Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2022/39006 E. 2023/168 K. 19.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/39006
KARAR NO : 2023/168
KARAR TARİHİ : 19.01.2023

TUTUKLU
DURUŞMA TALEPLİ

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/489 E., 2022/823 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM :İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Sanık müdafiİnin duruşmalı inceleme talebinin, sanık hakkında tayin olunan cezanın süresi itibariyle yasal şartları oluşmadığından CMK’nın 299 uncu maddesi gereğince reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.06.2022 tarihli ve 2022/26 Esas, 2022/128 sayılı kararı ile sanık hakkında;

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 sayılı kısmi iptal kararındaki hususlar gözetilerek 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, TCK’nın 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.

2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 23.09.2022 tarihli ve 2022/489 Esas, 2022/823 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 10.10.2022 tarih ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A. Sanık müdafiinin temyiz istemi,

1. Talimatla dinlenen F. B. ‘nın ifadelerinin birbirinden farklı ve çelişkili olduğuna,

2. Tanık B. A.’nın ilk ifadesinde ve talimatla vermiş olduğu ifadesinde sanığın örgütsel bir faaliyeti olduğundan bahsetmediğine,

3. Tanıklar F. B. ve B. A.’nın ifadeleri nedeniyle sanık hakkında soruşturma başlatıldığı ve başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği halde, eldeki dava dosyasında beyanların cezalandırma gerekçesi yapıldığına,

4. Diğer tanık beyanlarının ise en aleyhe kabulde bile 17/25 Aralık öncesine ilişkin olduğuna ve tanıkların huzurda hazır edilerek veya SEGBİS sistemi üzerinden ifadelerine başvurulmaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığına,

5. TCK’nın 30 uncu madde hata hükümlerinin tartışılmadan hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğuna,

6. Bilirkişi raporuna göre, ardışık aramalardan 3 tanesinin başarısız arama olduğu, diğer 2 aramanın ise arama kriterlerine uymadığına,

7. Tanıkların beyanında geçen F., O., İ., A., A.U., A. B. T. ve M. isimli şahısların tanık olarak dinlenmesi gerektiğine,

8. Tanıklar M. Ö. ve İ. K.’nin ifadelerinin kendi içinde çelişkili olduğu gibi birbiriyle de çeliştiğine,

9. Sanığın ByLock, Eagle, Tango gibi kripto yazışma programları kullanıcısı olmadığı, Bank … ile çalışmadığı, gazete, dergi ve Digitürk aboneliği bulunmadığına,

10. Alt sınırdan uzaklaşma ve TCK’nın 62 nci maddesinin uygulanmama gerekçesinin usul ve kanuna aykırı olduğuna,

11. Duruşma talebini içerir kararın temyizen bozulması ve sanığın tahliyesi talebine,

İlişkindir.

2. Sanığın temyiz istemi,

1. Hakkında beyanda bulunan tanıklarla yüzleştirilmediğine, soru sorma hakkının tanınmadığına,

2. Tanık beyanlarının 2011 yılı ve öncesine ait olduğuna, örgüte ait evlerde kaldığına dair 2 tanık beyanının çürütülerek hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğine,

3. ByLock ve benzeri program kullanmadığına, Bank … hesabının olmadığına, vakıf, dernek ve sendika üyeliğinin olmadığına,

4. FETÖ soruşturmaları kapsamında görevlendirildiği MASAK’da yapmış olduğu çalışmaların, sunduğu raporların ayrıca 2019 yılında teftiş amacıyla gönderildiği sınır kapısında yapmış olduğu güvenlik zaafiyetine ilişkin tespitlerin, almış olduğu güvenlik önlemlerinin, kaçış için kullanılan bölge olması nedeniyle kesin çözümü için yazdığı raporların dikkate alınmadığına,

5. Duruşmalara mahkeme huzurunda katılmak istemesine rağmen SEGBİS’le savunmasının alındığına,

6. Hata hükümlerinin uygulanması gerektiğine,

7. Saygılı tutum ve davranışlarına, kendisinin aranma üzerine teslim oluşuna, sabıkasız geçmişine rağmen temel cezada alt sınırdan uzaklaşıldığına ve gerekçe gösterilmeden takdiri indirim uygulanmadığına,

