YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/36103
KARAR NO : 2022/10440
KARAR TARİHİ : 08.12.2022
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme
Hüküm : Yeniden yargılama sonunda; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.06.2016 tarih ve 2016/2739 -2016/3851 sayılı ilamı ile kesinleşen Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.01.2016 tarih ve 2015/354-2016/10 sayılı kararı ile hükümlü/sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının EK KARAR ile kaldırılarak sanığın müsnet suçtan CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine dair karar
Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.06.2022 tarih ve 2015/354-2016/10 sayılı, yeniden yargılama sonucunda hükümlü/sanık hakkında vermiş olduğu “CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine” dair EK KARAR o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I-YARGILAMANIN YENİLENMESİ
A) Genel Olarak:
Kesin hükümde yer alan adli hataların düzeltilmesine ve hükümlü hakkında aynı fiil nedeniyle tekrar muhakeme yapılmasına imkan tanıyan yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü kanun yollarının bir çeşidini oluşturmaktadır.
Kesin hüküm; doğruluğu hukuken kabul edilen ve artık tartışılmayan bir mahkeme kararıdır. İstisnai olsa da uyuşmazlığın çözümünde “adli hata” denilen yanlışlıklar yapılmış olduğu sonradan öğrenilebilir. Bazı önemli hataların giderilebilmesi ve hakikatin araştırılması bu şekilde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi “olağanüstü kanun yolu” ile mümkün olabilecektir.
“Bu yolun istisnai olarak kabul edilmesinin nedeni, doğruluğu hukuken tartışılmayan “kesin hükmün” temellerinin bazı hallerde sarsılmış olması hükmün artık bu temel üzerinde oturmasının mümkün olmamasına dayanmaktadır. Hukuk barışının ve güvenliğinin sağlanması ne kadar önemli ise de, hukuka olan güvenin sağlanması da en az bu kadar önemlidir. Temelleri olmayan bir hüküm hukuk düzeni tarafından kabul edilemez. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi yolu, sadece çok istisnai hallerde mahkeme kararı ile açılabilmektedir.” (Yenisey-Nuhoğlu, CMK 4. baskı 962. syf.)
Maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinde verilen ve kesinleşen hükmün sonradan maddi gerçeğe uyumlu olmadığı anlaşıldığı halde, kararın infazının aynı şekilde sürdürülebilmesi adli hatadan vazgeçilmemesi, diğer bir anlatımla yeni ortaya çıkan bu durumların görmemezlikten gelinmesi, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Her şeyden önce kesinleşmiş bir hükmün, doğru ve maddi bir gerçeğe uygun olduğu, yargılamanın hukuka uygun yürütüldüğü, meşru olduğu, adaletin tecelli ettiği varsayımının bu konudaki inancın kamu vicdanında tahribata uğraması, bozulan hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi ve hukuk barışının yeniden sağlanmasını zorunlu kılar.
İstisnai nedenlerle yargılamanın yenilenmesine karar verildikten sonra yapılacak yargılamada izlenecek yol; yeni bir yargılamada olduğu gibi deliller toplanabilir. Re’sen araştırma ilkesi sonucu olarak yenilenme sebebine bağlı olmaksızın başvuruda belirtilen delillerin dışında da delil toplanabilir. Toplanan deliller karar yerinde tartışılıp suçun ne şekilde işlendiği açıklanmalı, mevcut deliller irdelenmeli, delillerle sonuç arasında bağ kurulmalı, bir başka deyişle bu delillerle önceden bu sonuca varıldığı anlatılmalı, suçun nitelendirilmesi yapılarak yenilenen yargılamanın daha önce yapılıp bitirilen yargılama sonucunda ulaşılan sonuçları değiştirecek bir yenilik getirip getirmediği duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir (Ünver- Hakeri CMK şerhi).
Yargılamanın yenilenmesinin istisnai kanun yolu olduğu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarih, 2012/3-909 Esas, 2014/121 sayılı kararında, “Yargılamanın yenilenmesindeki amaç kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hallerin gerçekleşmesi halinde, gerçeğin araştırılması böylece toplumun ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenileme talebini dikkate alınması söz konusu olmayacaktır.” şeklinde vurgulanmıştır.
B) Yasal Düzenleme:
Yargılamanın yenilenmesi nedenleri CMK’nın 311. maddede tek tek sayılmıştır.
Bunlar;
(1)Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 04.02.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 04.02.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.
Şeklinde sayılmıştır.
Yine 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Kanunun 45-51. maddeleri arasında bireysel başvuru yolu düzenlenmiş, adı geçen yasanın 50. maddenin (2). fıkrasında;
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
Denmek suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 311. maddesinden farklı olarak yeni bir yargılamanın yenilenmesi yolu düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden birisi de “ceza hükmünün, insan hakları ve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşmenin veya ekli protokolleri ile Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin ihlali sureti ile verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, bireysel başvuru yoluna gidilmesi üzerine Anayasa Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması” dır.
Yenilenme talebinde bulunabilmek için cezanın infaz edilmemiş olması ya da hükümlünün sağ olması şart değildir. Yargılamanın yenilenmesi isteminde hükümlünün bulunabileceği gibi, sağ olmaması halinde eşi, üst veya alt soyu, kardeşleri, şayet bu kişiler mevcut değilse Adalet Bakanı talepte bulunabilir.
