bu nedenle failin hiyerarşik konumu, üstlendiği görevler esas alındığında dahi belli bir hiyerarşik seviyenin üstünde bulunan kişilerin yönetici olarak kabulünde zaruret vardır. Zira gerek kanun koyucunun aynı cezai yaptırımı öngörerek örgüt yöneticiliğini, örgüt kurma fiili ile aynı ağırlıkta bir ihlal olarak görmesi, gerek mülga 765 sayılı TCK’nın 168 maddesinde yer alan, “silahlı çetede amirliği ve kumandayı haiz olmak” ve 141 inci maddesindeki, “cemiyetlerin faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek”
kavramları ile mer’i 3713 sayılı Kanun’un 7/1 maddesinde yer verilen “örgütün faaliyetlerini düzenleyenlerin de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılacağına” dair kavramlar gerekse örgütle kurulan “organik bağın” sonucu olarak her seviyede belli ölçüde talimat alma-verme, astları yönetme olgusunun, örgütlü suçların doğasında mündemiç bulunması birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilikten maksadın hiyerarşik yapının belli seviyede üst katlarını ifade ettiğini kabul etmek gerekir. Bu görüş Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarında da benimsenmiştir. Nitekim silahlı terör örgütlerinin kırsalda faaliyet gösteren tim, manga, bölük sorumluları ile faaliyet yoğunluğu bulunmayan kimi il sorumluları örgüt yöneticisi olarak değil, örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır.
TCK’nın 220/Tde düzenlenen örgütü yönetme suçu niteliği gereği devamlılık gerektirdiğinden, mütemadi bir suçtur.
III-Suçun manevi unsuru:
Suç işlemek üzere kurulmuş bir örgütü yönetme saikine dayanan doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar (Özgenç, Suç Örgütleri s.21,22). Bu halde sorumluluk, TCK’nın 30 uncu maddesinde düzenlenen “hata” kurumuna göre çözüme kavuşturulmalıdır (Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından).
IV- Hukuka Aykırılık:
Kişi hak ve hürriyetlerinden hiç birisinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağına dair Anayasa’nın 14 üncü maddesinde de açıkça vurgulandığı üzere, bu suç herhangi bir hukuka uygunluk sebebi kapsamında işlenemez. Hiçbir Devlet, hiç kimseye birliği ve ülke bütünlüğünü, Anayasal düzenini bozacak bir hukuk düzeni kurmaz.
V- Konunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü bakımından değerlendirilmesi:
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 16-956 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin 24.04.2017 tarih 2015/3- 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere FETÖ’nün dikey yapılanması şöyledir;
Örgütün sorumlu yöneticisi “imam” olarak isimlendirilir. Hiyerarşi içerisinde yer alan örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kâinat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi birçok değişik pozisyonu vardır.
Örgütün lideri, mensuplarınca kâinat imamı, mehdi, mesih olarak kabul edilmektedir. Kâinat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar “istişare kurulu”, “mollalar”, “tayin heyeti” ve “özel hizmet” birimleridir.
Örgütün yurt içi yapılanmasında ise, “Türkiye imamı”, “bölge imamları”, “il imamları”, “küçük il ve bölge imamları”, “İlçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapı izlenmekte ve örgüt tabana yayılmaktadır.
Türkiye’den sorumlu imama, beş bölge imamı, onlara da bu beş bölgeyi oluşturan şehirlerden sorumlu imamlar bağlıdır. Her şehir, büyüklüğüne göre alt bölgelere, bölgeler semtlere bölünmüş olup her semte ayrı bir imam atanmaktadır. Semt imamlarının altında ise semte bağlı ışık evlerinin imamları yer almaktadır. Bunun yanı sıra kamuda, bakanlıklar ve taşra teşkilatı, yerel yönetimler, üniversiteler, kamu iktisadi teşebbüsleri alanlarında faaliyet gösteren kurumlara da örgüt tarafından imamlar atanmaktadır.
