Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2022/31430 E. 2023/66 K. 16.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/31430
KARAR NO : 2023/66
KARAR TARİHİ : 16.01.2023

T. C.
Y A R G I T A Y
3. C E Z A D A İ R E S İ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I

TUTUKLU
DURUŞMA VE TAHLİYE TALEPLİ

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/513 E., 2022/597 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı

İlk derece mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

Sanığın duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.03.2022 tarihli ve 2022/2 Esas, 2022/100 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun(3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5327 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 6 yıl 10 ay 15 … hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 25.04.2022 tarihli ve 2022/513 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında ilk derece mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özet olarak; sanık ve müdafiin temyiz aşamasında verdikleri dilekçelerinde sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini bildirerek, örgütle irtibatına ve örgütsel faaliyetlerine ilişkin birtakım bilgiler vermek suretiyle teşhiste bulunabileceğini bildirmeleri karşısında, sanığın duruşmada hazır edilerek etraflıca beyanları alınıp, verdiği bilgilerin örgütte kaldığı süre, örgütsel konum ve faaliyetlerine uygun olup olmadığı eldeki bilgilerle örtüşüp örtüşmediği değerlendirilerek sonucuna göre hakkında 5237 sayılı TCK’nın 221/4-2. cümlesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması lüzumu nedeniyle hükmün 5271 sayılı Kanunun 302 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanığın temyiz istemi özetle; ankesör büfe sorgu raporu ile HTS kayıtlarının karşılaştırılması yapılmadan eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna, talebinin olmamasına rağmen sorgusunun SEGBİS sistemi üzerinden yapıldığına, SD kart ile ilgili olarak arama ve elkoyma işleminin hukuka uygun olmadığına, tanık beyanlarına ilişkin SEGBİS kayıtlarının çözümü yapılmadan hükmün açıklandığına, duruşma sırasında kayda alınan SEGBİS kayıtlarının duruşmada çözümlenmiş gibi aynı duruşma tutanağının içeriğine ilave edildiğine, ankesör büfe sorgu raporu kapsamından incelenen HTS kayıtlarının hukuka aykırı ele geçirilmiş delil niteliğinde olduğuna, hükmün gerekçesinde dava safahatında yer almayan dayanaklardan bahsedildiğine, gerekçelerin hangi delile karşılık geldiğinin açık ve net şekilde gösterilerek somutlaştırma yapılmadığına, ankesör büfe aramalarının delil olamayacağına, ele geçen dijital materyallerdeki ham bilgilere ilişkin araştırma yapılmadan eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğine, SD kartta yer alan bilgilerin örgüt üyeliği için aranan süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk kriterlerini karşılamadığına, SD kartın ele geçirildiği … isimli şahsın tanık olarak dinlenmediğine, şahsın Marmara bölge temsilcisi olduğunun ifade edildiğine, kendisinin Marmara bölgesinde görev yapmadığına, ankesör büfe sorgu raporundaki kayıtların tutarsız olduğuna, Yargıtay kararında belirtilen kriterlere uymadığına, arayan şahısların tespit edilmediğine, aramaların örgütsel olduğunun varsayımsal olduğuna, hiçbir tanığın kendisinin sohbetlere katıldığını beyan etmemesine rağmen mahkemece, sohbetlere katıldığı yönünde gerekçeli kararda delil gösterildiğine, dosya kapsamında kod adı kullandığına veya başkasını kod adı ile tanıdığına dair delil olmamasına rağmen gerekçeli kararda bu ifadelere yer verildiğine, ankesör büfe sorgu raporu ile ilgili bilirkişi raporu alınmadığına, suçun maddi ve manevi unsuru oluşmadığına ve tahliye kararı verilmesi talebine ilişkindir.
Sanık müdafiin temyiz istemi özetle; duruşmada okunmayan ve tartışılmayan delilin hükme esas alındığına, ankesör ve büfe aramaları bakımından eksik araştırma yapıldığına, ankesör raporu kapsamından incelenen HTS kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğuna, savunmada ileri sürülen görüşlere gerekçede yer verilmediğine, veri inceleme raporundaki cümlelerin sanığın terör örgütü üyesi olduğunu göstermediğine, ardışık arama kayıtlarının sadece sanığın eğitim gördüğü zamana ait olup sonraki görev yaptığı yerlere ait kaydın bulunmadığına, askeri okuldaki aramaların da telefon kullanılmasının yasak olmasından ve sabit hatları bu sebeple kullanmalarından kaynaklandığına, ardışık aramaların Yargıtay kararlarındaki kriterleri taşımadığına, tanık beyanlarında sanık hakkında örgütsel irtibat ve faaliyet bulunmadığına, sanığın kod adı kullandığına ve kendisinden sorumlu olan kişilerin kod adlarına bildiğine dair herhangi bir delil bulunmamasına rağmen gerekçeli kararda bu ifadelere yer verildiğine, ankesör raporu ile ilgili bilirkişi raporu alınmadığına, sanığın örgüt üyesi olduğuna, örgüt adına hareket ettiğine ve örgüt hiyerarşisi içerisinde yer aldığına dair delil olmadığına ilişkindir.
Sanığın 15.06.2022 tarihinde ve müdafiin 24.06.2022 tarihinde gönderdikleri ek dilekçelerinde, sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