Yargılamanın yenilenmesi kararında artık mahkeme, yeni bir yargılamada olduğu gibi deliller toplamalı, re’sen araştırma ilkesi sonucu olarak yenilenme sebebine bağlı olmaksızın gerekirse başvuruda belirtilen delillerin dışında da delil toplamalı, toplanan delilleri karar yerinde tartışıp suçun ne şekilde işlendiği açıklamalı, mevcut delilleri irdelemeli, delillerle sonuç arasında bağ kurmalıdır.
II- SOMUT OLAY
Somut davada yenilenme nedeni, hükümlü/sanık … müdafi tarafından yapılan bireysel başvuru yolu üzerine Anayasa Mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile AİHS’nin 10 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26. maddesi kapsamında ifade özgürlüğü ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin tespittir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.06.2016 tarih ve 2016/2739 E. – 2016/3851 K. sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/01/2016 tarih ve 2015/354 E – 2016/10 K. sayılı kararı ile hükümlü/sanık hakkında PKK/KCK silahlı terör örgütüne yardım etmek (iki kez) suçunu işlediğinden bahisle mahkumiyetine karar verildiği, daha sonra hükümlü/sanık müdafisi aracılığıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, yapılan inceleme sonucunda Anayasa Mahkemesi 30.06.2021 tarih ve 2016/14088 başvuru sayılı kararı ile özetle “hükümlü/sanık hakkında terör örgütüne yardım etme suçundan verilen mahkumiyet kararının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı, bu şekilde sanığın Anayasanın 26. Maddesinde düzenlenen ifade hürriyetinin ihlal edildiğini” gerekçe göstererek ihlal kararı verdiği, ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığını belirten Anayasa Mahkemesi ihlalin sonuçlarını giderilmesi amacıyla dosyayı yeniden yargılama yapılması amacıyla Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yapmış olduğu yargılama neticesinde 12.01.2016 tarih ve 2015/354-2016/10 sayılı kararı ile özetle “dosya kapsamında silahlı terör örgütüne yardım etme suçuna konu eylemlerin Anayasanın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında kalıp hükümlü/sanığın eylemlerinin bir partinin siyasi parti faaliyetinde olduğunu” belirterek hükümlü/sanık hakkında verilen mahkumiyet kararını EK KARAR ile kaldırdığı, neticede de hükümlü/sanığın müsnet suçtan CMK’nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine yönelik hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
III- SONUÇ
“Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir.
-01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK’nın 314/3, 220/7, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu,
-01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK’nın 315. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu,
-18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8. maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu.
Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır.
Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır.
Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayanların TCK’nın 315. maddesi; terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi; örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yukarıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlama gibi her türlü yardım TCK’nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında kalacaktır.” şeklindeki hukuki yoruma Dairemizce de iştirak edilmektedir.
Örgüte yardım eden TCK 220/7 maddesi gereğince örgüt üyesi olarak cezalandırılacaktır. Ancak 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Yasa gereğince yardımın niteliğine göre verilecek cezanın üçte birine kadar indirilmesi hususunda hakime takdir yetkisi verilmiştir.
Daha önce terör suçlarına bakan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16. Ceza Dairesi (kapatılan) ile halen terör suçlarına yönelik suçların temyiz incelemesine yapın Dairemizin süreklilik gösteren kararlarından da görüleceği üzere “bir kişinin sahibi olduğu işyerinde ya da sorumluğu altında bulunan meskende, binada vb. yerde örgüte sempatizan kazandırmak ve taban oluşturmak amacıyla kullanılmak üzere, silahlı terör örgütünün ve amacının toplum içinde benimsenmesini sağlamaya yönelik olarak çok sayıda bildiri, afiş, kitap, dergi ve benzeri yayınların saklamasının terör örgütüne yardım suçunu oluşturacağı” açıktır.
Bu kapsamda somut olay irdelendiğinde;
Anayasa Mahkemesinin yargılamaya konu olan ihlal kararının gerekçelerinin incelenmesinde; “özellikle verilen ihlal kararının başvurucu hakkında beraat ya da mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği şeklinde yorumlanmamasını” ifade ettiği, suçun sübutuna veya suç vasfına yönelik bir tespit yapmadığı, sadece Anayasanın 26. Maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmadığı, ele geçirilen örgütsel materyallerin içerikleri hakkında nitelikli bir değerlendirmenin yapılmadığından bahsettiği” görülecektir.
Tüm bu açıklamalar ışığında, oluş, sanık savunmaları ve Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/354 esas sayılı dosya kapsamında elde edilen deliller nazara alındığında;
Suç tarihi itibari ile Adana DTP İl Başkanı olan hükümlü/sanığın, idaresinden sorumlu olduğu binada, örgüte sempatizan kazandırmak ve taban oluşturmak amacıyla kullanılmak üzere, silahlı terör örgütünün ve amacının toplum içinde benimsenmesini sağlamaya yönelik olarak hakkında toplatma kararı bulunan çok sayıda kitap, dergi, doküman, bilgisayar çıktısı, afiş ve benzeri yayınları saklamasının silahlı terör örgütüne yardım suçunu oluşturacağı, oluşan hukuki kesinti nedeniyle hakkında örgüte yardım suçundan iki kez tecziyesine yönelik hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararını da yanlış değerlendirerek içeriğini de genişletecek şekilde eylemin siyasi parti faaliyeti kapsamında kaldığı kabul edilerek sanığın mahkumiyeti yerine beraatine yönelik hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.