YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13611
KARAR NO : 2015/8597
KARAR TARİHİ : 14.05.2015
MAHKEMESİ : ADANA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/04/2014
NUMARASI : 2012/22-2014/202
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davalının 26.08.2005 tarihli harici satış sözleşmesine dayanarak, davacı aleyhine icra takibi başlattığını, takibi kesinleştirdiğini, gerçekte davalının davacıdan alacağı olmadığını, davalının binayı kullandığını, evleri kiraya vererek gelir elde ettiğini, davacıya ait bölümleri de kullandığını, taşınmazla ilgili olarak davalının müdahalesinin önlenmesine karar verildiğini belirterek, takip nedeniyle müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında; iddiaların yersiz olduğunu, davacının 26.08.2005 tarihli harici sözleşme ile dava konusu taşınmazı müvekkiline sattığını, 5 yıl sonra ise gayrimenkulün geri istendiğini, davalının devrin gerçekleşeceği inancıyla gayrimenkulde tadilat, onarım ve değişiklik yaptığını, kötüniyetli davacının talebiyle müdahalenin önlenmesine karar verildiğini, satın aldığı evi iade etmek zorunda kaldığını belirterek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davalının geçersiz sözleşmedeki satış bedelinin icra takip tarihi itibariyle denkleştirici adalete göre güncellenmiş tutarı ile zorunlu ve faydalı masraf talep etme hakkı bulunduğu gerekçe gösterilerek, davanın kısmen kabulü ile davacının, Adana 14. İcra Müdürlüğü’nün 2011/6763 Esas sayılı dosyasında takip talebinde istenen 100.000 TL’nin 38.993 TL’sinden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmektedir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
./..
Somut olayda; taraflar arasında düzenlenen 26.08.2005 tarihli adi yazılı belge ile “No: …’de bulunan evin eski kahve olan kısmının davalıya 20.000 TL bedelle davacı tarafından satıldığı, bedelin ödendiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından davalıya gönderilen ve 16.06.2009 tarihinde tebliğ edilen ihtarname ile “…harici satış sözleşmesinin kat irtifakına geçilemediği, davacının taşınmazda yalnız başına tasarruf imkanı bulunmadığından hukuki sonuç doğurmayacağı anlaşılan sözleşmeden feragat edildiği, bedelin iade edileceğinin” bildirildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece; benimsenen bilirkişi raporunda, ödenen satış bedelinin icra talebinin başladığı 18.08.2011 tarihinde ulaşacağı alım gücünün çeşitli ekonomik veriler (enflasyon ve tüketici endeksi, altın, döviz kurları, işçi ve memur maaşlarındaki artış) esas alınarak 47.047.39 TL olduğu, mevduat faizi de dikkate alınarak hesap yapılması gerektiği (bu husustaki ara kararı uyarınca ve davalının da rapora bu yönde itiraz ettiğinden) belirtilmek suretiyle, resen mevduat faizleri de dikkate alınarak hesaplanan 50.307 TL bedel üzerinden hüküm kurulmuştur.
Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi şekilde yapılmadığı için MK. eski 634.madde yeni 706 md., BK.213 Tapu Kanununun 26. ve Noterlik Kanununun 60.maddeleri gereği hukuken geçersizdir. O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilir.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Davacının davalıya ödemiş olduğu bedelin iadesine karar verilirken, denkleştirici adalet kuralının gözardı edilmeyerek satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Ancak, burada denkleştirme yapılırken, iade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihe dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tespitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira, geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı, zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararını iade borçlusundan isteyememelidir.
Hal böyle olunca; mahkemece, taraflar arasındaki harici taşınmaz satış sözleşmesi gereğince ödenen satış bedelinin, ifanın imkânsız hale geldiği tarihin davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarname tarihi olduğu gözönünde bulundurulmak suretiyle ve bu tarih itibariyle, enflasyon, üretici ve tüketici fiyatları endeksleri, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle (mevduat faizi olmadan)ulaşacağı alım gücünün yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmesi ve bu miktara hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
./..
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.