Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2010/6993 E. 2010/8190 K. 06.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6993
KARAR NO : 2010/8190
KARAR TARİHİ : 06.05.2010

MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde toplam 9.700 lira avukatlık ücretinin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir. davalılardan …, … ve … hakkındaki temyiz isteminin miktar itibariyle reddine dair ek karar yeniden ilgili davalılarca temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
1-Davalılar …, … ve … yönünden temyiz isteminin reddine dair ek karar doğru bulunmakla oybirliği ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Davalılar … ve … yönünden ise;
Davacı, davalıların avukatı olarak görev yaptığı tazminat davasında, kendisine yazılı bildirimde bulunulmadan dolayısı ile muvafakatı alınmadan ikinci bir avukatın görevlendirilmesi nedeniyle avukatlıktan çekildiğini sonrasında da davalıların kendisini vekillikten azlettiklerini ileri sürerek asgari avukatlık ücretini, azil tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsilini istemiş; mahkemece, davalıların davacı avukat yanında ikinci bir avukat görevlendirmeden önce yazılı muvafakat almadıkları, böylece davacı avukatın vekillikten çekilmesinin haklı olduğu ayrıca, davalıların sebepsiz vekillikten azletmelerinin ise haksız bulunduğu böylece davacının A.A.Ü.Tarifesince ücrete hak kazandığı gerekçesiyle, davanın kabulüyle, davalılar … yönünden 5100 TL.nin, davalı … yönünden 2800 TL.nin (diğer davalılar yönünden ise 600’er TL.nin ayrı ayrı) dava tarihinden yasal faizi ile tahsiline karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, davacı avukatın ikinci avukatın atandığını öğrendiği tarihten itibaren makul süre içerisinde ve haklı nedenle avukatlıktan çekilip çekilmediği ve ayrıca haksız bir azilin bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir.
Avukatlık Yasasının 172.maddesinde; “İş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatının yazılı muvafakatı ile başka avukatları da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir. İş sahibi muvafakat etmeyen avukata ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür…” Yine aynı yasanın 174.maddesi uyarınca, “Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez…” düzenlemesi yer almıştır.
Somut olayda, davalılar 11 Ağustos 2008 tarihli vekaletname ile ikinci bir avukat tayin etmiş, vekaletname 18 Eylül 2008 tarihinde dosyaya sunulmuş ve bu avukat ilgili tazminat davasında davacı avukatla birlikte 30 Ekim 2008 tarihinde duruşmalara katılmış, 10 Şubat 2009 tarihli oturumda ise davacı avukat, ikinci bir avukat tayini için kendisinden yazılı olur alınmadığını belirterek vekillikten çekilmiş daha sonra ise, davalılar avukatı azletmişlerdir.
Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeler ışığında kural olarak, davacı taraf adil yargılanma ve savunma hakkının bir gereği olarak, işi bir ya da birden fazla avukata verilebilir. Aynı şekilde ilk vekaletin (avukat yada avukatların) yanında başka bir avukat veya avukatlara da vekalet verebilir. Ayrıca ilk avukatı azledip, başka bir avukata görev verebilir.
HGK’nun 30.5.2007 gün, 13-305 Esas, 313 sayılı kararında da benimsendiği üzere; davacı taraf, davasını ilk avukatı ile yürütürken sonradan başkaca avukat görevlendirmek istediğinde ilk avukata, en geç bir hafta içerisinde cevap verilmek üzere bu duruma olur verilip verilmeyeceğini “yazılı olarak” bildirmesi gerekir. Bu süre içerisinde avukat cevap vermez veya olumlu cevap verirse, tüm avukatlar davayı birlikte yürütür. Aksi takdirde olumsuz yanıt verilmesi halinde vekille müvekkili arasındaki vekalet akdi kendiliğinden sona erer.
Ne var ki somut olayda olduğu gibi ilk avukata böyle bir “yazılı” tebliğ yapılmamış ise, ikinci bir avukat görevlendirmesi yapıldığını kendiliğinden öğrenen avukat, durumu öğrendiği andan itibaren muvafakat vermediğini davacı tarafa (ya da vekiline) derhal bildirebileceği gibi, öğrenme tarihinden itibaren makul (bir süre içerisinde bu duruma olur vermediğini yine “yazılı olarak” müvekkiline bildirmesi gerekir. Bildirmediği takdirde, ikinci avukat görevlendirmesine (zımnen de olsa) olur verildiği anlaşılır. Dolayısı ile sonradan bu konuyu ileri sürerek haklı olduğundan bahisle üstlendiği vekalet görevini yerine getirmekten çekinemez (Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü , 2001 c.v. Sh. 5377 vd).
Sözkonusu uyuşmazlıkta da her ne kadar ikinci avukat görevlendirildiği davacı avukata yazılı olarak bildirilmemiş ise de, ikinci görevlendirmeye dair vekaletnamenin ilgili dava dosyasına 18 Eylül 2008 tarihinde ibraz edildiği , sonrasında davacının ikinci avukatla birlikte 30 Ekim 2008 tarihinde duruşmalara katıldığı aradan yaklaşık 4 ay gibi (makul olmayan bir süre geçtikten sonra) 10 Şubat 2009 tarihli oturumda yazılı bildirimde bulunulmadığı ve bu duruma olur verilmediği ileri sürülerek vekalet görevinden istifa edildiği bildirilmiştir. Gelişen bu süreç gözetildiğinde davacının istifası yasal bağlamda haklı bir gerekçeye dayanmamaktadır. Olayı öğrenmesinden çok uzun bir süre bu duruma ses çıkarmayarak üstü kapalı şekilde olur verildikten sonra salt yazılı bildirimde bulunmadığı iddiasıyla üstlenilen vekalet görevinin yerine getirilmesinden çekilme, hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olup yasal olarak korunmaya değer görülemez.
Diğer taraftan davacı avukatın istifası müvekkilinin kabulüne bağlı olmadığından, vekalet sözleşmesini tek taraflı olarak sona erdireceğinden, bundan sonrasında vekalet verenlerin (davalıların) vekillerini azletmiş olmaları tarafların haklı yada haksız oldukları hususunda sonuca etkili bulunmamaktadır. Kaldı ki davacı avukat yukarıda açıklandığı üzere haksız olarak görevini yapmaktan çekildiğine göre buna dayalı olarak görevden kaçınan avukatın azledilmiş olması haklı bir uygulama olarak kabul edilmesi gerekir. Delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu davanın kabulü doğru görülmemiş, temyiz eden davalılar … ve … yönünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.