Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2023/6216 E. 2024/643 K. 17.01.2024 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/6216
KARAR NO : 2024/643
KARAR TARİHİ : 17.01.2024

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1075 E., 2021/1338 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.04.2022 tarih ve
2021/196 Esas, 2022/132 sayılı kararı
SUÇ :Silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne yardım etme
HÜKÜMLER :1-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 3, 5/1 maddeleri ile TCK’nın 62, 53, 58/9 ve 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararlarına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddi,
2-Sanık … hakkında TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 3, 5/1 maddeleri ile TCK’nın 62, 53, 55/1, 58/9 ve 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
3- Sanıklar … ve … hakkında TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 3, 5/1 maddeleri ile TCK’nın 221/4-son, 221/5, 62, 53, 58/9 ve 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararlarına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddi,
4-Sanıklar … ve … hakkında TCK’nın 314/3 ve 220/7 maddeleri delaletiyle TCK’nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanun’un 3, 5/1 maddeleri ile TCK’nın 62, 53 ve 63 maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararlarına ilişkin istinaf başvurularının esastan reddi,
5-Sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca verilen beraat kararlarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle temyiz edenlerin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Hükmolunan cezanın süresine göre şartları bulunmadığından sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … müdafiilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin CMK’nın 299 uncu maddesi uyarınca REDDİNE,
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, tanık beyanları ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
I. Sanık … hakkında kurulan mahkumiyet hükmü ile sanıklar …, …, …, …, … ve … haklarında verilen beraat kararlarına ilişkin temyiz talepleri ile olarak;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı,tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen esasa müessir iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkumiyet hükmü yönünden eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, sanıklar …, …, …, …, … ve …’ın müsnet suçu işlediklerinin ispat edilemediğine dair gerekçelerin karar yerinde dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli biçimde gösterildiği anlaşılmakla sanık müdafii ve Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1 inci maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
II. Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … …, …, …, … ve … haklarında haklarında kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz talepleri ilgili olarak;
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır (… özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28).
Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu ise, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir;
-01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK’nın 314/3, 220/7, 314/2 nci maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu,
-01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK’nın 315 nci maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu,
-18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanun’un 8 nci maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu.
Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı Kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır.
Örgüte yardım suçunda kast unsuru yönünden öğretideki görüşler incelendiğinde;
Bir suçun kanuni tanımında “bilerek”, “bildiği halde”, “bilmesine rağmen” gibi ifadelere açıkça yer veren suçlar olası kastla işlenemez.
Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir.
Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir (Yrd.Doç.Dr. Namık Kemal Topçu, örgütlü suçlar ve terör suçları, s. 164).
Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen “bilerek” ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir.
Suç örgütleri veya silahlı terör örgütlerine yardım suçunun ancak doğrudan kastla işlenebileceği, yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi gerektiği, örgüt üyelerine yapılan yardımın da örgüte yapılmış gibi kabul edilmekle birlikte örgüt üyesinin mensup olduğu örgütün bilinmesi ve bu yardımın da insani mülahazalarla değil örgütün amaçlarını gerçekleştirme gayesiyle yapılması hususunda ortak bir kanaat mevcuttur.
Öte yandan, yukarıda yer verilen genel nitelikte silahlı terör örgütüne yardım suçu dışında, TCK’nın 315 nci maddesinde tanzim edilen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun yürürlükten kaldırılan 8 inci maddesinde yer alan terörün finansmanı suçu ile 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un 4 üncü maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım suçuna ilişkin özel nitelikte düzenlemelerdir.
Silahlı örgüte üye olmadığı anlaşılan sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek ve bu amaçla patlayıcı madde bulundurma eylemi, silahlı örgüte yardım suçunun özel bir şeklini düzenleyen TCK’nın 315 nci maddesinde tanımlanan suçu oluşturur (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.11.2009 tarih ve 2009/10374 E- 2009/11111 K.).
6145 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise; aynı Kanun’un 3 üncü maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun’un 3 ve 4 üncü maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.
Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür. Toplamak ya da sağlamak nitelik itibarıyla bölünebilen fiiller olduğundan bu suça teşebbüs mümkündür. Ancak teşebbüsün sağlamak ya da toplamak hareketlerinin icrası sırasında gerçekleşmesi gerekmektedir.
Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK’nın 314 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır. Ancak suçun manevi unsuru değerlendirilirken, TCK’nın “cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit” başlıklı 28 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.” şeklindeki düzenleme göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda, karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu para veya değeri para ile temsil edilebilen ekonomik değeri bir terör örgütüne veya teröriste veren kimseye TCK’nın 28 inci maddesi uyarınca ceza verilemeyecektir.
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâli olduğundan, bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilir. Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6145 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.
Anılan maddenin dördüncü fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin beşinci fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin altıncı fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu’nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.
Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre, örgüt mensuplarının geçici olarak barındırılması, evde yemek ikram edilmesi, örgütün verdiği para ile ihtiyaç listesindeki malzemelerin temin edilmesi gibi eylemler fon sağlama kapsamında değerlendirilmeyip TCK’nın 314 üncü maddesinin üçüncü ve 220 inci maddesinin yedinci fıkraları delaletiyle uygulanacak olan ve TCK’nın 314 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen genel nitelikte silahlı terör örgütüne yardım suçu kapsamındadır.
Öte yandan, 6415 sayılı Kanun’un genel gerekçesi, “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesi ve aynı maddenin gerekçesine göre; 6415 sayılı Kanun, Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu Kanun kapsamındaki terör ve terörizmin finansmanıyla mücadeleye ilişkin kararlarının uygulanması, terörizmin finansmanı suçunun düzenlenmesi ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla malvarlığının dondurulmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçunun yalnızca düzenli, sürekli ve çeşitlilik arzeden ve belli bir organizasyon dahilinde ulusal ve uluslararası boyutta yapılan yardım eylemlerini kapsadığını ileri sürmek imkân dahilinde değildir. Zira; terörizmin finansmanı suçunun belli bir organizasyon dahilinde yoğunluk ve süreklilik arzedecek biçimde işlenmesi hâlinde eylem, niteliğine göre TCK’nın 314 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü yöneticiliği veya aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında kalmaktadır.
Benzer şekilde, 6145 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi kapsamında belirtilen suçlar arasında, ülkemizin taraf olduğu dokuz adet uluslararası sözleşmede suç olarak düzenlenen fiillerin yanı sıra, terörizm amacıyla işlenen kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda terör suçu olarak yer verilen fiiller de açıkça sayılmıştır. Bununla birlikte, 3713 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde düzenlenen ve doğrudan terör suçu olarak kabul edilen suçlar arasında TCK’nın 314 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçuna yer verilmiş olması ve anılan suçun temadi eden niteliği nazara alındığında; silahlı terör örgütü mensuplarına erzak ve yaşam malzemesi temin etme eyleminin, örgüt üyeliği suçunu işlenmesini kolaylaştırdığında tereddüt bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir teröriste veya terör örgütüne yapılan bu nitelikte yardımlar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü cebri yöntemlerle bozmayı amaçlayan, bu amaç doğrultusunda bombalama, kasten öldürme, ağır yaralama gibi suçlar işleyen terör örgütü mensuplarının faaliyetlerini idame ettirmelerine, bu şekilde mevcudiyetini devam ettiren terör örgütünün de eylem kapasitesini yükseltmesine katkı sağlamaktadır. Buna göre; terör örgütüne veya mensuplarına bilerek ve isteyerek erzak, yaşam malzemesi ve para temin edilmesinin “fon sağlanması” niteliğinde olduğu ve eylemin bu hâliyle, terörizmin finansmanı suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 13.02.2018 tarihli ve 692-41 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa’ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
1.Sanıklar … ve … yönünden;
a. Kabule göre, örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katıldıklarına dair yeterli delil bulunmayan ancak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün varlığını koruması ve örgütsel faaliyetlerini sürdürülebilmesi amaçlarına uygun olarak, mütevelli toplantılarına katılan şahıslardan himmet adı altıda toplanan paraları örgüt sorumlusuna ulaştıran sanık …’in ve örgütsel faaliyetlerde kullanılmak üzere maddi yardım/himmet veren sanık …’in eylemlerinin, yardımın konusunun 6415 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin (c) bendinde tanımlanan “fon” kapsamında kaldığında kuşku bulunmadığından aynı Kanun’un 4 üncü maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçunu oluşturacağı düşünülmeden olgu ve delillerin hatalı değerlendirilmesi ile suç vasfında yanılgıya düşülmesi,
b.Aşamalarda toplantılarda para verdiğini ve koli temin ettiğini beyan eden sanık …’e etkin pişmanlık kurumunun nitelik ve şartları da hatırlatılıp yeniden dinlenerek verdiği bilgilerin faydalılık derecesi ve etkin pişmanlıkta bulunulan aşama gözetilmek suretiyle; 5237 sayılı TCK’nın 221 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının 2 nci cümlesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmasında zorunluluk bulunması,
c.Silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan hüküm kurulan sanık … ile ilgili olarak suç tarihinin yardım niteliğindeki en son eylem tarihi yerine ilk derece ve Bölge adliye mahkemesi karar başlıklarında 23.09.2021 olarak yazılması,
2.Sanıklar …, …, …, …, … ve … yönünden;
Dijital materyallerin incelenmesi neticesinde sanıkların münhasıran örgüt mensuplarınca kullanıldığına ilişkin yargısal ve teknik belirleme bulunmayan diğer haberleşme programlarını kullandıklarının tespitine dair tanzim edilen raporda yer alan eylemleri gerçekleştirmek ve kod isim kullanmak ile operasyonel hat kullanmak suretiyle örgüt hiyerarşisine dahil oldukları kabul olunarak cezalandırıldıkları görülmekte ise de, olgusal temelleri sair delillerle ortaya konamayan mesajlaşmalar ve görüşme içerikleri dışında kesin ve yeterli delil ikame olunamadığından, ispat edilemeyen müsnet suçtan beraatleri yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
