YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15897
KARAR NO : 2015/11287
KARAR TARİHİ : 17.06.2015
MAHKEMESİ : ADANA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/02/2014
NUMARASI : 2012/325-2014/110
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında …..numaralı abonelik sözleşmesinin imzalandığını, imzalanan sözleşme karşılığında davalının su kullanımından doğan borcun ödenmediğini, davalı aleyhine su borcundan dolayı başlatılan icra takibine haksız itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili dilekçesinde; aboneliğin kurulu olduğu taşınmazda müvekkilinin 1997 yılına kadar bulunduğunu kabul ettiklerini, ancak dava dilekçesi ekinde bulunan abonelik talep dilekçesindeki isim ve imzanın müvekkiline ait olmadığını, borcun tahakkuk ettirildiği dönemde müvekkilinin taşınmazda ikamet etmediğini, davacının hizmet kusuru işlediğini, kendi kusuruna dayanarak alacak talebinde bulunamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; ”…davacının aboneliği benimseyerek 1997 yılına kadar bu iş yerini kullandığı, iş yerini devretmesine rağmen aboneliği iptal ettirmeden başka kişilere kendi aboneliği üzerinden su kullandırttığı, Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, bu durumda normal tüketim bedelleri ile gecikmelerinden sorumlu olması gerektiği, ancak kaçak kullanımdan sorumlu tutulamayacağı, 2002 yılının 3.dönemi ile 2003 yılının 4,5, 6,7 ve 8.dönemlerinde sayaç yerinde olmadığı halde araborudan hat çekilerek su kullanıldığı, sayaçtan geçirilmeksizin su tüketiminin kaçak kullanım sayılması gerektiği, haksız fiil niteliğindeki bu eylemden davacının sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığı,” gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; davalının itirazının 806,56 TL’si asıl alacak, 3.794,37 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 4.600,93 TL üzerinden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Elektrik abonelik sözleşmesini imzalayan ve aboneliği devam eden abone, tesisatta kullanılan elektrik bakımından elektrik dağıtım şirketine karşı sözleşme gereği sorumlu olduğu gibi, elektrik sayacının muhafazası konusunda da sorumluluğu devam eder. Buna göre, fiili kullanıcıya karşı rücu hakkı mevcut olan abonenin sözleşmesi iptal edilmediği sürece, fiili kullanıcı ile beraber elektrik dağıtım şirketine karşı kaçak elektrik kullanımı ve normal kullanım bedelinden dolayı müteselsil sorumluluğunun devam edeceği kuşkusuzdur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasına göre abonelik iptal ettirilmedikçe o abonelik üzerinden tüketilen su, elektrik ve doğalgaz bedelinden fiili kullanıcı ile birlikte abone de müteselsilen sorumludur.
Bu durumda, aboneliğini iptal ettirmeyen ve kaçak kullanıma sebebiyet veren abone davalının sözleşme nedeni ile sorumlu bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim, aynı ilkeler HGK 27.04.2011 tarih ve 2011/19-104 E.-239 K.sayılı kararında da benimsenmiştir.
Buna göre; mahkemece, aboneliğini iptal ettirmeyen davalının kaçak kullanımdan sorumlu tutulamayacağı ve haksız fiil niteliğindeki bu eylemden sorumlu tutulamayacağının kabulü usul ve yasaya uygun görülmemiştir.
Öte yandan; HMK 266.maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
Somut olayda; mahkemece, dava konusu su bedelinin tespiti yönünden elektrik mühendisi bilirkişiden rapor alınmıştır. Hükme esas alınan raporları düzenleyen bilirkişi dava konusu su bedeli hesabı konusunda rapor hazırlamaya ehil ve yeterli olmadığından, söz konusu bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesisi mümkün değildir. Uzman bilirkişi tarafından, dava konusu bedelin denetime elverişli bir şekilde hesaplanması gerekir.
Hal böyle olunca, mahkemece, dava dosyası önceki bilirkişiler dışında, su tüketim hesabı konusunda uzman ve ehil olan mühendis bilirkişilerden oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine verilerek, bilirkişilerden davacı kurumun davalı taraftan isteyebileceği bedel hakkında, tahakkuk tarihlerinde yürürlükte bulunan ilgili mevzuat hükümlerine göre tereddüte yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı ve açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme, eksik inceleme, soruşturma ve konusunda uzman olmayan bilirkişinin düzenlediği rapor esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Bozma nedenlerine göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.