YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11116
KARAR NO : 2015/18838
KARAR TARİHİ : 25.11.2015
MAHKEMESİ : İSTANBUL 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/02/2014
NUMARASI : 2011/266-2014/52
Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tenfizi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı E.. E.. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; müteveffa Refiye 23/02/2010 tarihinde vefat ettiğini, Beyoğlu 22. Noterliğinin 18/10/2007 tarih ve 25049 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile kendi adına açılmış ya da açılacak Türk Lirası ve döviz hesaplarındaki ana paranın faizi ile birlikte müvekkil vakfa vasiyet ettiğini, vasiyetnamenin Şişli 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/351 esas 2010/952 karar sayılı ilamıyla açıldığını ve kesinleştiğini belirterek vasiyetnamenin tenfizi ile müteveffanın bankalardaki hesaplarının davacı vakıf adına tespit, tescil ve intikaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı E.. E.. vekili duruşmadaki beyanında; vasiyetnamenin tenfizine itirazlarının bulunmadığını ve tenfizini istediklerini belirtmiştir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece; Beyoğlu 22. Noterliğinin 18/10/2007 tarih ve 25049 yevmiye numaralı vasiyetnamenin açılıp okunduğu, mirasçıların itirazı bulunmadığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile vasiyetnamenin davacı açısından tenfizine, murisin banka hesaplarındaki mevduatın intikaline, Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca 16.351,37 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, alınan harca göre 10.078,76 TL bakiye ilam harcının davalılardan tahsiline, davacı tarafından yapılan 4.189,00 TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davalı E.. E.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davada, vasiyetnameye konu mevduatın vasiyet alacaklısı davacı adına intikali ve vasiyetnamenin tenfizi talep edilmektedir.
Dosyanın İncelenmesinde; muris Refiye 23/02/2010 tarihinde vefat ettiği, vefat etmeden önce 4 adet vasiyetname düzenlendiği görülmektedir.
Beyoğlu 22. Noterliğinin 06/01/1986 tarih 742 yevmiye numaralı vasiyetnamesinde, İstanbul ili, Şişli İlçesinde bulunan dairedeki hak ve hisselerinin tamamını ve içerisinde bulunan eşyaları R.. E..’a vasiyet ettiği,
Beyoğlu 22. Noterliğinin 17/08/1987 tarih 33812 yevmiye numaralı vasiyetnameden rucü senedinde, ‘Beyoğlu 22. Noterliğinden düzenletmiş bulunduğum 6 Ocak 1986 tarih 742 yevmiye sayılı vasiyetnameden rücu ettiği,
Beyoğlu 22. Noterliğinin 26/02/2004 tarih 4942 yevmiye numaralı vasiyetnamesinde İstanbul ili, Şişli İlçesinde bulunan dairedeki hak ve hisselerinin tamamını davalı E.. E..’e, kendisinden önce ölmesi veya mirası reddetmesi halinde daire üzerindeki hak ve hisselerinin tamamını E.. E..’in mahfuz hisseli mirasçılarına kalmasını vasiyet ettiği,
Beyoğlu 22.Noterliğinin 18/10/2007 tarih 25049 yevmiye numaralı vasiyetnamesinde; ‘Beyoğlu 22. Noterliğince 26 Şubat 2004 tarih ve 4942 yevmiye numarası ile düzenlenmiş vasiyetname baki kalmak şartı ile: T.C sınırları içerisinde kain bilumum banka şubelerinde adına mevcut açılmış veya açılacak olan gerek Türk lirası gerek döviz hesaplarımın tamamının(ana para ve faizleriyle birlikte) ölümünden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri Elele Vakfı’na kalmasını vasiyet ettiği anlaşılmaktadır.
Murise ait vasiyetnamelerin Şişli 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/351 esas 2010/952 karar sayılı dosyasıyla açılıp okunduğu, kararın taraflarca temyiz edilmemesi üzerine 18/10/2010 tarihinde kesinleştirme işleminin yapıldığı belirlenmiştir.
Temyize konu davanın murisin yasal mirasçıları Şükran, Sadi Doğan, Reha, A.. E.. ve N.. P.. ile birlikte 26/02/2004 tarihli vasiyetnamede lehine mal vasiyeti yapılan ancak yasal mirasçı olmayan E.. E.. aleyhine açıldığı görülmektedir.
Hemen belirtelim ki; Hukuk Genel Kurulu’nun 13.02.1991 gün, 648-65 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, vasiyetnamenin tenfizi diye adlandırılan davalar, bir ayni hakkın tesisi için değil, yalnızca Sulh Hukuk Mahkemesi’nce açılan vasiyetnamenin, TMK.nın m.595 ve izleyen maddelerinde (MK.nın 535 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tebliği işlemlerinin tamamlanmasından ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra, herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin istenmediği bu nedenle de kesinleşmiş olduğunun tespiti içindir.
