Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2022/39453 E. 2023/686 K. 23.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/39453
KARAR NO : 2023/686
KARAR TARİHİ : 23.02.2023

T. C.
Y A R G I T A Y
3. C E Z A D A İ R E S İ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I

T U T U K L U

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/825 E., 2022/1121 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM :İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.03.2022 tarihli ve 2021/369 Esas, 2022/129 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, TCK’ nun 62 inci maddesinin birinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas 2015/85 sayılı kısmi iptal Kararındaki hususlar gözetilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası, 58 inci maddenin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 6 Yıl 5 ay 15 … hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 15.09.2022 tarihli ve 2022/825 Esas, 2022/1121 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 07.11.2022 tarih ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle,
1.ByLock’un hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği, delil niteliğine haiz olmadığı,
2.Bank … hesabının babası tarafından açılan hesap olduğu, bankacılık işlemlerinin TMSF’ye devrinden sonra da devam ettiği ve rutin işlemler olduğu,
3.Etkin pişmanlıktan faydalanmak suretiyle beyanda bulunan tanıkların ifadelerinin hükme esas alınamayacağı,
4.Suçun unsurlarının oluşmadığı,
5. Hata hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği,
6.Yerel mahkemece eksik araştırma ve inceleme yapıldığı,
7. Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin göz ardı edildiği,
8.Sanığın tahliyesine, kararın bozulması talebine ve sair sebeplere
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Genel değerlendirmelerle yapılan tespitler ışığında iddia, sanık savunması ve tüm dosya kapsamına yansıyan delil ve olguların yapılan değerlendirmesine göre; FETÖ/ PDY silahlı terör örgütünün haberleşmede kullandığı kriptolu internet haberleşme programı olan “ByLock kullanıcısı” olduğunun belirlenmiş olması, BDDK tarafından bankaya el konulacağı yönünde basında çıkan haberler sonrasında örgüt yönetimi tarafından el koyma işleminin yapılmasını engellemek amacıyla alınan tedbirlerin uygulanması niteliğinde sanığın adına kayıtlı ve sözde örgüt yöneticilerinin talimat tarihleri ile uyumlu hesap açmaya ve para yatırmaya dayalı olarak hesap hareketliliği içeren hesabının bulunması, ikmal olunan bilirkişi raporunun da sanığın aleyhine olması, sanığın sistem içerisinde örgüte ait öğrenci evinde (17/25 Aralık 2013 öncesi ve sonrasını kapsayacak şekilde) kaldığına ilişkin tanık anlatımlarının bulunması ve kısa bir süre kaldığına dair ikrar niteliğinde beyanının bulunması, hiyerarşik yapının organize ettiği sohbet ve toplantılara katıldığı, bu sohbet ve toplantılarda … kitaplarının okutularak, vaazlarının dinletildiği yönünde tanık anlatımının bulunması, örgüt tarafından sanığa ev ablalığı görevi verildiğine yönelik tanık anlatımlarının bulunması, sanığın firari olup soruşturma aşamasında yasadışı yollardan yurt dışına çıkış yapmak üzereyken yakalanması, sanık yönünden delil başlangıcı ve delil değerlendirme aracı niteliği taşıyacak şekilde; HTS analiz raporu itibariyle haklarında FETÖ/PDY Terör Örgütü Uşak il yapılanması içerisinde yönetici ve üye olarak bulundukları iddiasıyla soruşturma yürütülen ve/veya kamu davası açılan bir kısım şüpheli/sanıklarla iletişiminin olması, örgüte ait kurumda kısa süreli çalışma kaydının bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz eden örgütsel tavır, eylem ve davranışlar ile sosyal ve yakın aile çevresinin örgüte yakın/müzahir yapıda olması şeklindeki organik bağı gösteren delil ve olgular çerçevesinde, üzerine atılı FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçunun sübuta erdiği, sanık suçlamayı red ve inkar etmiş ise de, yer verilen delil ve olguların niteliği, aleyhine tanık beyanları göz önüne alındığında, suçtan ve ceza almaktan kurtulmaya yönelen sanık savunmasına itibar edilemeyeceği kabul edilerek sanığın mahkumiyetine dair hüküm kurulmuştur.
Sanığın üzerine atılı sübuta eren FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçu yönünden, sanığın örgüt içerisindeki etkin yeri ve faaliyetleri nazara alınarak (belirtildiği şekilde örgütsel eylem ve davranışlarının sayısal olarak fazlalığı ve eylemlerin nitelik olarak yoğunluğu nazara alındığında, sanığın örgüt içinde suç işlemeye yönelen amaç ve kastının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle) suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik göz önüne alınarak eylemine uyan 5237 sayılı TCK’ nun 314/2. maddesi gereğince takdiren ve teşdiden ceza tayini ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararı ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b)Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen, Yargıtay ( Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespit edilmesi halinde sanığın örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak kabul edilmesi mümkündür.

c) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, sanığın kullandığı tespit edilen, … ID numaralı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı içeriğine göre ByLock iletişim sistemini örgütsel iletişim amacıyla kullanan, üniversite eğitim döneminde bir süre örgüt evinde kaldığı, ev ablalığı görevinde bulunduğuna dair tanık anlatımları bulunan ayrıca soruşturma beyanında üniversite döneminde 4 yıl boyunca, mahkeme beyanında ise sadece 2015 yılında son sınıftayken apartta kaldığı yönündeki sanık beyanı nazara alındığında, ByLock içeriklerinde sanığa gönderildiği anlaşılan ” abla yarın sizde toplanalım mı apartta” şeklindeki mesajın sanığın örgütle hiçbir organik bağının bulunmadığı yönündeki beyanının aksini gösterir nitelikte olduğu da gözetildiğinde, sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair ilk derece mahkemesi kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
d) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir(TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata(yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın örgütteki konumu, faaliyetlerinin önemi ve irtibatının devam ettiği tarih itibariyle örgütün nihai amacını bilmediği yönündeki savunmasına yerel mahkemece itibar edilmemesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

e) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen esasa müessir olabilecek savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 15.09.2022 tarihli ve 2022/825 Esas, 2022/1121 sayılı Kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.02.2023 tarihinde karar verildi.