YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13815
KARAR NO : 2010/15086
KARAR TARİHİ : 27.09.2010
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde suya elatmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü, kısmen reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalıların kardeş olduklarını Antalya ili … ilçesi … Köyü … Yaylasında tapuda 101 ada 80 parselde kayıtlı taşınmazın annelerinden intikal ettiğini, bu intikal sonucunda, taşınmazın taraflar arasında fiilen taksim edildiğini ve fiili taksim sonucunda müvekkili davacıya düşen yerde ilk malik annesinin döneminde yapılmış olan çeşmenin bulunduğunu bu çeşmenin davacı tarafa düşen yerde kaldığından halen davacı tarafından içme suyu ve bahçedeki ağaçların sulanması için sulama suyu olarak faydalanıldığı, geçmiş yıllarda davalıların kendilerine düşen yerde kuyu açıklarını ve ayrıca su deposu yaptıklarını bu kuyunun etkisi ile davacının çeşmesinin suyunun azaldığını, bunun üzerine davalılar tarafından davacının da taşınmazında kuyu açabileceğinin bildirilmesi üzerine müvekkil davacı tarafından da çeşmenin bulunduğu taşınmazın içerisine kuyu açıldığını bundan sonrada davalıların ilk açtıkları kuyularını derinleştirdiklerini bu nedenle de müvekkilinin çeşmelerinin suyunun kesildiğini ileri sürülerek davalıların müdahalenin önlenmesine ve davalılarca açılan su kuyusunun ve su deposunun kapatılmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Davalılar davanın reddini istemişlerdir.
Mahallinde suların en az olduğu dönemde (12.09.2008 ) yapılan keşif sonucu düzenlenen teknik bilirkişi jeoloğ … Atal’ın 22.12.2008 havale tarihli raporunda “davacının çeşmesinin keşif günü itibariyle kurumuş olduğunu, kuruma sebebinin ise; eğimden dolayı yukarısından açılan kuyulardan kaynaklandığını, davacı ve davalılar tarafından açılan kuyularda mevsim itibariyle su yok denecek kadar az olduğu, küresel ısınmaya bağlı olarak Eylül ve Ekim aylarında suların kesilebildiğini her iki kuyunun birbirlerine yakın olduğundan birbirlerini etkileyeceğini, söz konusu her iki kuyunun çakıllı malzemelerle kapatılıp kaynak çeşmeden ortak olarak kullanılmasının uygun olacağı belirtilmiştir.”
Keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi ve taraf tanıkları “… dava konusu çeşmede kuyular açılmadan önce ve halen, kış ve bahar aylarında suyun aktığını ancak yaz aylarında azaldığını Eylül ve Ekim aylarında kurumaya yüz tuttuğunu…” beyan etmişlerdir.
Mahkemece, dava konusu çeşmenin tarafların açtığı kuyular nedeniyle kuruduğunu, bilirkişi raporu doğrultusunda davacı ve davalılara ait kuyuların çakıllı birimlerle kapatılmasına ve eski su kaynağı olan ve krokide (çeşme) yazılarak gösterilen kaynağın aktif hale getirilmesine, aktif hale getirilecek su kaynağından içme suyu ihtiyacının karşılanmasında öncelikli kullanma hakkının davacı …’a ait olduğunun tespitine, arta kalan sudan davalıların içme suyu ihtiyacından istifadelerine ve taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiş hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Somut olayda, jeoloğ bilirkişi raporunda dava konusu çeşmenin davacı ve davalılar tarafından açılan kuyular nedeniyle kuruduğu beyan edilmiş ise de; yukarıda bahsi geçen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları üzerinde durulmamış, çeşmenin sıcaklık nedeniyle veya suların en az olduğu (keşfin yapıldığı) Eylül ve Ekim aylarındaki kuraklık nedeniyle kuruyup kurumadığı, etkilediği belirtilen kuyulardan hangisinin ne şekilde, nasıl, ne miktar ve ne derecede etkilediği, tam ve kesin olarak tespit edilmemiş olup, rapor bu haliyle hüküm kurmaya elverişli değildir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş suların en az olduğu dönemde üçlü jeoloğ bilirkişiler vasıtasıyla keşif yapılıp mahalli bilirkişi ve tanık beyanları da değerlendirilerek çeşmenin kuruma sebebinin yöresel olarak sıcaklıktan ve kuraklıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, şayet kuyuların etkisi ile kuruması sözkonusu ise hangi kuyudan nasıl ve ne oranda etkilendiği kesin olarak tespit edilmeli, bu konularda bilirkişilerden rapor alınmalı, şayet çeşmedeki suyun davacı tarafın açmış olduğu kuyudan tamamen etkilenmiş ise davanın reddine, şayet davalı tarafın açmış olduğu kuyu nedeniyle tamamen etkilenmiş ise davalı tarafın kuyusunun kapatılması halinde suyun çeşmeye geri dönüp dönemeyeceği kesin olarak tespit edilmeli, şayet kuyu kapatılmasına rağmen su çeşmeye geri dönmüyorsa davanın yine reddine, şayet her iki kuyunun etkilenme dereceleri kısmi ise bu durumda da davacı tarafın kendi kuyusunun kapatılmasını istemeyeceğinden ve dava dilekçesinde de istemediğinden davacı tarafın kuyusu ile ilgili bir karar verilmemeli, davalı tarafın kuyusu da kapatılmamalı, davalı tarafın kuyusunun etkilediği miktar kadar davalı kuyusundan davacının su kullanmasına izin verilmeli ve bu şekilde su rejimi düzenlenmelidir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.09 2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.