YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11405
KARAR NO : 2010/16090
KARAR TARİHİ : 11.10.2010
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde suya vaki elatmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davaci vekili dilekçesinde, müvekkillerine ait Keskin İlçesi … Mahallesi 676/1-2-3 parsel sayılı taşınmazlarındaki su ihtiyaçlarının, üst taraflarındaki orman arazilerinden çıkan sulardan gömme ve … borular vasıtasıyla su alarak arazilerindeki çeşme vasıtası ile havuzlarını doldurup, bu şekilde ihtiyaçlarını giderdiklerini ve sudan yararlandıklarını, ancak, müvekkillerinin arazilerinin üst taraflarında yaklaşık 250 m.uzaklıkta bulunan davalılara ait 243 ada 26 parsel sayılı taşınmazları içerisinde davalılar kazı yapmak suretiyle taşınmazlarında su çıkartıp havuz yapmak suretiyle suyu topladıklarını, davalıların bu eylemleri neticesinde müvekkili davacıların taşınmazlarındaki suyun kesildiğini bu şekilde davalıların müdahaleleri bulunduğu iddiasıyla suya vaki müdahalenin önlenmesi talep ve dava edilmiştir.
Mahkemece; dava konusu suyun davalıların tapulu arazisinden çıktığı debisi itibariyle çok az olup, özel su niteliğinde ve çıktığı arazinin mütemmim cuzü olduğu mülkiyetinin çıktığı araziye ait olduğu, bu durumda Türk Medeni Kanunun 756.maddesine göre davacıların bu sudan ancak tapu siciline tescil edilerek oluşan kaynak irtifakı hakkı tesis edilmesi ile yararlanabilecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahallinde 1.olarak 22.9.2006 ve 2.olarak 21.10.2008 tarihinde keşif yapılmıştır.
1.keşif sonucu düzenlenen jeolog bilirkişi …’nun 13.10.2006 tarihli raporunda; davacıların suyunun kesilmesine sebep olduğu iddia edilen davalılara ait 243 ada 26 parsel nolu taşınmaz içerisinde bir adet su deposunun olduğu, deponun üst tarafında 5 m derinliğinde 3,5 m genişliğinde çukur kazılarak su çıkartıldığı, suyun debisinin 0,041 lt/s olduğu, bu suyun davalılara ait araziden doğal olarak kaynayarak çıkmadığı, suyun eğimden dolayı yukarı arazilerden karstik boşluklardan süzülerek gelip doğal yolla geldiği, kazı ile uygun kota inilerek çıkartılan bir su olduğu, davacılara ait tapulu arazilerinde ki suyun ise; yeraltından borularla getirildiğini, boruların ve geldiği yerin görülemediğini, davacıların çeşmelerinde ki suyun akmadığını, bunun sebebinin ise, davalıların kendi arazilerindeki kazmış oldukları çukurda belli bir koda inilmiş olduğundan suyun akış yönünü kesmiş olabileceği ihtimalinden kaynaklanabileceğini, taraflara ait suların ormanlık arazilerden gelip gelmediğinin tesbiti yapılmadığını beyan etmiştir.
2.keşif sonucu düzenlenen 3’lü Jeolog bilirkişilerin 30.10.2008 tarihli raporlarında ise; dava konusu sularla ilgili, nitelikleri, nereden geldikleri, etkilemeleri vs. konularda değerlendirme yapılmamıştır.
TMK’nun 756.maddesi 1.fıkrasında “kaynaklar arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak, kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir” hükmü, 2.fıkrasında da “başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tesciller kurulur.” hükmü yeralmaktadır.
Somut olayda, mahkemece, yazılı şekilde TMK’nun 756.maddesi gereği dava reddedilmiş ise de, davada bu maddenin uygulama olanağı yoktur. Zira, TMK’nun 756.maddesindeki düzenleme, tapulu araziden çıkan çok az miktardaki doğal olarak kaynayan sulara ilişkindir. 1.bilirkişi raporuna göre, dava konusu su davalılar tarafından 5 metre derinlikte kazılarak çıkarılan bir su olup, bu suyun davalıların arazisinden doğal olarak kaynayarak çıkmadığı, eğimden dolayı yukarılardaki arazilerden karstik boşluklardan dolayı süzülerek gelmiş olan bir su olduğu beyan edilmiş, bu nedenle TMK’nun 756.maddesinin uygulama alanı bulunmamaktadır. Yine bilirkişi raporuna göre davacılar da mevcut sularını yeraltından döşedikleri boru ile almaktadırlar. Davalıların çıkartmış olduğu su ile davacıların çeşme ve havuzları arasındaki mesafe 250 metredir. Davacıların su aldıkları borular görülmemiş, sularının nereden geldiği, davalıların arazisinden mi geldiği, etkilemenin davalıların açtıkları kazı nedeniyle olup olmadığı tam olarak tespit edilmemiş olup, eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuştur. Bu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş, suların en az olduğu bir zamanda mahallinde Jeolok, tapucu (fen) ve ziraat bilirkişiler kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, suların geldikleri yerler ve nitelikleri ve debileri tam olarak tesbit edilip, davacıların yeraltına döşemiş oldukları boruları vasıtasıyla suyu nereden temin ettikleri, davalıların arazilerinden suyun alınıp alınmadığı etkilemenin davalıların dava konusu kazı sonucu çıkartmış oldukları su nedeniyle oluşup oluşmadığı kesin olarak tespit edilip, sonucu dairesinde hüküm kurulmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.