YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9500
KARAR NO : 2012/19913
KARAR TARİHİ : 26.09.2012
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde davalı adına kayıtlı olan taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tescili, olmadığı takdirde 3.250.000 TL tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece tapu iptali ve tescil isteminin reddine, tazminat isteminin ise kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı vekili Av. … ile aleyhine temyiz olunan davacı vekili Av. … geldi. Gelen taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin karara bağlanması için belirlenen güne dosyanın bırakılması uygun görüldü.Belirli gün ve saatte dosyadaki bütün kâğıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili vakfın, kuruluş amacına ulaşabilme amacıyla ülkenin pek çok yerinde eğitim merkezleri inşa ettirerek işlettiğini, bu nedenle şubesinin açıldığı …’da da işletmeler üstü eğitim merkezi inşa ettirmek için yer tahsisi arayışına girdiğini, müvekkili vakfın asli üyesi olan dava dışı … Yapı Kooperatifinin aldığı bir kararla arsa tahsis işlemini gerçekleştirmesi üzerine adı geçen kooperatif ile 02.09.1996 günlü protokolün düzenlendiğini, ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan diğer bir protokol sonucunda müvekkili vakfa söz konusu inşaat için 9.220.000.000 (yeni 9.220) TL kaynak sağlandığını, müvekkili vakfa tahsis edilen ve protokol gereği vakıf adına tapuya tescil edilecek olan taşınmaz hakkında Belediyece 1995 yılında plan değişikliği yapılarak bu yerin okul alanına alındığını ve şüyulandırma sonucunda da 1997 yılında … Belediyesi tüzel kişiliği adına tapuya tescil edildiğini, bu aşamada davalı birliğin … Belediyesine başvurarak ilgili taşınmazın müvekkili vakfa 49 yıllığına tahsisini veya sembolik bir bedelle satışını talep ettiğini, ilgili Belediyenin de taşınmaz satışının müvekkili vakfa yapılabilmesi için Encümene yetki verdiğini, bu gelişmeler üzerine eğitim merkezinin inşaatına başlanıldığını, ancak taşınmazın Belediyece yapılan ve müvekkili vakfın haberdar olmadığı ihale sonucunda sembolik bir bedelle davalı birliğe satıldığını, zira davalı birliğin başkanı ve aynı zamanda müvekkili vakfın … Şubesi Başkanı olan … isimli kişinin tercihini davalı birlikten yana kullanarak ihale ile ilgili bilgileri müvekkili vakfa bildirmediğini, taşınmaz üzerine yapılan inşaatın 2001 yılı ve sonrasında tamamlandığını ve değerinin arsa değerinden daha fazla olduğunu ileri sürerek; dava konusu taşınmazın davalı birlik adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili vakıf adına tescilini, bu istem kabul edilmediği takdirde taşınmazın inşaat değeri olan 3.250.000 TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacı vakfın amacına uygun olarak 15 yıl öncesinde yer tahsisi arayışına girdiğini, fakat ekonomik yetersizlik nedeniyle bu amacını gerçekleştiremediğini, eğitim merkezi inşaatı için gerekli finansmanın davalı birlik ve bağlı bulunduğu üst kuruluşu olan TESK tarafından, taşınmazın finansmanının ise davalı birlik tarafından kuruluş yasaları uyarınca karşılandığını, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanan kaynağın da yine TESK tarafından kurulan fona aktarıldığını, diğer taraftan taşınmazdaki eğitim merkezinin de davacı vakıf tarafından davalı birliğe devredildiğini, tüm bu gelişmelerden haberdar olmasına rağmen davacı vakfın gerçek dışı iddialarda bulunarak dava açma yolunu tercih ettiğini, diğer taraftan davacı vakfın istemlerinin zamanaşımına uğradığını savunarak; davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, dava tarihi itibariyle yapının değeri taşınmazın değerinden fazla ise de taşınmaz henüz kendisine devredilmeden üzerine bina inşa etmiş olması nedeniyle davacı vakfın iyiniyetli sayılamayacağı, ancak davalı birliğin maliki olduğu taşınmazın mütemmim cüzü olan bina nedeniyle sebepsiz zenginleştiği gerekçesiyle; tapu iptali ve tescili isteminin reddine, tazminat isteminin ise taleple bağlı kalınarak kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz yoluyla Dairemizin önüne gelen uyuşmazlık; davalı birliğin, maliki bulunduğu taşınmazda inşa edilmiş bulunan eğitim merkezi nedeniyle sebepsiz zenginleşip zenginleşmediği noktasında toplanmaktadır.Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, davada davacı olma sıfatının eş deyişle aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve konunun bu yönden tartışılması gerekir. Şöyle ki; dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olma sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) ise, kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir(aktif husumet).Yukarıdaki kısa açıklamanın gösterdiği gibi, bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada davacı ve davalı olma sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddi hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.Sıfatın usul hukukunu ilgilendiren yönü (usul hukuku bakımından önemi) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez, sıfat (husumet) yokluğundan davanın reddine karar verir. Bu karar, davanın esasına ilişkin bir karardır. Bu nedenle hâkim, kendisine sunulan malzemeden bir itiraz sebebinin varlığını ( sıfat yokluğunu) öğrenirse bunu kendiliğinden (re’sen) gözetir(Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1990 Baskı, Cilt 1, sayfa 756 vd. ) Somut olayda; davacı vakıf, davaya konu eğitim merkezinin inşasının kendisi tarafından yaptırıldığını ileri sürmüş, bu vakıaya davalı birlik tarafından karşı konulması üzerine ise; asli üyeleri olan dava dışı TESK ile davalı birliğin, vakıf senedinin 9. maddesi uyarınca üye olurken taahhüt ettikleri yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla inşaata finansman sağladıklarını, inşaat için yetkinin de bu amaçla TESK’e verildiğini bildirmiş ve delillerini sunmuştur.Ne var ki, sunulmuş olan bu delillerden davacı tarafın, dava konusu hakkın sahibi olup olmadığı tespit edilememektedir.Buna göre mahkemece; davacı tarafın, davacı olma sıfatının araştırılması, bu bağlamda davalı birlik ile dava dışı TESK’in, davacı vakfa üye olurken taahhüt ettikleri yükümlülüklerin araştırılarak açıklığa kavuşturulması, sonrasında ise dava dışı TESK’ in davaya konu eğitim merkezinin inşaatı ile ilgili olarak yaptığı işlemler (ve varsa yükümlülükleri) hakkında açıklama ve belge sunmasına olanak sağlanması ve ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; bu yön gözetilmeden, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve bozma sebebine göre sair temyiz nedenlerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 900 TL vekâlet ücretinin davacı taraftan alınıp davalı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.