3.Sanık … yönünden;
Mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa’ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı tarihten itibaren irtibatını kestiğine dair aksi kanıtlanamayan savunmaları diğer sanık/tanık beyanları ile de teyid edilen esnaflık yapan sanığın sosyokültürel durumu ve samimi olarak ikrar ettiği olay ve olguların tarihi itibariyle örgütün hiyerarşik yapısına kastla ve organik bağ ile katılıp katılmadığı bağlamında, 5237 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesinin birinci fıkrası kapsamında kaçınılmaz bir hata içinde olup olmadığının mahallinde tartışmasız bırakılması,
4.Sanıklar … ve … yönünden;
UYAP kayıtlarının incelenmesinden sanık … hakkında Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/73 Esas 2021/77 sayılı dosyası ile silahlı terör örgütüne yardım etme, sanık … hakkında Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/38 Esas, 2022/277 Karar sayılı dosyası ile silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından derdest dava dosyalarının olduğu anlaşılmakla, özellikle aynı suçtan daha önce yargılandıkları ve iş bu dava dosyasına dayanak teşkil eden iddianamelere konu eylemler bakımından temadinin kesilmiş olduğunun kabul edildiği görülmekle, inceleme konusu eylemler yönünden suçun sübutu ve vasfının tayini için zorunlu olduğundan, anılan dava dosyalarının temin edilerek incelenmesi, mümkün olması halinde birleştirilmeleri hususunun değerlendirilmesi, birleştirilmelerinin mümkün olmaması ve/veya gerekli görülmemesi halinde kesinleşmelerinin 5271 sayılı Kanun’un 218/1 inci maddesi gereğince bekletici mesele yapılması ile sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
5.Sanıklar …, …, …, … ve … yönünden;
a.Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 … ve 2009/1-85/242 sayılı Kararında açıklandığı üzere; sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık yönünden savunmada zaafiyet yarattığı durumlarda menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiği buna göre; yargılama aşamasında esas hakkında mütalaaya karşı ve davanın esası hakkında beyanların alındığı son celse;
Soruşturma aşamasında etkin pişmanlıktan yararlanan sanık …’ın soruşturma aşamasındaki müdafii ile sanıklar …, … Çoşar, … ve etkin pişmanlıktan yararlanan sanık …’ın kovuşturma aşamasındaki müdafiinin aynı avukat olduğu belirlenerek yapılan incelemede; sanık …’ın soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki sanıklar …, … ve …’un FETÖ/PDY kapsamında tutuklu bulunan şahısların ailelerine yardım amaçlı para topladıklarına dair beyanları, sanık …’ın soruşturma aşamasındaki hizmet hareketi ile sanık … aracılığı ile tanıştığına, 15 Temmuzdan sonra …’nın kendisine cezaevindeki örgüt mensuplarının ailelerine yardım etmeleri gerektiğini söylediğine ve bu organizasyon görevini kendisine verdiğine, kendisinin de para topladığına, sanık …’un önceden mütevelli heyetinde olduğuna dair beyanları nazara alındığında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan sanıklar …, …, … ile …’ın kovuşturma, sanıklar …, …, … ve … ile …’ın soruşturma aşamalarında aynı avukat tarafından savunulması nedeniyle aralarında menfaat çatışmasının oluştuğu nazara alınmadan sanıkların ayrı ayrı müdafiler yerine ortak müdafiiler tarafından savunmalarının yapılması suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 38/1 ve 5271 sayılı CMK’nın 152 nci maddelerine muhalefet edilmesi,
b.UYAP kayıtlarının incelenmesinden sanık … hakkında Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/122 Esas 2021/139 Karar sayılı dosyası ile silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan derdest dava dosyasının olduğu anlaşılmakla, özellikle aynı suçtan daha önce yargılandığı ve iş bu dava dosyasına dayanak teşkil eden iddianameye konu eylemler bakımından temadinin kesilmiş olduğunun kabul edildiği görülmekle, inceleme konusu eylemler yönünden suçun sübutu ve vasfının tayini için zorunlu olduğundan, anılan dava dosyasının temin edilerek incelenmesi, mümkün olması halinde birleştirilmeleri hususunun değerlendirilmesi, birleştirilmelerinin mümkün olmaması ve/veya gerekli görülmemesi halinde kesinleşmesinin 5271 sayılı Kanun’un 218/1 inci maddesi gereğince bekletici mesele yapılması ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerekmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, … ile sanıklar müdafiileri ve Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, sanıklar …, …, …, … ve … yönünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin CMK’nın 302/2 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanıklar …, …, …, … ve …’un tutuklulukta geçirdikleri süre, bozma nedeni ve mevcut delil durumu gözetilerek tahliye taleplerinin reddi ile TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA, sanıklar …, … ve …’in tutuklulukta geçirdikleri süre ve bozma nedeni gözetilerek TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değiller ise derhal salıverilmeleri için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun’un 8 inci maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca dosyanın Ordu 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.01.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.