Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2022/34052 E. 2023/671 K. 23.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/34052
KARAR NO : 2023/671
KARAR TARİHİ : 23.02.2023

TUTUKLU, TAHLİYE
TALEPLİ

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/261 E., 2022/829 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.12.2021 tarihli ve 2020/190 Esas, 2021/402 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun(5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun(3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası ve 5327 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 17.06.2022 tarihli ve 2022/261 Esas, 2022/829 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca tanzim olunan 09.08.2022 tarihli onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi özetle, tanıkların da aynı suçtan yargılanıp etkin pişmanlıktan yararlandıklarına, beyanlarının şahsına ait herhangi bir suç unsuru taşımayan tamamen hayatının belli safhalarına ilişkin soyut zan üzerine kurulu somut bilgi içermeyen kulaktan dolma duyumlar olduğuna, cezalandırılma korkusuyla verilen bu beyanların Yargıtay ve AİHM kararlarına göre hükme esas alınamayacağına, kullanılması hiç bir surette suç olarak değerlendirilemeyecek programların cezalandırma gerekçesi olarak hükme esas alınmasının evrensel hukukun genel prensiplerine, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına doğrudan aykırılık taşıdığı halde yerel mahkemede yapılan yargılamada bu itirazlarının kabul edilmediğine, ByLock’un kullanıldığı dönemde hiç bir surette suç vasfı taşımayan bir yazışma programı olduğuna, haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine, tarafına isnad edilen tüm fiillerin yaşandığı ve işlendiği dönemde herhangi bir suç vasfı taşımayan eylemler olduğuna, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine, yerel mahkeme tarafından teşdit yapıldığına, bu teşdidin gerekçeye bağlanmadığına, gerekçeli kararda Bank Asyada hesabının bulunmasının suça dayanak yapılmasının hukuka, yasaya ve vicdana aykırı olduğuna, dosyada elde edilen tanık beyanları ve telefon yazışmalarının CMK kapsamında hukuka aykırı delil mahiyetinde olduğuna, tahliye, beraat taleplerine ve sair sebeplere ilişkindir.
Sanık müdafinin temyiz istemi özetle, sanığın silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair dosyada somut delil bulunmadığına, TCK’nın 30 uncu maddesinde tanımlı hata hükümleri kapsamında değerlendirme yapılmasında zaruret bulunduğuna, sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayininin yersiz olduğuna, iddianamede suç tarihinin belirtilmediğine, ilk derece mahkemesi tarafından iade edilmesi gerekirken iddianamenin kabulüne karar verilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğuna, sanığın Bank Asyada hesabının bulunmasının hiç bir şekilde suç delili olarak değerlendirilemeyeceğine, hiç kimsenin kanuna uygun olarak çıkan, ilgili yerlerce denetlenen, hakkında herhangi bir yayın yasağı ve toplatma kararı bulunmayan bir gazeteyi veya sair mecmuayı satın aldığı veya abone olduğu için suçlanamayacağına, ByLock programının kullanılmasının haberleşme özgürlüğü içerisinde değerlendirmesi gerektiğine, bu programın sunucularına erişimin kanunun belirlediği usul ve esaslara aykırı olduğuna, tanık H.F.S.’nin beyanlarının doğrudan bir görgü, bilgiye dayanmayan tahmin veya yorumlardan ibaret olduğuna, tanık E.D’nin bayanlarına itibar edilemeyeceğine, etkin pişmanlıktan yararlanan tanıkların sanık aleyhinde verdiği beyanların muteber kabul edilemeyeceğine, sosyal medya paylaşımlarının sanığın örgüt üyesi olduğunu gösterir nitelikte delil olarak kabul edilemeyeceğine ve sair sebeplere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
”… sanık …’ın Bank … hesap hareketlerinin örgüt liderinin talimatları ile tam uyum içerisinde gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, tanıklar F. S. ve E. D.’nin beyanlarının benzer yönde beyanlar olduğu, sanığın ByLock kullanıcısı olduğunun teknik verilerle ve raporla sabit olduğu ayrıca sanık tarafından kovuşturma aşamasında ikrar edildiği, yine örgütsel haberleşmede kullanılan programlardan Kakao Talk kullandığını ikrar etmesi, kimya mühendisi olan sanığın 1 yıl süre ile Almanya’da dil eğitimi aldığı yine İsveç’te Ailelerin Birleşmesi adlı proje kapsamında 1 kaldığı, Finlandiya’da dil ve bilgisayar eğitimi aldığı ancak sonrasında Türkiye’ye dönerek çelik kapı ticareti ile uğraştığı hususları birlikte değerlendirildiğinde kariyer planlamasının ve gidişatının hayatın olağan akışına uygun düşmediği ve tanık E.D.’nin beyanlarında da ifade edildiği üzere sanığın Finlandiya ülkesine örgütsel görev kapsamında örgüt tarafından gönderildiğinin anlaşıldığı, sanığın bir dönem Mamak ilçesinde örgüte ait evlere giderek risale okuması yaptığını ikrar ettiği, sanığın söz konusu dönem içerisindeki eyleminin örgütsel hiyerarşi içerisinde sohbet abiliğine tekamül ettiği, sanığın Çorum ilinde bulunan örgüte müzahir … Koleji’nde öncelikle örgütsel görevlerden olan belletmenlik görevi yaptığının ve sonrasında bölge imamlığı görevini üstlendiğinin tanık beyanları ile sabit olduğu, yine sanığın örgüte ait evlere erzak, kurban yardımında bulunduğunu ikrar ettiği, bu görevin bölge imamları tarafından örgüte mensup esnaflardan toplanan himmetler aracılığı ile temin edilerek evlere ulaştırıldığının ihtisas mahkemesi sıfatı ile yapılan yargılamalardan bilindiği, sanığın ikrar ettiği eylemleri ile tanık beyanlarının örgütsel görev anlamında örtüştüğü,
TCK’nın etkin pişmanlık başlıklı 221 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında: ”Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkına örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunamaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.” hükmü mevcuttur.