Diğer bir anlatımla “Vasiyetnamenin tenfizi, vasiyetnamenin açılıp itiraza uğramadığı veya yapılan itirazların sonuçsuz kaldığının tespitinden ibarettir. Bu tespit başlı başına ayni bir hakkın geçirimini sağlamaz. Bilindiği üzere ölüme bağlı tasarrufla;
a- Mirasçılardan biri veya bir kaçı mirasçılıktan çıkarılabilir. ( TMK. m.510 ),
b- Koşullar ve yüklemeler ( mükellefiyetler) konulabilir ( TMK. m.515, yedek mirasçı atama TMK. m.520 art mirasçı atama TMK. m.521),
c- Mirasçı atanabilir ( TMK.m.516 ),
d-Mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye belirli mal vasiyeti yapılabilir (TMK.m.517 ),
e- Vakıf kurulması öngörülebilir (…Belirtilen tasarrufların ne şekilde yerine getirileceği yine Medeni Kanunda ayrı ayrı gösterilmiştir. Mahrumiyet ve iskat (yoksunluk ve mirasçılıktan çıkarma) halinin aksi kanıtlanmadıkça, mirasçı seçilen kişi, mirasçılık belgesi almadıkça ( MK. m.598 ) kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu malı ilgilisinden istemedikçe “yasal mirasçı veya varsa tenfiz memurundan” ve karşı çıkılması halinde onlar aleyhine istihkak davası açıp dava ile haklılığını kanıtlamadıkça, vasiyetname ile yapılan tasarrufun sahibi olamaz…)
Medeni Kanunun 599. maddesi uyarınca, mirasın açılmasıyla terekeye sahip olma hakkı, sadece yasal mirasçılara tanınmıştır.
Kanunun 600.maddesi gereği kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal ve seçilmiş mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir.
Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Sıfat, davanın tarafı ile dava konusu hak arasında “hak ilişkisine dayalı bağ” dır. Taraf ve dava ehliyeti; davanın tarafları ile ilgili olduğu halde sıfat dava konusu hakka ilişkindir.
Mahkeme önünde, maddi hukuka dayalı hakkına dair uyuşmazlığın çözümünü ve himayesini isteyen kişi davacı, kendisine karşı hakkın himayesi istenen kişi de davalıdır. Davacı, dava konusu hakkın sahibi, davalı ise hakka uymakla yükümlü olan ve bu hakkı ihlal ettiği düşüncesi ile kendisine karşı hakkın himayesi istenen kişidir. Bir davada, davacı ve davalı sıfatının kime ait olduğu tamamen maddi hukuka göre belirlenir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen taraf ise de hakkın sahibi veya kendisine karşı hakkın himayesi istenmesi gereken kişiler olmadıkları belirlenir ise davanın sıfat yokluğundan (husumetten) reddi gerekir. Husumetten red kararı usule ilişkin bir karar olmayıp; davada taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını belirleyen esasa ilişkin bir karardır. Husumetten red kararı, davada taraf olarak gösterilenler arasında kesin hüküm teşkil eder.
Uygulamada sıfat yerine genel olarak “husumet”, davacı bakımından “aktif husumet ehliyeti”, davalı bakımından “pasif husumet ehliyeti” tabirleri kullanılmaktadır.
Husumet dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilmesi gereken bir husustur.
Somut olayda; murise ait en son yapılan 18/10/2007 tarihli vasiyetname uyarınca kendisine banka hesaplarındaki mevduat vasiyet edilen davacı vakıf, davasını yasal mirasçılara yönlendirmesi gerekirken, yasal mirasçı sıfatı taşımayan ve davaya konu vasiyetnamedeki hakka ilişkin yararı bulunmayan davalı E.. E..’e yönlendirmesi doğru görülmemiştir. Davalı E.. E.., sadece murisin tarih sıralamasına göre üçüncü ölüme bağlı tasarrufu olan 26/02/2004 tarihli vasiyetnamesinde vasiyet alacaklısı olup, taraf sıfatı bulunmamaktadır. Kaldı ki; söz konusu vasiyetnamede E.. E..’e ilişkin 26/02/2004 tarihli vasiyetnamenin baki kalması şartıyla davacı yararında vasiyet yapılmıştır.
O halde; tenfizi istenen Beyoğlu 22.Noterliğinin 18/10/2007 tarih 25049 yevmiye numaralı vasiyetnamesine ilişkin yasal mirasçı olmayan ve pasif husumet ehliyeti bulunmayan davalı E.. E..’in davada haksız çıkan taraf olmadığı anlaşıldığına göre; kendisi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davalı E.. E.. yönünden davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.