YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11004
KARAR NO : 2015/18186
KARAR TARİHİ : 17.11.2015
MAHKEMESİ : DÜZCE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/10/2014
NUMARASI : 2014/349-2014/602
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davacının davalının Kuveyt Türk Katılım Bankası’ndan kullandığı krediye kefil olduğunu, davalı tarafından ilgili kredi süresi içinde geri ödenmeyince kefil sıfatıyla icra takibine maruz kalmamak için krediyi kendisinin ödediğini, davacının bu krediye karşılık olarak kefil sıfatıyla ödediği rakamın toplamda 55.654 TL olduğunu, ilgili ödemelerin banka kayıtları ile sabit olduğunu, davacının ödediği bu bedel için davalı aleyhine Düzce 1.İcra Müdürlüğü’nün 2012/783 Esas sayılı dosyası ile icra takibi yaptığını, davalının ise borca ve faizine itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu, bu nedenlerle davalının icra dosyasına yaptığı haksız ve kötüniyetli itirazının iptaline, alacağın likit ve itirazın kötüniyetle yapılması nedeniyle asıl alacak olan 55.654 TL’nin %40 ‘ından aşağı olmamak üzere davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddiasının kefil-kefalet ilişkisinden kaynaklandığından davada ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu ve göreve itiraz ettiklerini, yine gelen cevabi yazılara göre, davanın sebepsiz zenginleşme davası olduğunu, zira bankadan gelen cevaba göre tarafların arasında herhangi bir kefil-kefalet ilişkisi olmadığına göre davacının yaptığını iddia ettiği bu ödemelerin davalı yönünden sebepsiz zenginleşme teşkil edeceğini, ilgili dekontlardan anlaşılacağı üzere ödemelerin 2011 yılı içerisinde gerçekleştiğini, 2011 yılında geçerli olan BK’na göre sebepsiz zenginleşme davasının 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, bu nedenle davanın zamanaşımına uğradığını, davacının icra takibini zamanaşımı süresinde yaptığı kabul edilse bile takip tarihi 09.02.2012 olan tarihi ile iş bu dava tarihi olan 31.07.2014 tarihi arasında 1 ve 2 yıllık zamanaşımı
süresinin dolduğunu, yine başkası hesabına yapılan ödeme, havale, bunun ispatı için sunulan banka dekontlarının prensip itibariyle aslında var olan bir borcun ödenmesi amacı ile yapılmış ödemeler olarak kabul edildiğini, dekontların tek başına davacının davalıya kefillikten dolayı aslında kefil olunan bir paranın ödendiğinin kanıtı olamayacağını, dekontların karine olarak taraflar arasında var olan bir borcun ödenmesine delil teşkil ettiğini, davacının davalının eski kayınpederi olduğunu, davalının davacının kızı ile evli olduğu dönemlerde davacının ısrarı ile davacıya ait tapulu taşınmaza ikamet etmek amacıyla iki katlı bir ev yaptığını, söz konusu evin o dönem davacının evinin hemen yanına yapıldığını, bu evin tüm yapım masraflarının davalı tarafından karşılandığını, bu evin yapımı sonrasında da uzun yıllar davalı tarafından kullanıldığını, davalının bu yapıdan sonradan tamamen çıktığını ve yapıyı da taşınmazın sahibi olan davacıya terk ettiğini, bu aşamada yapı bedelinin tahsiline ilişkin olarak ise, davaya konu olan kredinin kalan borcunun davacı tarafından tamamen ödenmesi ve ayrıca davalıya bir miktar elden para ödemesi yapılması ve bir adet aracın daha davalıya verilmesi hususunda anlaştıklarını, davalının o dönem bankadan yaklaşık olarak 200.000 TL civarında kredi kullandığını, bu kredinin büyük kısmını davalının geri ödediğini, kalan kısımlarının ise anlaşıldığı üzere davacı tarafından ödendiğini, bunun dışında davalıya verilen para ve 1999 model araç ile taraflar arasındaki alacak verecek ilişkisinin sona erdiğini, yani davacının aslında söz konusu dekontlar ile var olan bir borcunu ödediğini, bu nedenlerle davalının davacıya borcu bulunmadığı savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davacının davalı aleyhine sebepsiz zenginleştiği iddiası ile dava açtığı,sebepsiz zenginleşmede zamanaşımı süresinin öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl ve her halükarda 10 yıl olduğu, davacının ödeme yaptığı sırada kimin ne miktarda sebepsiz zenginleştiğini bildiği, bu nedenle 2 yıllık zamanaşımı süresinin ödeme tarihinden itibaren işlemeye başladığı, davacının davalıya ait borcu kefil olmadığı halde 08-18-17/07/2011 tarihlerinde ödediği, bu nedenle alacağın 17/07/2013 tarihinde zamanaşımına uğradığı, her ne kadar davacı tarafça zamanaşımı süresinde icra takibi yapılmış ise de, takip tarihinin 08.02.2012 olduğu, takibe davalının 27.02.2012 tarihinde itirazı üzerine 13.03.2012 tarihli kararla takibin durdurulmasına karar verildiği, her ne kadar durdurma kararı ve itiraz davacı alacaklıya tebliğ edilmemiş ise de, bu tarihten itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde dava açılmadığı,asıl alacak zamanaşımına uğramış iken takibin durdurulması kararının alacaklı vekiline tebliğ edilmediğinden süresiz olarak itirazın iptali davası açılabilmesinin kabulünün hukuka uygun olamayacağından alacak zamanaşımına uğradığından davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Mahkemenin gerekçesi incelendiğinde, hem itirazın iptali davasının süresinde açılmaması, hem de alacağın zamanaşımına uğraması gerekçe gösterilerek davanın hem usulden hem de esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde, mahkemece hem usulden hem de esastan davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Bundan ayrı olarak, dava dosyası ve icra takip dosyası incelendiğinde de anlaşılacağı üzere, borca itiraz dilekçesi davacıya tebliğ edilmediğinden dava açma süresinin dolmadığının kabulü gerekmektedir. Davaya konu edilen alacağın son taksidinin 17.07.2011 tarihinde ödendiği, icra takibinin ise 08.02.2012 tarihinde zamanaşımı süresi dolmadan yapıldığı da dikkate alındığında, mahkemece bu hususlar gözetilerek hüküm tesisi gerekirken yanılgılı inceleme ve değerlendirme ile davanın reddine yönelik hüküm kurulması doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; yukarıda ifade edilen hususların incelenip değerlendirilmesi suretiyle hüküm tesisi yoluna gitmek olmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.