Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2014/19691 E. 2015/15734 K. 14.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19691
KARAR NO : 2015/15734
KARAR TARİHİ : 14.10.2015

MAHKEMESİ : MANAVGAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/03/2014
NUMARASI : 2013/239-2014/184

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; davalı abonenin kullanmış olduğu elektrik tüketim bedelini ödememesi üzerine, davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun takibe haksız ve kötüniyetli itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevabında, aboneliğin kendi adına olduğunu ancak başkası tarafından kullanıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne yönelik olarak verilen 22.06.2010 tarih ve 2010/120-523 E.K. sayılı karar, davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 11.10.2012 tarih ve 2012/2438-6991 E.K. sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiş, davalının karar düzeltme istemi sonrasında Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 tarih ve 2013/2828-6794 E.K. sayılı ilamı ile;
”1-Karar düzeltme nedeni olarak ileri sürülen sair yönler Daire kararında gerekçesi gösterilmiş, düzeltilmesi istenilen karar, dosya içeriğine usul ve kanuna uygun bulunmuş olmakla davalının yerinde olmayan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesi hükmüne uymayan sair karar düzeltme itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalının sair karar düzeltme itirazlarına gelince; yargılama sırasında mahkemece, elektrik bedeli yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın yazılı şekilde karar verilmiştir. Davaya konu olayda elektrik bedeli hesabının özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konu olduğu kuşkusuzdur. Mahkeme hâkiminin özel ve teknik konuda bilirkişi raporu almaksızın kendi hukuki bilgisi ile kaçak elektrik bedeli değerlendirmesi yapması yasal olarak mümkün değildir. Hal böyle olunca, mahkemece dosya konusunda uzman olan mühendis bir bilirkişiye verilerek, bilirkişiden davacının davalıdan isteyebileceği elektrik bedelinin hesaplanması için rapor alınması,
istenebilecek işlemiş faiz miktarının duraksamasız belirlenmesi, daha sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Dairemizce temyiz incelemesi sırasında davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının zühule dayalı olarak incelenmediği anlaşıldığından, davalının bu yöne ilişkin karar düzeltme itirazının kabulü gerekmiştir.” gerekçesiyle (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair karar düzeltme itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının bu yöne ilişkin karar düzeltme itirazının kabulü ile 11.10.2012 gün ve 2012/2438-2012/6991 E.K. sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı lehine bozulmasına, karar verilmiştir.
Mahkemece, yukarıda anılan bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonucunda; ”…Davacının 16/09/2009 tarihine kadar davaya konu …………… Beldesi ……………. Mahallesi …….. nolu abonenin abonesi olduğu, bu sayaca ilişkin aboneliğin davalı tarafından kuruma verilen 1998 tarihli dilekçe üzerine devir alındığı ve sözleşme imzalandığı, 2007 yılının 9. ayına kadar herhangi bir sorun olmadan ödemelerin yapıldığı, bu tarihten sonra borçların ödenmediği ve birikilmesine sebebiyet verildiği, bunun üzerine davacı kurum tarafından Manavgat 1. İcra Müdürlüğü’nün 2009/413 esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi yaptığı ve davalının itirazı üzerine takibin durduğu, davacı kurumdan getirtilen belgelerin incelenmesinde M. D. ‘in 01/02/2002 tarihinde dava konusu adreste market olarak faaliyete başladığına dair maliye bakanlığına sunulan yoklama fişinin bulunduğu, davalının savunmasında iş yerini M. D. ‘e devir ettiğini savunduğu, gerçekten de dava konusu iş yerinde yapılan yoklamada 08/02/2002 tarihinde M. D. ‘in faaliyete bulunduğunun tespit edildiği, borç miktarına ilişkin herhangi bir itiraz olmadığı, celp edilen belgelerin incelenmesinde M. D. ‘in davacı kuruma başvurarak sayaç değiştirilmesi talebinde bulunulduğu ve talebi üzerine sayacın 14/10/2008 tarihinde değiştirildiği, dolayısıyla dava konusu yerde M. D. in kullanıcı ve kiracı olduğu hususunda herhangi bir ihtilaf olmadığı, bunun davacı kuruma verilen talep dilekçeleri üzerine davacı tarafçada bilindiği, buna rağmen enerji verilmesine devem edildiği, oysa sayacın değiştirilmesi ve aboneliğe elektrik verilmesi yönünde davalının herhangi bir talep veya rızasının olmadığı, bu konuda M. D. ‘e verilmiş bir yetki de bulunmadığı, bu durumda tüketici olan davalı yönünden 4077 sayılı yasanın uygulanması gerektiği, 4077 sayılı yasada açıkça belirtildiği üzere tüketici aleyhine dengesizliğe yol açacak şekilde şartların ağırlaştırılması veya ek yükümlülük yükletilmesi halinde tüketicinin rızasının alınması gerektiği, aksi halde yapılan işlemin haksız şart veya işlem niteliğinde olup; tüketiciyi bağlamayacağı, davamıza konu olayda da davalı olan tüketici aleyhine ek yükümlülük yüklendiği, tüketicinin talebi olmadan sayacın değiştirilip elektrik kullandırıldığı, bu nedenle davalının itirazında haklı olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Elektrik abonelik sözleşmesini imzalayan ve aboneliği devam eden abone, tesisatta kullanılan elektrik bakımından elektrik dağıtım şirketine karşı sözleşme gereği sorumlu olduğu gibi, elektrik sayacının muhafazası konusunda da sorumluluğu devam eder. Buna göre, fiili kullanıcıya karşı rücu hakkı mevcut olan abonenin sözleşmesi iptal edilmediği sürece, fiili kullanıcı ile beraber elektrik dağıtım şirketine karşı normal kullanım bedelinden dolayı müteselsil sorumluluğunun devam edeceği kuşkusuzdur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasına göre abonelik iptal ettirilmedikçe o abonelik üzerinden tüketilen su, elektrik ve doğalgaz bedelinden fiili kullanıcı ile birlikte abone de müteselsilen sorumludur.
Bu durumda, aboneliğini iptal ettirmeyen abonenin sözleşme nedeni ile sorumlu bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Nitekim, aynı ilkeler HGK 27.04.2011 tarih ve 2011/19-104 E.-239 K.sayılı kararında da benimsenmiştir.
Davalı taraf yukarıda anılan Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin onama ilamına karşı karar düzeltme talebinde, dava konusu elektrik tüketimini gerçekleştirenin dava dışı Mehmet Demir olduğunu ve davalının sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürmüş, Yargıtay 7.Hukuk Dairesince bu husus tartışılmış ve davalı tarafın bu yöne ilişen karar düzeltme taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, bozma kararına uyulmakla; orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan, bozma kararı dışında kalan yönler ise kesinleşir.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Hal böyle olunca; mahkemece, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 16.04.2013 tarih ve 2013/2828-6794 E.K. sayılı bozma ilamında belirtilen çerçevede işlem yaparak, sonucu dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.