Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2012/16086 E. 2012/21973 K. 18.10.2012 T.
Yayınlanma Tarihi: 28.12.2023 22:31
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/16086
KARAR NO : 2012/21973
KARAR TARİHİ : 18.10.2012
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 3.000 TL ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü ile davalı ... için 4.676,32 TL, ... ve çocukları için 2.206 TL'nin işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekillerince tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davada, davacıların paydaşı olduğu taşınmazı davalıların haksız işgali nedeniyle, 3.000 TL ecrimisilin davalılardan tahsili talep edilmiştir.
Davalılardan ... vekili ve yargılamaya katılan diğer davalılardan ..., ... ve ... davacının payına her hangi bir müdahale olmadığı ve hisseleri oranında yer kullandıklarını belirterek davanın reddini istemişlerdir.Mahkemece, davanın kabulü ile; davalı ... için 4.676,32 TL, ... ve çocukları için toplam 2.206 TL’nin yasal faiziyle müşterek ve müteselsilen tahsiline hükmedilmiştir.Hükmü davalı vekilleri temyiz etmektedir.Dava dilekçesinde, davacı olarak ... ve ... yer almakta olup, mahkemece yalnızca ... davacı gösterilerek hüküm kurulmuşsa da davacılar vekili 27.07.2007 tarihli dilekçe ile temyize cevabında “hükmün onanmasını” istediğinden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.Ancak hakim iki tarafın iddia ve savunması ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez (HUMK 74.maddesi, 6100 sayılı Yasanın 26.maddesi). Davada 3.000 TL ecrimisil istenildiği halde mahkemece talep aşılmak suretiyle karar verilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece; davacıdan, her bir davalıdan ne kadar ecrimisil talep ettiği açıklattırılarak ve talep de gözönünde bulundurularak karar verilmelidir.Ayrıca, mahkemece yapılan her iki keşifte de davalı tanıkları dinlenmiş ve davacı ...’nin de taşınmazdaki dükkanı işyeri olarak ve kiraya vermek suretiyle kullandığını beyan etmişler, yine yargılamada dinlenen davalı tanıkları da ...’nın taşınmazdaki dükkanı dönerci olarak kullandığını beyan etmişlerdir. Mahkemece alınan 14.04.2011 tarihli fen bilirkişisi raporunda 82 m² yerin ... tarafından işyeri olarak kullanıldığı açıklanmış, yine 08.07.2008 tarihli bilirkişi raporunda krokide işaretli yeri ...’nın dükkan olarak kullandığı belirtilmiştir. Davacının taşınmazı kullandığı anlaşılmakla taşınmazda hissedarlar arasında fiili kullanma biçimi oluşmuş ve bu durumu uzun süre benimsemişlerse eylemsel olarak oluşan bu durumun resmi taksime veya şuyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması “akde vefa" kuralının yanında MK.nun 2.maddesinde yer alan iyiniyet kuralının da bir gereğidir.O halde taraflar arasında fiili kullanma biçimi oluşup oluşmadığı üzerinde durulmalı, varsa dava konusu yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. (HGK.nun 20.09.2006, 2006/1-553-2006/561)
Bundan ayrı olarak, intifadan men’e ilişkin dinlenen davacı tanıklarının beyanları da yeterli açıklıkta olmayıp, mahkemece intifadan men’in hangi tarih itibariyle gerçekleştiği açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması da doğru değildir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.