Yine CMK’nun 223/4-a maddesinde: ”İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen, etkin pişmanlık dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.”
Hükmü mevcuttur.
Yukarıda izah edildiği biçimde; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2018/600 Esas ve 2018/1653 Karar sayılı ilamında, TCK’nın 221/4-1 inci maddesinde yer bulan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için sanığın örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi, bu beyanlarının soruşturma ve kovuşturma aşamasında tutarlı olması, yaptığı ihbar ve verdiği bilgilerin örgütteki konum ve faaliyetine uygun nitelikte faydalı olması gerekliliği karşısında,
Sanığın savunmasında her ne kadar kısmi ikrara dayalı beyanlarda bulunduğu görülmüşse de gerek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemediğini beyan etmiş olması, gerekse de örgüt içerisinde geçirdiği süre ve aldığı görevler ile uyumlu beyan ve teşhislerde bulunmadığı böylelikle örgüt yapılanması ve faaliyetlerini koruduğu anlaşıldığından hakkında TCK’nın madde 221/4-2 nci cümlesinin uygulanmasına yer olmadığı, anlaşılan sanığın 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra da örgütle olan irtibatını kesmeyip ilişiğini devam ettirdiği, örgütsel emir ve talimatlara açık olarak örgüt iradesi lehine kendi iradesini terk ettiği ve örgütün gizli yapılanmasından haberinin bulunduğu ve bu hali ile de süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk açısından sempatizanlık boyutunu aşarak bir bütün olarak örgütle organik bağ kurarak silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından sanığın eylemlerine uyan TCK’nın 314/2 nci maddesi gereğince cezalandırılmasına, takdiren eylemleri ile orantılı olarak alt sınırdan uzaklaşılarak temel cezanın belirlemesine,
Sanığın işlediği suç terör suçu olduğundan cezası 3713 sayılı Kanunun 5/1 inci maddesi uyarınca 1/2 oranında artırılmasına, sanığa verilen cezanın duruşmalardaki tutum ve davranışları ile cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurularak cezasının TCK’nın 62/1 inci maddesi uyarınca oranında indirilmesine,
Karar vermek gerektiği yolunda oluşan kesin vicdani kanaat doğrultusunda oy birliği ile hüküm kurulmuştur.”
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmemiş ancak hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına karar verilen sanık hakkında gerekçeli kararda CMK’nın 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol kararının devamına karar verilmesi kanuna aykırı bulunmakla gerekçeli kararın hüküm bölümünde adli kontrol kararının devamı ile ilgili kısım olan 10 paragrafın tamamının hükümden çıkarılmak suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
a-)Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen, (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b-)Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen, Ayrıntıları (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;”ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı”nın kabul edildiği gözetildiğinde; İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında sanığın … ID numaralı ByLock kullanıcısı olduğuna ilişkin yer alan tespitler ışığında sanığın ByLock kullanıcısı olduğu hususunda bir duraksama bulunmadığı, sanığın … ID numaralı ByLock’u gizliliği sağlamak amacıyla örgütsel haberleşme amacıyla kullandığı, örgütün finans kaynaklarından olan Bank … isimli bankada örgüt başının talimatı ile uyumlu hesap açılışı ve artışı olduğu, örgüt içerisinde bir dönem örgüt evinde kaldığı, belletmenlik ve bölge abiliği yaptığı, sohbetlere katıldığı dolayısıyla sanığın anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmakla sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
c-)Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 17.06.2022 tarihli ve 2022/261 Esas, 2022/829 sayılı Kararında sanık ve müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.02.2023 tarihinde karar verildi.