YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/18882
KARAR NO : 2015/11150
KARAR TARİHİ : 16.06.2015
MAHKEMESİ : KEMALPAŞA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/03/2014
NUMARASI : 2011/289-2014/67
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Ayşe’nin, murisine ait olan dava konusu taşınmazları, kardeşlerinin payına isabet edecek hisseleri onlardan haricen satın almak suretiyle, 09.03.1976 tarihinde yaptıkları harici satış sözleşmesi ile 10.000 TL bedel karşılığında müvekkili davacıya sattığını ve fakat taşınmazın devir ve tescil işlemlerini gerçekleştirmediğini belirterek, müvekkili davacının harici satış sözleşmesi gereğince ödemiş olduğu satış bedelinin, denkleştirici adalet ilkesi gereğince dava tarihi itibariyle ulaştığı bedelden şimdilik 10.000 TL’nin yasal faizi ile birlekte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili duruşmadaki beyanında; dahili davalılar S.. Y.., E.. T.. ve R.. A.. yönünden davalarını geri aldıklarını belirtmiştir.
Davalı Ayşe cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı nedeniyle reddini talep etmiştir.
Davalı Rabia cevap dilekçesinde; dava konusu talep bakımından zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca belirtilen taşınmazlardaki hisselerini davalı kardeşi Ayşe’ye veya davacıya satmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Elif ve Sultan vekili cevap dilekçesinde; dava konusu talep bakımından zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca müvekkili davalıların, belirtilen taşınmazlardaki hisselerini davalı kardeşi Ayşe’ye veya davacıya satmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, tapulu taşınmazların devrinin resmi şekil şartına tabi olup, harici satış geçersiz olduğundan, tarafların aldıklarını iade ile yükümlü oldukları belirtilerek, denkleştirici adalet kuralı gereğince bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulü ile, 6.202,72 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Ayşe’den tahsiline, diğer davalılar E.. T.., S.. Y.. ve R.. A..’a yönelik davanın geri alınması nedeni ile bu davalılar yönünden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Somut olayda; davacı ile davalı Ayşe arasında haricen düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesi nedeniyle, davacı tarafından davalı Ayşe’ye 10.000 Lira ödendiği, ancak tapuda resmi satış ve devir işlemlerinin yapılmadığı anlaşılmakta olup, satış tarihi itibariyle tapulu olan taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (TMK.nun 706, BK.nun 213, Tapu K.nun 26 ve Noterlik K.nun 60. maddeleri). Bu durumda taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karşılıklı olarak verdiklerini iade ile yükümlüdürler. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle sebepsiz zenginleşmenin kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında yarar vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır.
Şu durumda hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye, karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Buna karşın, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; denkleştirici adalet ilkesine göre tazminat hesabı yapılırken TEFE, USD, Altın fiyatları ve Asgari Ücret dikkate alınarak hesaplanan değerlerin ortalaması alınmıştır. Oysa, bu değerler dışında enflasyon, döviz kurlarındaki artış, ÜFE endeksi, memur ve işçi maaş artışları vs. gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının da alınarak paranın ulaştığı değerin belirlenmesi gerekir. Bu hususlar gözetilmeksizin, yalnız bir kısım kriterler esas alınarak hesaplama yapılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporu yeterli değildir.
O halde, mahkemece; ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün yukarıda belirtilen ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanması ve hesaplanan bu miktara hükmedilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme sonucu yetersiz rapor doğrultusunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.