…’in 1999 yılında ABD’ye gitmesinden sonra Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin sorumluluk Türkiye imamına geçmiştir. Ülke içerisindeki faaliyetler ülke imamına bağlı olarak yürütülmekte ve yapılan faaliyetler kurye aracılığıyla ya da doğrudan irtibata geçilerek Gülen’e aktarılarak onayı istenmektedir.
Örgütün bir nev’i omurgasını oluşturan ve günümüz itibariyle elde ettiği konumu kazandıran özel hizmet birim imamları, örgüt ve lideri Gülen’in en çok önem verdiği imamlardır. Bu birim en geniş şekilde yargı, emniyet, mülkiye, …, MİT, Milli Eğitim ve akademik kadro imamlarından oluşmaktadır. Hizmet birimlerinde gizliliğe çok önem verilerek hücre tipi yapılanmaya gidilmiştir.
Örgüt mensubu en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan mensubunu tanımaktadır.
Bir hücre evi ya da en küçük örgüt biriminin sorumlusu erkekler için “abi”, kadınlar için “abla” dır. Abilik örgütte hocalık makamıdır. Hiyerarşiye göre üst tabaka belirler ve görevine son verir. Üyeler abiye itaat etmek mecburiyetindedir. Lider ve ahilerin alttakiler tarafından seçimi söz konusu olmaz ve onaylamalarına da gerek yoktur. Abilik dokunulmazdır. Buna karşın kadınlar örgütün içerisinde hiçbir zaman üst düzey yönetici olamazlar.
Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hakim ve önder … olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar. Örgüt yukarıdan aşağıya doğru tekçi (monist) yapıda Örgütlenmiştir. Daha önce de ifade edildiği gibi kâinat imamı, kutsal insan, Mesih, mehdi, hoca efendi gibi sıfatlarla anılmaktadır.
Kâinat imamlığı, örgütün her türlü işiyle ilgilenip üst karar veren temel, ideolojik ve doktriner birimdir. Bütün işler onun talimatıyla yürütülmektedir. Örgüte her hafta sesini internet üzerinden duyurmaktadır. Örgüt mensuplarının topladığı bütün bilgi ve belgeler de onda toplanır.
Kâinat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanma, İsmailiye mezhebinden ve köken olarak da Zerdüştlük dininden alınmıştır. Zerdüştlük dini ve ondan mülhem İsmailiye mezhebinden yedi kat gök gibi örgütlenmişlerdir. Bu mezhep, sofilerini yedi dereceye ayırmıştır. Tarikatın piri yedinci derecede oturur ki, bu mertebe Allah’tan doğrudan emir alan imamlık makamıdır. İmam helali haram ve haramı helal yapabilir. Ona mübah olmayan hiçbir şey yoktur.
Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet, katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi haline bırakmayıp, kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma ile yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip, örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir.
Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Katlar şu şekildedir;
-Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.
-İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
-Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.
-Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
-Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.
-Altıncı Kat, Has Tabaka: … ile alt tabakaların irtibatım sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.
-Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
Yedi katmanın en üstünde “Sözde Fethullah Hoca arşı” yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerinin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir halde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Hizmet denen işleri ise ilk üç katmandakiler yürütmektedir.
