Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2010/3933 E. 2010/6584 K. 13.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3933
KARAR NO : 2010/6584
KARAR TARİHİ : 13.04.2010

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde 34.000 lira alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, davacılar kök murisi adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmazın, orman vasfında olduğu gerekçesi ile tapu kaydının iptal edildiği ancak taşınmaz üzerinde yetiştirilmiş zeytin ağaçları bulunduğu ileri sürülerek (bu ağaçlar nedeniyle sebepsiz zenginleşen davalı taraftan) ağaç bedellerinin tahsili istenilmiş; mahkemece, yargı kararı ile orman niteliğinde olduğu kesinleşen taşınmazın, hüküm ve tasarrufunun devlete ait olduğu, özel şahısların kullanma ve yararlanma hakkının olmadığı gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir.
Anayasanın 169/2. maddesine göre; “…devlet ormanları kanuna göre devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.”
Yine,Danıştay’ın 07.12.1989 gün ve 64 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği üzere iç hukukun bir parçası olan “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” ne Ek Protokolün 1/1. maddesi şöyledir: “Her hakiki veya hükmi şahıs,mallarının masuniyetine riayet edilmesi hakkına sahiptir. Her hangi bir kimse ancak kamu menfaati icabı olarak ve kanunda öngörülen şartlar ve de uluslararası hukukun genel ilkeleri içerisinde mülkünden mahrum edilebilir.”
TMK.’nun 729. maddesinde ise; bir kimse başkasının fidanını kendi arazisine yada kendisinin veya bir üçüncü kişinin fidanını başkasının arazisine diker ise, başkasının malzemesini kullanarak yapılan yapılara veya taşınır yapılara ilişkin hükümler (TMK madde 722-728) bunlar hakkında da uygulanır düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz, 1947-1948 yıllarında yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre orman sınırları içerisinde olmasına rağmen, tapu siciline bu yönde bir bildirimde bulunulmamış, 1969 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda davacılar murisi adına tespit görmüş, bu tapu kaydına güven ile taşınmaz üzerinde yaklaşık 30 yılı aşkın bir süre nizasız olarak davacı taraf tasarrufta bulunmuş ve taşınmazda dava konusu zeytin ağaçları yetiştirilmiş, 2001 yılında açılan tapu iptali ve tescil davası sonucu taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı gerekçesi ile orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilmiş ve yine aynı yer için orman idaresinin açtığı meni müdahale davası kabul edilerek 2006 yılında sonuçlandırılmış, ardından zeytin ağaçlarının bedeli istemiyle iş bu dava açılmıştır.
Yukarıda açıklanan hukuki düzenlemeler, orman ve genel kadastro süreci ve yargılama aşamaları gözetildiğinde, davaya konu zeytin ağaçlarının dikildiği toprağın orman sınırları içerisinde olduğu ne var ki uzun bir süre davacılar murisi adına tapuda kayıtlı bulunduğu ve bu aşamada ağaçların dikilip yetiştirildiği, sonrasında kamu yararı, Anayasa ve yasal düzenlemelere göre gerçek kişi adına olan tapusunun iptal edildiği son olarak ta davacıların kullanımının engellenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Böylece her ne kadar taşınmaz tapusu iptal edilmiş ve buna bağlı ağaçların mülkiyeti de Hazineye geçmiş ise de, Hazinenin tapu iptali ile elde etmek istediği amaç arazi mülkiyetidir. Bunun yanı sıra üzerindeki ağaçlarında mülkiyetinin karşılıksız olarak elde edilmesi, mülkiyet hakkına kamu yararı gereğince (tapu iptali tescil suretiyle) yapılan müdahalenin “orantılılık ilkesine” aykırı olduğu, hukuken haksız bir iktisap niteliğinde bulunduğu dolayısı ile davacıların muhik bir tazminat isteme hakları bulunduğu dikkate alınmadan davacıların ağaçlar üzerinde salt kullanım hakkı olmadığı gerekçesi ile tazminat isteminin tümüyle reddi bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.