Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2010/3922 E. 2010/10119 K. 07.06.2010 T.
Yayınlanma Tarihi: 21.01.2024 15:05
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3922
KARAR NO : 2010/10119
KARAR TARİHİ : 07.06.2010
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 5000 TL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Dava, kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir ... verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği ... Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olayda; olay tarihi, oluş biçimi, olayın özellikleri, ekonomik olgular ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde mahkemece takdir olunan 2500,00 TL. manevi tazminat miktarı fazladır . Ne varki bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; HUMK’nun 438.maddesi uyarınca manevi tazminat miktarı 2000,00 TL. olacak biçimde kararın düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
Bu itibarla mahkeme kararının gerekçesinde ve hüküm fıkrasının birinci bendinde yazılı bulunan "...2500,00 ..." rakamının silinerek yerine "...2000,00..." rakamının yazılmasına, kararın düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, 85.00 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 7.6.2010 günü oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davalının sorumluluğuna karar verilmiştir. Davacının Cezaevi Savcısı, davalının ise Adalet Müfettişi olduğu, 2005 yılında cezaevi denetimi sırasında davacı hakkında denetim raporu ve hal kağıdı düzenlendiği, davacı tarafından İstanbul 6.Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan ilk dava sonucu verilen sorumluluk kararının dairemizce Karşıyaka Sulh Hukuk Mahkemesinin yetkili olduğu belirtilerek yetki yönünden bozulduğu, bozma kararına uyularak verilen yetkisizlik kararının temyiz edilmeden kesinleştiği, on gün içinde başvuru olmadığından açılmamış sayılma durumu bulunduğu, davacının tazminat miktarını artırarak ve seçimlik hak kullanarak eldeki davayı Eyüpte açtığı, davalının yetki ve zamanaşımı savunması reddedilerek sorumluluğuna karar verildiği anlaşılmaktadır.
Haksız eylemde davacının yetki konusunda seçimlik ... bulunmakta ise de, Yargıtay bozma kararında açıklandığı üzere Yargıtay'ca belirlenen Karşıyaka Mahkemesinin yetkisi, belirlemenin Yargıtay kararı ile olması nedeniyle kesin yetki kuralı durumundadır. Davacının ...'te açtığı ikinci davanın yetki yönünden reddedilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun ilk davadan ayrı bir dava bulunduğu ve bu ayrı davada davacının tekrar seçimlik ... bulunduğu görüşüne katılmıyorum.
Öte yandan BK.nun 137.maddesinde sayılan sınırlı durumlar arasında "davanın açılmamış sayılması" belirtilmediğinden davacının ek zamanaşımı süresinden yararlanma olanağı bulunmadığı nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığı görüşünde olduğumdan çoğunluğun ek zamanaşımı süresi içinde dava açıldığı ve zamanaşımı bulunmadığı düşüncesine katılmıyorum.
İşin esası yönünden ise, davalının olağan teftiş görevini yaptığı, davacının 765. ... TCK.nun 307/a maddesine ve Bakanlık genelgelerine aykırı olarak cezaevinde cep telefonu bulundurmasını soruşturduğu, soruşturma kapsamında cezaevi çalışanlarını tanık olarak dinlemesinin ve davalının cep telefonu kayıtlarının incelenmesinin soruşturmanın gereği, hal kağıdı düzenlemesinin de denetimin yasal sonucu olduğu davacının denetlemekle yükümlü olduğu cezaevi görevlileri hakkında davalının belirlediği usulsüzlüklerin cezaevi görevlileri hakkında açılan kamu davası sonucu verilen mahkeme kararı gerekçesinde doğrulandığı, davalının kişisel kusur ve husumetle davrandığının davacı tarafından kanıtlanamadığı, davalının görevi gereği düzenlediği belgelerin yalnız başına kişilik hakkına saldırı oluşturmayacağı nedenleriyle davanın esastan reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun sorumluluk gerektiğine ilişkin düşüncesine katılmıyorum.