Şu hale göre; anılan örgüt yönünden, örgütün lideri Fetullah Gülen ile beşinci, altıncı ve yedinci katmanlarda yer alanların, bu cümleden olarak kıta imamı, ülke imamı, “Türkiye imamı” ve “bölge
imamlarının”, her halükarda örgütün üst düzey yöneticisi olduklarında kuşku yoktur. Ancak örgütü bir arada tutan ve alt katmanlardakilerin teftiş ve kontrolünü yapan dördüncü katman örgüt mensupları ile ilgili olarak, il ve ilçe sorumluları/imamları ile kamu kurumları imamlarının yönetici olup olmadıkları, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olayın özellikleri, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevleri, sorumluluk sahalarında sevk ve idare ettiği örgütsel faaliyetlerin örgütün amaç ve etkinliği bakımından önem ve yoğunluğu ile kontrol ettikleri kamu personelinin devletin güvenliği bakımından ifade ettiği stratejik değer de gözetilerek belirlenmelidir. Örgüt yöneticisinin mutlaka illegal faaliyetleri yönetmesi gerekmez. Örgütün amacına ve varlığının devamına katkı sunan sözde legal faaliyetleri sevk ve idare etmek de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Örgütün anlatılan yapılanması çerçevesinde, “örgüt mensupları ve örgütsel faaliyetler bakımından yoğunluk içermeyen ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” gibi ilk üç katman mensuplarının ise örgüt yöneticisi olarak kabul edilmesi mümkün görülmemektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, örgütün Kayseri il yapılanmasında … kod adı ile BBTM, bölge imamlığı, büyük mütevellilerin sohbet imamlığı, eyalet imamlığı yapan, örgüt parasının kullanımı ve örgüte ait kurumların bağlı olduğu şirketlerin hisselerinin gerektiğinde kim tarafından devralınacağına ilişkin kararlara katılan, ByLock isimli kriptolu haberleşme sistemini örgütsel iletişim amacıyla yoğun biçimde kullanan ve kullanılmasını telkin eden, kendi görev alanı içerisindeki diğer örgüt üyeleri hakkında görevlendirmeler yapan, 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden sonra yakalamalı olarak arandığı dönemde Ankara’da yerleşerek ceza soruşturmasına maruz kalan örgüt mensuplarına yapılacak saklanma, adli ve parasal yardımların organizasyonuna katılan sanığın anılan örgütün çok etkili bir üyesi olduğunda kuşku bulunmamakta ise de, örgütün Kayseri il imamı S. B.’ye bağlı olarak faaliyet gösterirken il imamının 2015 yılı içerisinde yurt dışına kaçmasını müteakip, yerine gelen M. Ş’nin göreve başlamasına kadar kısa süreli olarak A. D. ile birlikte il imamının görevlerini de deruhte etmesinin örgüt yöneticisi olarak kabulü için yeterli olmadığı gözetilmeden delil ve olguların yanlış değerlendirilmesi suretiyle suç vasfında yanılgıya düşülmesi hukuka aykırıdır.
2-Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden:
a) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, sanığın soruşturma aşamasında müdafi eşliğinde alınan ifadelerinde hakkında yakalama kararı olduğunu öğrenmesi üzerine Ankara’ya kaçtığına, yakalanmamak için yeni adresini mercilere bildirmediğine ve ücreti mukabilinde suç konusu sahte kimliği çıkarttırdığına ilişkin ikrarı ve mahkemenin belgenin sahteliği ile iğfal kabiliyetini haiz bulunduğuna dair araştırma ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
b) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen esasa müessir savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmaktadır, ancak;
Anayasa’nın 138/1 inci maddesi hükmü, TCK’nın 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle 3/1 inci maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi ve kasta dayalı kusurun ağırlığı, suç konusunun önem ve değeri gibi ölçütler göz önünde bulundurularak dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun adil bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, niteliği gereği ayrıca 3713 sayılı Kanun’un 5/1 maddesi uyarınca artırım sebebi olan olguların ayrıca teşdit sebebi de yapılmak suretiyle teşdidin derecesinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile fazla ceza tayinini hukuka aykırıdır.
3- Müsadere yönünden
Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, örgüt terminolojisinde “Yusuf” ve “mağdur” olarak geçen tutuklu/hükümlü örgüt üyelerine ve ailelerine maddî yardım gerçekleştiren “muavenetçi”lerden oluşan, finansmanı çoğunlukla yurt dışında sağlanan bu paraların temini ve dağıtımı amacıyla oluşturulmuş güncel örgüt yapılanmasının içerisinde yer alan sanığın yakalandığı gaybubet evinde ele geçirilen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2020/15867 sırasında kayıtlı nakit paraların sanığın ya da iyi niyetli üçüncü şahısların kişisel parası değil ve fakat örgüte ait olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, uygulama maddesinin 5237 sayılı Kanun’un 55/1 maddesi yerine anılan Kanun’un 54 ve 55 inci maddeleri olarak gösterilmesi usule aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 19.04.2022 tarihli, 2022/315 Esas ve 2022/646 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Bozma sebebi, sanığın kaçacağına dair somut olgulara, suçun niteliği, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
21.02.2023 tarihinde karar verildi.