YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15367
KARAR NO : 2015/8411
KARAR TARİHİ : 12.05.2015
MAHKEMESİ : MARMARİS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/11/2013(EK KARAR TARİHİ: 24.04.2014)
NUMARASI : 2011/491-2013/697
Taraflar arasında görülen alacak (sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı) davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda,davanın kabulüne yönelik olarak verilen hüküm,süresi içinde davalı A.. Ş.. vekili tarafından temyiz edilmiş, mahkemece temyiz isteminin ek kararla reddedilmesi üzerine davalı A.. Ş.. vekili ek karar ile birlikte hükmü temyiz etmesi üzerine dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Tebligat Kanununun 21. maddesi ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesine göre; kendisine tebliğ yapılacak kimse gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, tebliğ olunacak evrakı ise o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden birine veyahut zabıta amir veya memuruna imza karşılığında teslim etmesi ve alanın adresini kapsayan ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber tebliğ olunacak kimseye keyfiyetin haber verilmesini mümkün oldukça en yakın komşularından birine bildirmesi gerekir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Gösterilen şekil geçerlilik koşuludur.
Gerekçeli kararın davalı A.. Ş..’e tebliğine ilişkin tebliğ mazbatası incelendiğinde,tebligatın Tebligat Kanunu’nun 21.maddesi ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesine göre yapıldığının belirtildiği,ancak davalının adreste bulunmama sebebinin tebliğ mazbatasında gösterilmemiş olduğu anlaşılmakla,bildirilen ıttıla tarihine göre temyiz isteminin süresi içinde olduğu belirlendiğinden,temyiz isteminin reddine ilişkin 24.04.2014 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verildikten sonra dosyadaki kağıtlar okundu,gereği düşünüldü:
./..
Davacı vekili dava dilekçesinde;davacının davalılardan Ö.. Ü.. aracılığı ile dava dışı K.. V.. adına kayıtlı … plakalı aracın 21.000 TL bedelle satın alınması hususunda anlaştığını,araç alım bedeli olarak 11.500 TL’nin diğer davalı A.. Ş..’in hesabına gönderildiğini,2.800 TL’lik bedelin ise davalı Ö.. Ü..’ın hesabına havale edildiğini,bu ödemelere ek olarak davacı tarafından davalı Ö.. Ü..’a elden de 6.700 TL’lik ödeme yapıldığını,böylece davacı tarafından araç bedeli olan 21.000 TL’nin tamamının araç sahibine iletilmek üzere davalılara ödendiğini,bu arada aracın ruhsatı ile birlikte davacıya teslim edildiğini,ancak devir aşamasında ruhsat sahibinin aracın alıkonulduğundan bahisle davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğunu,aracın tescil imkanının ortadan kalktığını belirterek gerçekleşmeyen işlem nedeniyle 11.500 TL’nin davalılardan müşterek müteselsilen tahsilini,2.800 TL’lik alacağın ise davalı Ö.. Ü..’dan tahsilini,alacak miktarlarına haksız fiilin meydana geldiği 30.12.2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi sunmamışlardır.
Mahkemece;davanın kabulü ile 14.300 TL’nin davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine,aracın halen davacıda bulunduğu ve menkul davasının da sonuçlanmadığı anlaşıldığından talepteki faizin başlangıç tarihinin aracın teslim tarihinden itibaren başlatılmasına karar verilmiş,hüküm süresi içinde davalı A.. Ş.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nun 27. maddesinde davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgililerinin kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunması, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerdiği açıklanmıştır.
Açıklanan madde hükmü uyarınca; yargılamanın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilerek duruşmaya çağırılması, diğer bir anlatımla taraf teşkilinin sağlanması gerekir. Bu da çıkarılacak davetiyenin Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliği ile mümkündür.
Bu bağlamda; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur.
Somut olayda; davalı A.. Ş..’e dava dilekçesinin de Tebligat Kanunun 21. maddesi ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesine uygun yapılmadığı, davalının adreste bulunmama sebebinin tebliğ mazbatasında gösterilmemiş olduğu,bu şekilde davalının savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, mahkemece; dava dilekçesinin, duruşma gün ve saatini bildirir davetiye ile birlikte usulünce davalı A.. Ş..’e tebliğ edilmesi ve bu suretle taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
./..
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün davalı A.. Ş.. yönünden HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ,bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.