Sanığın sohbet adı altındaki mahrem toplantılara katıldığının anlaşıldığı, ayrıca dosya kapsamında yer alan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/54120 soruşturma sayılı dosyasında Jandarma Mahrem Yapılanmasında “Marmara Bölge Temsilcisi” olduğu değerlendirilen … (…, … ve … kod) isimli şahıstan TrueCrypt programı ile şifrelenmiş kriptolu disk içerisinden ele geçen bilgilere göre, sanığın hasta ve öğrenci, mahrem öğretmeninin ise doktor olarak kodlanarak sanığın mahrem imamı ile yapmış olduğu görüşmelerin kayıtlarına dair veri inceleme raporu ile bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanık …’in FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri mahrem yapılanması içerisinde mahrem öğretmen olarak vazife alan örgüt üyelerinin sorumluluğu altındaki mahrem öğrenci olarak hiyerarşiye dahil olması, örgütün mahrem öğetmenleri tarafından ardışık arama kriterlerine uyacak şekilde aranması ve örgütün mahrem toplantılarına katılması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğunun anlaşıldığı ve buradan hareket ile sanık hakkındaki ayrıntısı yukarıda belirtilen beyanlar ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile önceden süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz eden organik bağının bulunduğu ve sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 3713 sayılı TMK’nın 5. maddesinin 1. fıkrasının yollamasıyla 5237 sayılı TCK’nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğu konusunda mahkememizde tam bir vicdani kanı hasıl olmuştur.

Her ne kadar sanık üzerine atılı suçu reddetse de, sanığın sohbetlere katıldığı hususunda tanığın samimi beyanları ile dosya kapsamında yer alan HTS analiz raporu delil olarak kabul edilip bunlara itibar edilmiş, sanığın sohbetlere katılması ve örgüt içerisinde askeri öğrenci olduğundan halk tabakasında veya ibadet tabakasında olmadığı, gizliliğe son derece riayet edilen mahrem yapılanmada yer aldığı, ayrıca sanığın örgüt içerisinde kendisinden sorumlu olan kişileri kod adı ile tanıması ve kendisinin de kod adı kullanması nedeniyle sanığın eylemleri nedeniyle 17/25 Aralık gibi bir kıstas koymanın örgütün niteliği de göz önüne alındığında uygun olmayacağı kanaatine varılmıştır.

Sanık etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilebilecek mahiyette bir beyanda bulunmadığından TCK’nın 221/4. maddesi uygulanmamış olup, suçun işleniş şekli, sanığın suç kastının yoğunluğu, örgütün niteliği, sanığın örgütteki konumu ve faaliyetleri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek temel cezada alt sınırdan bir miktar uzaklaşılarak hüküm kurmak gerekmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

Bölge adliye mahkemesince, incelenen dosya kapsamına ve gerekçeye göre İlk derece mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden sanık müdafiin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE

a) Ayrıntıları, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.06.2008 tarih, 9-148/169 sayılı ve … başvurusu üzerine verilen AYM’nin 06.02.2020 tarih, 2017/22672 sayılı kararları ile Dairenin 26.05.2016 tarih, 2016/1697 E., 2016/3295 K. sayılı kararında açıklandığı üzere;

Türk Ceza Muhakemesi hukukunun benimsediği sisteme göre, Kanun’un ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. (5271 sayılı Kanun madde 193/1) Duruşmada hazır bulunmak isteyen sanığın, hazır bulundurulması sadece ödev değil aynı zamanda bir haktır.

Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Ceza adaletinin hakkaniyete uygun şekilde gerçekleşebilmesi için sanığın mahkemenin huzuruna çıkarılması büyük önem arz etmektedir. Anılan hak, sadece duruşmada hazır bulunmayı değil duruşma sürecini takip etmeyi, iddiaları ve tanık ifadelerini dinlemeyi, iddia/savunmaları destekleyecek argümanları ileri sürmeyi de içerir. Dolayısıyla duruşmada hazır bulunma hakkı, sanığın yargılamaya etkili katılım hakkıyla da doğrudan ilişkilidir. Suç isnadı altındaki bir kimse duruşmada hazır bulunarak yargılamaya etkin olarak katılmakta, hakkında kurulacak hükmün inşasına ortak olmakta ve yargılamaya yön verme imkanına kavuşmaktadır. Hakimler de bu hak inşasına ortak olmakta ve yargılamaya etkin olarak katılmakta, hakkında kurulacak hükmün inşasına ortak olmakta ve yargılamaya yön verme imkanına kavuşmaktadır. Hakimler de bu hak vesilesiyle sanığın tutum ve davranışları ile kişisel özelliklerini gözlemleme imkanı elde etmektedir.

