Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2011/8204 E. 2011/9591 K. 06.06.2011 T.

Yayınlanma Tarihi: 21.01.2024 15:25


YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8204
KARAR NO : 2011/9591
KARAR TARİHİ : 06.06.2011

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde 16.731,22 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı ... İdaresi ... Vakfından mukataalı ... 254 ada 54 parsel sayılı taşınmazın mutasarıflarının sağ olup olmadıkları nerede olduklarının bilinmediği, gaip oldukları hakkında idarece mahluliyet kararı alındığını, taşınmazın mahlulen vakfına döndüğünü ileri sürerek çekişmeli taşınmazın Üsküdar 3.Sulh Hukuk mahkemesinin 2009/15 sayılı kararı ile satış hissesi bedele dönüşmekle mahlulen vakfına döndüğünün tesbiti ile bedeli olan 16.731,22 TL'nin davalıdan tahsili talep ve dava edilmiştir.
Mahkemece, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 2888 sayılı yasa ile değişik 29/2. maddesi uyarınca, mülkiyeti mutasarrıfına geçmiş olan taşınmaz maliklerinin hazineden başka varis bırakmadan ölmeleri halinde mülkiyet mahlulen vakfına döneceğinden ve 2888 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 24.09.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazın son mirasçısı olarak hazineye geçmesine yasal olanakta kalmadığından davaya konu payın mülkiyeti asıl vakfına dönüp satışı suretiyle bedele dönüşen payın karşılığı davacı idareye verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı defterdar hisse sahibi gaip olduğu ileri sürülen kişiler adına kayyım olarak atanmıştır.
İcarateynli yada mukatalı vakıf malın asıl malikinin mutasarrıfı değil, vakıf tüzel kişiliği olduğu Yargıtay’ın yerleşik kararlarında vurgulanmıştır (HGK.5.12.2001 gün, 2001/2-1068-1115; 2.7.1987 gün, 1987/14325-6660 ve 23.1.1991 gün, 1990/1-55-1991/9). Bu nedenle, mutasarrıf adına bulunan kayıt mülkiyete değil; ancak, tasarrufa delalet eder.
Somut olayda idarece, çekişmeli taşınmazın mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan öldükleri gerekçesiyle, bu yerin mahlulen vakfa döndüğüne ilişkin 06.02.2006 tarihli mahluliyet kararı, İdare Mahkemesi tarafından vakfa ait taşınmazın mutasarrıflarının Medeni Kanunun yayımı tarihinden önce ölmüş bulunması halinde bu durumun o tarihteki hukuk düzeni içinde geçerli belgelerle kanıtlanabileceği, ancak Medeni Kanunun yürürlüğünden sonraki tarihte mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan öldüğünün nüfus kayıtları ve veraset ilamıyla saptanması ya da yargı yerince verilmiş ve kesinleşmiş bir gaiplik kararı bulunması gerektiği, olayda ise taşınmazın bulunduğu mahalle muhtarlığından alınan ilmühaberin, taşınmazın mutasarrıflarının mirasçı bırakmadan öldüklerini kanıtlayan bir belge olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenle davalı idarece taşınmazın bulunduğu mahalle muhtarlığınca düzenlenen ilmühabere dayanılarak alınan mahlul kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle yetersiz araştırma nedeniyle iptal edilmiştir.
2762 sayılı Vakıflar Yasasında, bu yasanın yayın tarihinden sonra vakıf mallarının mukataaya icareteyne bağlanmayacağı esası getirilmiş ve yasanın 2888 sayılı yasayla değişik 29.maddesinde, on yıl içinde bu yasa hükümlerine göre taviz vermek yolu ile icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olan gayrimenkullerin mülkiyetinin on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıflarına geçeceği ve vakfın hakkının ivaza dönerek gayrimenkulün tamamının bu ivaz karşılığında birirnci derece ve birinci sırada ipotek sayılacağı öngörülmüş, mülkiyet tasarruflarına geçen bu gayrimenkullerin, maliklerinin hazineden başka mirasçı bırakmadan ölmeleri halinde de mahlulen vakfına döneceği belirtilmiştir.
Ancak, yayım tarihine kadar son mirasçı sıfatıyla Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu düzenlemenin dışında tutulmuştur.
Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere icareteyn ve mukataa kayıtları taviz vermek yoluyla terkin edilmemiş ve mülkiyeti öngörülen 10 yıllık sürenin sonunda (Bu süre daha önce 4755 sayılı yasa ile 10 yıl daha uzatılmış ve 13.12.1955 tarihinde dolmuştur.) kendiliğinden mutasarrıflarına geçen vakıf taşınmazlarının, maliklerinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve taşınmazın 2762 sayılı yasanın 29.maddesini değiştiren 2888 sayılı yasanın yayım tarihi olan 22.9.1993 tarihine kadar Hazine adına tescil edilmemiş olması koşuluyla, mahlulen vakfa döneceği açıktır.
Dosya içeriğine göre; mülkiyetin son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edip, tapu kaydına işlendiği de ileri sürülmemiştir.
Bu durumda, 2888 sayılı Yasa ile değişik 29. maddesi 2 fıkra uyarınca mutasarrıfların ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edip de, bu husus tapu kaydına işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edip etmediği konusunda, davacının iddiasını kanıtlaması (mutasarrıfların Medeni Kanunun Yayım tarihinden önce ölmüş olması halinde, bu durumun o tarihteki hukuk düzeni içinde geçerli belgelerle kanıtlanması, Medeni Kanununun yürürlüğünden sonraki tarihte mutassarrıfların mirasçı bırakmadan öldüklerinin ise nüfus kayıtları, veraset ilamı, gaiplik kararı ve ilgili idarelerden yapılacak yazışmalar ile) gerekeceği de temel bir usul kuralıdır. Mahkemece, davacı ... idaresinin iddiasını ispat için, tüm delillerini toplayarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
Yine önceki Vakıflar Kanunlarını değiştiren 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 17.maddesinde "Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölmeleri, terk veya mubadil gibi durumlara düşmeleri halinde icaret tayinli ve mukatalı taşınmaz malların mülkiyeti vakıf adına tescil edilir" hüküm yer almaktadır.
Somut olayda; 5737 sayılı yasanın 17.maddesindeki tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölmeleri, terk veya mubedele gibi durumların mutasarrıfların Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden önce ölmüş olmaları halinde bu durumun o tarihteki hukukl düzeni için geçerli belgelerle kanıtlanması, Medeni Kanunun yürürlüğünden sonraki tarihte mutasarrıfların mirasçı bırakmadan öldüklerinin ise nüfus kayıtları, veraset ilamı, gaiplik kararı ile terk ve mubadele hususununda yine resmi deliller ve ilgili idarelerden yapılacak yazışmalar ile sübut bulduğunun davacı idarece ispatlanması gerekir. Davacı idarenin müracaatı sonucunda taşınmazın bulunduğu mahalle muhtarlığınca düzenlenen mahlül ilmuhaberi, sulh hukuk mahkemelerince 3561 sayılı yasa gereği en büyük mal memurluğunun kayyum tayin edilmesi kararı da yönetime ilişkin olup, mutasarrıfların gaip olduklarına, mirasçısız öldüklerine terk ve mubadele halinde olduklarına isbat için yeterli değildir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olup hütkmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan esaslar dairesinde davacı tarafa iddiasını ispat için süre verilerek delillerin tam olarak toplanıp sonucu dairesinde hüküm kurulmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 06.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.