YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2150
KARAR NO : 2011/4374
KARAR TARİHİ : 21.03.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davada, tarafların 2006 yılında evlendikleri, davalı kocanın maddi ve manevi olarak ailesine bağımlı bir hayat yaşadığı ve evlilik birliğinin gereklerini yerine getirmediği gibi dini ifadeler ile telefon ile boşadıktan sonra eve dön çağrısı yaptığı inançları gereği artık kocasının evine gidemeyeceğini ileri sürerek, aylık 750,00 TL tedbir nafakasına hükmedilmesi istenilmiştir.
Mahkemece, davacının ileri sürdüğü dini açıdan bir takım sözlerin söylenmesi nedeniyle bir araya gelme durumlarının olmadığına ilişkin sebeplerin kanun uygulamasında dikkate alınamayacağı bu durumda davacının ayrı yaşamakta haklı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 197/2.maddesine göre “Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıyı, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.” Aynı yasa 197/3.maddesinde ise “eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın, diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hale gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir” düzenlemesi yer almıştır.
Davada, ayrı yaşamada haklılık iddiasına dayalı tedbir nafakası istenilmektedir.
Davalı tarafından davacıya karşı söylenen bir kısım sözler ile eşin eve dönmesinin istenmediği ifade edilmektedir. Bir kısım tanık beyanları da bu hususları doğrulanmakta olup dini içerikli olması davalının amacını değiştirmez. O halde gelişen bu duruma göre davacının ayrı yaşamada haklı olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki yanların bir araya gelmedikleri, birliğin tekrar kurulması için herhangi bir girişimde bulunmadıkları, görüşmeye gelen akrabaların ise daha çok ayrılmanın şekil ve şartları üzerinde durduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Birlikte yaşamı sona erdiren sözleri sarf eden davalı kocadır ve birliği yeniden tesis etme görevi de ona aittir. Bu yönde herhangi bir barış girişiminde bulunmayan davalının birlikte yaşamdan kaçındığının kabulü gerekir. Bu durumda, diğer eşin tedbir nafakası isteyebileceği TMK’nun 197/3. maddesinde açıklanmıştır.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda davacı eşin birlikte yaşamdan kaçınan davalı eşten tedbir nafakası isteyebileceği gözetilerek, TMK’nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesi de nazara alınmak suretiyle davacı lehine uygun bir miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekirken, davanın tümden reddi … olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.