YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6264
KARAR NO : 2010/8741
KARAR TARİHİ : 17.05.2010
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde suya vaki elatmanın önlenmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada; davacının … İli … ilçesi … köyü nüfusuna kayıtlı ve aynı köyde oturduğu, davalının ise … İli … ilçesi … Köyünde oturduğunu ve … köyü muhtarı olduğunu, tarafların köylerinin ayrı ayrı sulama arklarının bulunduğunu ve bu sulama arkları vasıtasıyla arazilerini suladıklarını ancak, davacının arazisinin bu iki köye ait sulama arklarının arasında kaldığını ve kendi köyleri olan … köyü sulama arkından kot farkı nedeniyle Yüksekte bulunduğunu köylerine ait arkı kullanmadığını bu nedenle de, uzun zamandan beri arazilerini davalı köye ait su arkından sulaya geldiğini; 2008 yılında da davalı köy muhtarlığınca alınan karar ile davalı köye ait su arkından arazilerinin sulanmasına engel olunduğunu, bu neden suya ihtiyacının bulunduğu ileri sürülerek suya vaki müdahalenin önlenmesi istenilmiştir.
Mahkemece, mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi raporları ve tüm dosya içeriğine göre dava konusu olan su kaynaklarının tapuya tescili olmayan devletin hüküm ve tasarrufundaki arazi içerisinden çıktığı, bilirkişi raporuna göre A harfi ile gösterilen su kanalının davalıya ait … köyüne B harfi ile gösterilen su kanalının (arkının) ise davacının ikamet ettiği … köyüne ait olduğu her iki arkın küçük dere şeklinde aktığı debilerin yüksek olduğu bu nedenle genel su vasfında oldukları, davacının … köyü nüfusuna kayıtlı olup aynı köyde oturduğu arazilerinin de … köyü sınırları dahilinde olduğu, bilirkişi raporunda belirtilen A harfi ile gösterilen su arkından davalı … Köyü, B harfi ile gösterilen su arkından davacı … köyü halkınca sulama amaçlı olarak su kooperatiflerince belirlenen sıra dahilinde kullandıkları, dosya içerisinde bulunan Gevaş Sulh Hukuk Mahkemesinin 1990/7 Değişik iş Esas 1990 Değişik iş Karar sayılı tespit dosyası nedeniylede taraflar arasında dava konusu su ile ilgili niza oluştuğu bundan dolayı da kadim kullanma biçiminin sabit olmadığı, davacı şahsın arazisinin davalı … köyüne giden su arkı ve kendi köyü olan … köyüne giden su arkı ile çevrili olduğu, davacının arazilerini kendi köyüne giden su arkından sulayabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Keşif sırasında dinlenen davacı ve davalı tanıkları beyanlarında; davacının arazilerini önceden beri davalı köye ait su arkından sulama yaptığını, 2008 yılında davalı muhtarlıkça alınan kararla engel olunduktan sonra buradan sulama yapamadığını beyan etmişlerdir.
Dosya içerisinde bulunan Gevaş Sulh Hukuk Mahkemesinin 1990/7 Değişik iş Esas 1990/8 Değişik iş Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; dava konusu su ile ilgili olarak davacı tarafından o zamanın davalı … Köyü muhtarı aleyhine suyun kullandırılmamasından dolayı mahsullerinin kuruduğu iddiasıyla zarar tesbiti istendiği, tespit sonucunda 168 TL zarar tesbitine karar verildiği; tesbit keşfi sırasında mahkemece re’sen mahalli bilirkişi olarak seçilen mahalli bilirkişi … beyanında “…davacının arazilerini 1946 yılından beri davalı … Köyüne ait kanaldan (arktan) suladığını” beyan ettiği anlaşılmıştır.
Somut olayda ise; su davalarında Hukuk Mahkemelerinin görevi dava konusu suyun davacıya sağladığı menfaatin karşılığının parasal değeridir. Bu da dava tarihi itibarı ile belirlenecek olan dava konusu su ile davacının suladığı arazilerinin sulu ile susuz değer farkı bedelidir. Bu fark Sulh ve Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevini belirlerler.
Mahkemece, öncelikle göreve ilişkin deliller toplanarak görev hususunun çözümlendikten sonra davanın esasına girilerek hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Diğer yandan şayet toplanan deliller sonucunda Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olması halinde ise; dava konusu suya ilişkin davacı tarafın kadim hakkı mevcut değil ise de; yukarıda bahsi geçen tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarına göre, davacı dava konusu davalı köye ait kanaldan (arktan) 1946’dan beri faydalanmaktadır. 2008 yılında davalı muhtarlıkça kullanımına engel olunmuştur. Bu durumda suların en az olduğu bir zamanda mahkemece mahallinde keşif yapılıp dava konusu davalı köye ait suyun debisi (miktarı) ölçülüp, davalı köyün arazilerinin sulama suyu ihtiyacının belirlenip, davalı köye ait arkta ihtiyaç fazlası su olduğu takdirde davacının arazilerini yetecek kadar suyun temini amacıyla bir su rejimi kurulmalıdır. Aksi halde şimdiki gibi davanın reddine karar verilmelidir. Bu yönden de eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.