YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11015
KARAR NO : 2015/18146
KARAR TARİHİ : 17.11.2015
MAHKEMESİ : SİLİFKE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/01/2015
NUMARASI : 2013/923-2015/24
Dava dilekçesinde; davalı abonenin, ödenmeyen elektrik faturası borçlarına dayalı olarak hakkında başlatılan icra takibine vaki itirazının iptali talep edilmiştir. Mahkemece davanın esastan kabulü cihetine gidilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine ek kararla esas kararın kesin olarak verildiği gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiş, temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının S. G. Köyü’nde bulunan 5610 nolu elektrik aboneliğine ait ödenemeyen fatura borçları nedeniyle icra takibi yapıldığını, ancak davalının haksız itirazı ile takibin durdurulduğunu belirterek, davalının iş bu takibe vaki itirazının iptalini ve davalının asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı müvekkilinin G. Köyü’nde bulunan bir ticarethane ile ilgili hiçbir dönemde abonelik tesisi talebinde bulunmadığını, davacı kurum ile davalı arasında akdedilmiş bir sözleşme olmadığını, müvekkili adına tesis edilmiş bir abonelik varsa bile sözleşme altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca dava konusu alacak bakımından zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; “her ne kadar davalı taraf elektrik aboneliği olmadığını ileri sürmüşse de açıkça davaya konu dönemlere ilişkin elektrik kullanılmadığını ileri sürmediği, elektrik aboneliğinin olmamasının tek başına davalıyı kullanmış olduğu elektrik tüketiminin bedelini ödemekten kurtarmayacağı, yazılı abonelik sözleşmesi olmasa da taraflar arasında elektrik hizmetinin sunulması noktasında örtülü bir sözleşmenin kurulduğu, bu örtülü sözleşme doğrultusunda tarafların hareket ettikleri, dolayısıyla sözleşmeye dayalı alacaklarda genel zamanaşımı olan on yıllık sürenin geçerli olduğu ve davalının dava konusu elektrik fatura borcundan dolayı sorumlu olduğu” gerekçesi ile davanın kabulüne ve Silifke İcra Müdürlüğünün 2013/2786 Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, kabul edilen miktar üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine mahkemece kararın kesin olarak karar verildiğinden bahisle 27.02.2015 tarihli ek karar ile temyiz talebinin reddine karar verilmiş, davalı vekili tarafından ek karar temyiz edilmiştir.
Temyiz talebinin reddine dair ek karar davacı vekiline 12/03/2015 günü tebliğ edilmiştir. Davacı bu kararı 7 günlük yasal süre içerisinde temyiz etmiştir.
Dava, fatura borcuna dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, dava dilekçesinde dava değerini 2.460,12 TL olarak belirtmiş ve dava harcını bu miktar üzerinden yatırmıştır. Kaldı ki bu miktar, ilamsız icra takibi ile tahsili talep edilen ve bu bağlamda dava konusu olan miktardır. Dolayısıyla dava konusu uyuşmazlık, davanın açıldığı tarihe göre miktar itibariyle kesinlik sınırının üzerindedir. Mahkemece, dava değerinin yalnızca icra takibinde asıl alacak olarak talep edilen meblağın dava değeri olarak belirlenmesi ve kararın kesin olarak nitelendirilmesi doğru görülmemiştir.
HUMK.’nun 432/4. maddesinde; “Temyiz, temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa karar veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar verir.” Yasanın vazettiği anlamda bir kesinlik gerçek bir kesinliktir. Yoksa ki, kesin olmayan bir karara mahkemenin kesin ibaresini koyması o kararın kesin olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla da 432/4. maddesinde belirtilen bir kesinlikten bahsedilemez. Kesin olmayan bir karara hakimin kesin olduğunu kararına yazması, bu kararın gerçekte kesin olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla da temyizi mümkündür.
Arz edilen hususlar muvacehesinde kesin olmayan bir karara ilişkin olarak mahkemece kararın kesin olduğunun yazılması ve bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin kesin olduğundan bahisle reddedilmesi yok hükmünde olup, sonuç doğurmayacağından bu nedenle temyiz dilekçesinin kararın kesin olduğundan bahisle reddine dair mahkemece verilen 27/02/2015 tarihli ek kararın kaldırılması ve yasal süresi içinde verilen temyiz isteminin incelemesine geçilmiştir.
Dava, 5610 no.lu elektrik aboneliğinden kaynaklanan fatura borcuna dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
Kural olarak kullanılan elektrik tüketimi bedelinden, hem abonelik sözleşmesi akdetmiş olan abonenin hem de abone olmaksızın elektriği fiilen kullanan kişinin sorumluluğu bulunmaktadır. Elektriği fiilen kullanan kişinin sorumluluğu haksız fiilden, abonenin sorumluluğu ise sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu durumda, davalının abone ya da fiili kullanıcı olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
Davacı vekili, takip konusu ödenmeyen elektrik faturalarından dolayı davalının sorumlu olduğunu iddia etmiş, davalı vekili ise davacı kurum ile müvekkili arasında abonelik sözleşmesi bulunmadığını, böyle bir sözleşme mevcut ise dahi altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, davalı müvekkilinin Gökbelen köyünde tesis edilmiş hiçbir aboneliği bulunmadığını savunmuş olup, mahkemece, imza incelemesi yapılmaksızın ve davalının fiili kullanıcı olup olmadığı saptanmaksızın eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılacak iş; dava konusu Silifke İcra Müdürlüğü’nün 2013/2786 Esas sayılı dosyasının dosya arasına alınıp, tarafların iddiaları doğrultusunda, öncelikle taraflar arasında imzalanmış bir abonelik sözleşmesi mevcut ise, sözleşme altındaki imzanın davalıya ait olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiler vasıtasıyla inceleme yapmak, bu inceleme sonucuna göre ise davalı adına abonelik tesis edildiği iddia olunan adreste davalının fiili kullanıcı olup olmadığı ve bu suretli dava konusu elektrik tüketiminden sorumlu tutulup tutulmayacağı hususları araştırılarak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır.
Mahkemece; bu hususlara dikkat edilmeden eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.