Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2008/11801 E. 2008/16060 K. 06.10.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/11801
KARAR NO : 2008/16060
KARAR TARİHİ : 06.10.2008

MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
DAVALILAR : ……….

Taraflar arasında görülen iştirak nafakasının kaldırılması davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesinde; boşanma kararı ile kızı olan davalı … için evlenme tarihine kadar geçerli olmak üzere aylık 8.000.000 TL iştirak nafakasına, nafakanın 1.6.1995 tarihinden sonra her yıl %50 oranında artırılmasına, …’nın evlenme tarihinde nafakanın dondurularak eşi olan davalı …’a yoksulluk nafakası olarak ödenmesine hükmedildiğini, 2000 yılında reşit olan …’nın üniversite eğitimini tamamlamasına ve çalışmasına rağmen nafakayı icra kanalı ile halen tahsil ettiğini, SSK’dan aldığı 635 YTL emekli aylığı dışında geliri bulunmayan davacının bu aylığının tamamına haciz konulmuş olmasına rağmen nafakanın aylık 1.037,97 YTL ye ulaşması nedeniyle her ay daha da borçlandığını, 2. kez evlenen ve bir çocuğu bulunan davacının ailesinin geçimini sağlayamadığını belirterek davalı …’ya ödenmekte olan iştirak nafakasının kaldırılmasını, iştirak nafakasının dondurularak eşi olan davalı …’a yoksulluk nafakası olarak ödenmesine ilişkin hükmün ise iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili dilekçesinde, davacının sırf boşanmayı sağlayabilmek için bilerek ve isteyerek kabul ettiği nafaka sözleşmesinin boşanma davasına bakan mahkemece onaylandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, “İştirak nafakasının müşterek çocuğun rüştünü tamamlamasına kadar sürmesi gereken maddi anlamda katkı payı olduğu, iptali istenilen protokol hükmünün ise henüz geçerlilik kazanmadığı” gerekçesiyle dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere iştirak nafakasının kaldırılmasına, iptal isteminin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Davacı tarafın temyiz itirazı yönünden;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle iptali istenilen protokol hükmünün geçerlilik kazanmadığının belirlenmiş olmasına göre iptale ilişkin talebin reddiyle ilgili verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamakta olup, davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile verilen hükmün ONANMASINA,
2-Davalı tarafın temyiz itirazları yönünden;
Dosya içeriğine göre: davacı ile davalılardan …, 1.6.1994 tarihinde açılan boşanma davası sonucunda; MK. nun 134/3.maddesi çerçevesinde “anlaşmalı olarak” boşanmışlardır. Anlaşma gereği davalı … için evleneceği tarihe kadar devam etmek ve her yıl %50 oranında artırılmak üzere aylık 8 YTL iştirak nafakasına hükmedilmiştir.
Tarafların nafakaya ilişkin yaptıkları anlaşma, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda taraflar serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK. md.19). Nitekim somut olayda da taraflarca kabul edilen nafaka sözleşmesi mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, çocuğun ihtiyaçlarına ve de hukuki statüye uygun bulunmuş (MK. md.150/5), verilen karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm tarafları ve mahkemeyi bağlayıcıdır (HUMK. Md.237).
Ancak; TMK. nun 330/1. maddesine göre; “ Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.”
Yine aynı kanunun 331. maddesine göre; Durumun değişmesi halinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”
Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre; nafakanın kaldırılması veya yeniden belirlenmesi için tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.
Bu nedenle nafaka, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir.
Ayrıca, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (TMK. md.2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hâkimin müdahalesi gündeme gelir.
O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın kaldırılmasını veya yeniden belirlenmesini gerektirebilir. Burada, iradın takdirine (veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.
Somut olayda; ikinci kez evlenip yeniden … sahibi olan davacının emekli olması nedeniyle almakta olduğu aylık 675 YTL maaşın tamamının, boşanma sırasında aylık 8.000.000 TL olarak hüküm altına alınan ve artış şartı nedeniyle dava tarihinde 1.037,92 YTL ye ulaşan nafakanın tahsili için haczedildiği, davalı …’nın ise annesiyle yaşadığı ve açıköğretim fakültesinde okuduğu anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, davacının sosyal ve ekonomik durumu ile davalının ihtiyaçları karşılaştırılarak, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında kurulan dengeyi koruyucu, davalının ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayacak, davacının geliri ile de orantılı olacak şekilde “hakkaniyete” uygun nafakanın yeniden belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulü cihetine gidilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.10.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.