8. Kararın bozularak tahliyesine karar verilmesi talebine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yapılan yargılama sonucu toplanan delil ve belgelere göre; sanık …’nun Nevşehir’de eğitim gördüğü sırada örgüt içerisinde yer aldığı, F. B.’nın beyanından anlaşıldığı üzere Nevşehir’de örgüt içerisinde vazife yürüttüğü, daha sonradan Deniz Subayı olan B. A.’nın lise eğitimi sırasında ders çalışmak için sanığın örgüt evine gittiği, sanığın mahrem kpss çalışma evleri için Nevşehir’den Ankara’ya gittiği, bu şekilde örgütle irtibatlı olarak memur olduğu, memuriyet döneminde örgütün mahrem memur yapılanması içerisinde yer alarak örgütsel toplantılara katıldığı, bunun yanında memur olduğu dönemde örgüt içerisinde mahrem görev alarak kpss çalışma evi sorumluluğu yaptığı, 2011 İdari Hakimlik Sorularını sınav öncesinde sorumlu olduğu evdeki örgüt mensuplarına verdiği, Ankesörlü/Büfe hatları üzerinden örgütsel iletişim sağladığı, örgüt üyeliğinden işlem gören kişilerle 2013 yılında Bosna Hersek gezisine katıldığı, örgüt içinde sınav sorusu verilmesi gibi vahim ve mahrem görevler yerine getirdiği, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere; silahlı terör örgütü üyeliği suçunun silahlı bir örgütün kuruluş ve amaçlarının faaliyet ve eylemlerinin benimsenerek gönüllü olarak örgütün hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlendiği, F. B., M.Ö., S. U., Y. Y., İ. D. ve B. A.’nın beyanları, HTS kayıtları ve tüm dosya içeriğinden, sanığın FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği mütalaa edilerek, sabit olan eylemine uyan TCK’nın 314/2 nci maddesi, 3713 TMK’nın 5/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilmiştir.

Somut olay itibariyle, her ne kadar sanık aşamalarda yapmış olduğu savunmalarında suçlamayı kabul etmemiş olsa da; tanıkların beyanlarına nazaran sanığın üniversite öğrenciliği döneminden itibaren örgüt yapılanması içerisinde yer aldığı, üniversite öğrencisi olduğu dönemde lise öğrencileri ile ilgilendiği, ev imamlığı yaptığı, Gümrük Müfettişi olarak görev yaptığı dönemde örgütün düzenlemiş olduğu sohbet toplantılarına katıldığı ve örgütün KPSS çalışma evleri ile ilgilendiği ve 2011 yılında yapılan İdari Hakimlik, KPSS ve YDS sınavlarında çıkan soruların bir kısmını sınavdan önce örgüte ait çalışma evlerinde kalanlara götürerek, soruları sınavdan önce verdiği, bu yönüyle örgütün mahrem yapılanması içinde yer aldığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere; silahlı terör örgütü üyeliği suçunun silahlı bir örgütün kuruluş ve amaçlarının faaliyet ve eylemlerinin benimsenerek gönüllü olarak örgütün hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlendiği, sanığın belirlenen bu eylemlerinin örgütün amaçları doğrultusunda örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğuna, sanığın silahlı örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisi içerisinde olmayı tercih etmek suretiyle, örgütün yapısına dahil olduğuna, FETÖ/PDY’nin amaç ve ilkelerini gerçekleştirebilmek amacıyla örgüt stratejisini benimsediğine dair kesin delil teşkil ettiği ve bu yöndeki iddia ile tereddütsüz olarak örtüştüğü, bu haliyle sanığın eyleminin sübut bulduğu, yapılan yargılama, toplanan deliller, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği kanaatine varılmakla, sanığın bu eylem nedeniyle kendisini alacağı cezadan kurtarmaya matuf bulunan savunmasına itibar edilmeyerek, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın ve sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ve sanığın güttüğü saik ve amaç nazara alınarak alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılmasına, koşulları oluşmadığından sanık hakkında TCK’nın 62 nci maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş ve bu cihetle hüküm kurulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

Bölge Adliye Mahkemesince, incelenen dosya kapsamına ve gerekçeye göre İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE

1. Sanığın, yargılamanın hiçbir aşamasında SEGBİS’le dinlenmesine itiraz etmeyerek zımnen kabul etmiş olmasına nazaran, savunmasının zorunluluk nedeni gösterilmeden SEGBİS vasıtasıyla alınması silahların eşitliği ve adil yargılama ilkesi çerçevesinde savunmada zaafiyet oluşturmadığından sanığın 13.12.2022 tarihli dilekçesiyle bu yöndeki beyan ve itirazı yerinde görülmemiştir.

2. Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre yapılan yargılama neticesinde, tanıkların beyanlarına göre sanığın üniversite öğrenciliği döneminden itibaren örgüt yapılanması içerisinde yer aldığı, üniversite öğrencisi olduğu dönemde lise öğrencileri ile ilgilendiği, ev imamlığı yaptığı, Gümrük Müfettişi olarak görev yaptığı dönemde örgütün düzenlemiş olduğu sohbet toplantılarına katıldığı ve örgütün KPSS çalışma evleri ile ilgilendiği ve 2011 yılında yapılan İdari Hakimlik, KPSS ve YDS sınavlarında çıkan soruların bir kısmını sınavdan önce örgüte ait çalışma evlerinde kalanlara götürerek, soruları sınavdan önce verdiği, bu yönüyle örgütün mahrem yapılanması içinde yer aldığı, sanığın belirlenen bu eylemlerinin örgütün amaçları doğrultusunda örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğuna, sanığın silahlı örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisi içerisinde olmayı tercih etmek suretiyle, örgütün yapısına dahil olduğuna, FETÖ/PDY’nin amaç ve ilkelerini gerçekleştirebilmek amacıyla örgüt stratejisini benimsediğine dair kesin delil teşkil ettiği ve bu yöndeki iddia ile tereddütsüz olarak örtüştüğü, bu haliyle sanığın eyleminin sübut bulduğu, yapılan yargılama, toplanan deliller, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

3. Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK’nın madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(TCK’nın madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1.maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.

Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış

dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.

Dairemizin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa’ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın örgütteki konumu, faaliyetlerinin önemi ve irtibatının devam ettiği tarih itibariyle örgütün nihai amacını bilmediği yönündeki savunmasına yerel mahkemece itibar edilmemesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

4. TCK’nın 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle, 3/1 inci maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde; suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun olarak makul bir cezaya hükmedilmesi, gerekçelerin de cezaların şahsiliği ilkesine uygun bulunması, keyfilikten uzak olması, sanığın yargılama sırasında izlenen kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin oluşa ve tüm dosya kapsamına göre yerinde takdir edildiğini göstermesi gerekir.

Açıklanan ilkeler doğrultusunda; sanık hakkında toplanan deliller ve dosya kapsamına göre örgütteki konumu ve kaldığı süre ile faaliyetlerindeki nitelik, yoğunluk ve çeşitlilik itibariyle temel cezanın tayininde asgari hadden kısmen uzaklaşılması yönündeki mahkeme kabulünde hukuka aykırılık saptanmamıştır.

5. Sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.03.2021 tarih ve 2019/1-289 Esas ve 2021/109 sayılı kararında açıklandığı üzere; 07.06.1976 tarihli ve 3-4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu doğrultudaki birçok Ceza Genel Kurulu kararında açıkça vurgulandığı üzere; kanun koyucu, hâkime

takdiri indirim hükmünün uygulanması konusunda geniş bir takdir yetkisi tanıyarak, uygulamada çıkabilecek olan ve önceden öngörülme imkânı bulunmayan çeşitli hâlleri kapsayacak bir kalıp bulmanın zorluğu karşısında, hâkimin bu yetkisini sınırlamaktan özenle kaçınmış, bu tavrını 5237 sayılı TCK’da da devam ettirmiştir.

Ancak, hâkimin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Bütün kararlarda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kararlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte gösterilen gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dosya içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tâbi olacağında da şüphe bulunmamaktadır. Anayasa’nın 141 inci ve 5271 sayılı CMK’nın 34 üncü maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması zorunludur. Gerekçe, verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Yasal ve yeterli olmayan, dosya içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek, hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfiliğe yol açacaktır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği gözetilmeden, geçmişte suç kaydı ve sabıkası olmayan, yargılama boyunca duruşmanın düzenini bozduğuna veya başkaca bir olumsuz tutum veya davranışının bulunduğuna ilişkin tutanaklara yansıyan bir durum bulunmayan sanık hakkında hükmolunan cezadan TCK’nın 62 nci maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken; yetersiz ve dosya kapsamıyla uyumlu olmayan gerekçeyle takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilerek sanık hakkında fazla ceza tayini ile kurulan hükümde hukuka aykırılık görülmüştür.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.06.2022 tarihli ve 2022/26 Esas, 2022/128 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Hükmolunan ceza miktarı, suçun niteliği, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliye talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrasının a bendi uyarınca Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

19.01.2023 tarihinde karar verildi.