Bununla birlikte video konferans uygulaması, diğer hususların yanında tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumundan doruşma salonuna transferleri nedeniyle oluşan gecikmelerin azaltılması ve yargılamaların hızlandırılması amacını taşımaktadır. (Marcello Viola/İtalya, B. No:45106/04, 05/01/2007, 70 ). Bu nitelikteki imkanlara başvurmak bizzat duruşmada hazır bulunma hakkının amaçlarıyla çelişmemektedir. Fakat tutuklunun veya hükümlünün yargılama sürecini takip edebilmesi, duruşmada dinlenen insanları görebilmesi ve sarf edilen ifadelerden haberdar olabilmesi, ayrıca kendisinin de mahkeme, tanıklar ve diğer ilgililer tarafından görülmesinin ve dinlenilmesinin teknik engeller bulunmaksazın garanti edilmesi gerekir (Sakhnovskiy/Rusya (BD), B. No:21272/03, 02.10.2010, 98; Marcello Viola, 72-74)
Duruşmada hazır bulunma hakkı, özellikle hükme tesir edebilecek nitelikteki değerlendirmelerin veya başka esaslı işlemlerin yapıldığı celselerde sanığın duruşmada hazır bulunmasını kural olarak gerekli kılar. İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması, açık kabulüne dayalı olmasıdır. Dolayısıyla duruşmada hazır bulunma hakkı ancak olayın koşullarının zorunlu kıldığı durumlarda sınırlanabilecektir. Bu bakımdan duruşmada hazır bulunma hakkını sınırlayan herhangi bir tedbirin öncelikle zorunlu/gerekli olduğunun gösterilmesi gerekir. Bu çerçevede sanığın duruşmada hazır bulunmamasını zorunlu kılan bir olgunun varlığı derece mahkemelerince genel, soyut ve klişe cümlelerle değil somut ve olaya uygun bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır.

Duruşmada hazır bulunma hakkını sınırlayan video konferans yöntemi ile duruşmalara katılımın zorunlu/gerekli olduğunun ortaya konulması halinde ise sanığın duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün halinde zarar verip vermediği ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından gözönüne alınmalıdır. Bu kapsamda duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan tarafın diğer tarafça ileri sürülen görüşler ve kanıtlar hakkında bilgi sahibi olup olmadığı veya bunlara yorum yapıp yapmadığı, dezavantajlı duruma düşürülmeksizin davaya etkili katılımının sağlanmasında makul bir fırsata sahip olup olmadığı, yokluğunda gerçekleştirilen işlemin sanığın duruşmada fiziken hazır bulunmasını gerektiren bir işlem olup olmadığına göre bir değerlendirme yapılmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Hükümden önce 25.08.2017 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 147 inci maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 196 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında öngörülen zorunluluk halinin ne olduğuna ilişkin olaya özgü ilgili ve yeterli gerekçeler somut olgulara dayandırılarak gösterilmeden, Sincan Kapalı Ceza İnfaz kurumunda tutuklu olarak bulunan sanığın mahkeme salonunda hazır bulundurulmaksızın SEGBİS yöntemiyle savunması alınıp son sözü sorulmak suretiyle yargılamanın tamamlanıp 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamında aynı Kanunun 196 ıncı maddesinin dördüncü fıkrasına muhalefet edilerek savunma hakkının kısıtlanması hukuka aykırıdır.

b) Sanığın temyiz aşamasında gönderdiği 15.06.2022 tarihli ve “Savunma” konulu dilekçesinde, bir kısım bilgiler de vermek suretiyle etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirtmesi nedeniyle, duruşmada hazır edilerek etraflıca beyanlarının alınıp, gerekirse kollukta teşhis işlemi de yaptırılmak suretiyle verdiği bilgilerin örgütte geçirdiği süre, konum ve faaliyetleri itibariyle yeterli ve faydalı olup olmadığı değerlendirilip, eldeki mevcut bilgiler ile örtüşüp örtüşmediği de ilgili birimlerden sorularak sonucuna göre, hakkında 5237 sayılı Kanun’un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiin temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 25.04.2022 tarihli ve 2022/513 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Hükmolunan ceza miktarı, suçun niteliği, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliye talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Tokat 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi
2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

16.01.2023 tarihinde karar verildi.