Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11335 E. 2015/18205 K. 17.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11335
KARAR NO : 2015/18205
KARAR TARİHİ : 17.11.2015

MAHKEMESİ : RİZE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/10/2014
NUMARASI : 2012/648-2014/582

Taraflar arasındaki alacak ve menfi tesbit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, hükmün duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirtilen 17.11.2015 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. A.. B.. ile davalı vekili Av. A.. H.. geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kâğıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin 13.07.2012 tarihli sözleşme ile davalıya ait konutu satın aldığını, 290.000 TL olan satış bedelinden 49.500 TL nin sözleşme ile davalıya ödendiğini, geriye kalan miktarın ise 30 gün içinde müvekkiline ait taşınmazların satılması ile ödeneceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin bu nedenle 240.000 TL bedelli bonoyu düzenleyerek davalıya verdiğini, ancak müvekkiline ait taşınmazların satılamadığını, ayrıca sözleşmeye konu konutun tapuda davalı adına kayıtlı olmadığının tespit edildiğini ileri sürerek; ödenen 49.500 TL ile cezai şart olarak kararlaştırılan 50.000 TL’nin davalıdan tahsilini, ayrıca davalının elinde bulunan 240.000 TL bedelli bono nedeniyle müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile bononun iptalini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından müvekkiline verilen bononun üzerinde teminat senedi olarak verildiğinin yazılı olduğunu, bu haliyle bononun kıymetli evrak vasfında olmaması nedeniyle davacı tarafın menfi tespit davası açmakta hukuki bir menfaatinin olmadığını, ayrıca aslı dosyaya sunulan bononun davacı tarafa iade edilebileceğini, alacak istemi yönünden ise; sözleşmeden dönen tarafın davacı olduğunu, bu nedenle müvekkilinin 49.500 TL yi cezai şart olarak uhdesinde tuttuğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; taraflarca imzalanan 13.02.2012 tarihli satış sözleşmesinin resmi şekilde düzenlenmemiş olması nedeniyle hukuken geçersiz olduğu, bu nedenle davacının verdiğini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebileceği, asıl borcun ferisi olan cezai şartında aynı nedenle hükümsüz olması nedeniyle davacının cezai şart olarak kararlaştırılan bedeli isteyemeyeceği, ayrıca davalı vekilinin bononun şarta bağlı teminat senedi olduğu yönündeki kabul beyanı ve sözleşmenin geçersiz olması nedenleriyle bonoya dayalı takip yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 49.500 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, cezai şarta ilişkin alacak, menfi tespit ve senedin iptali istemlerinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın tüm, davacı tarafın ise sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; sözleşmenin imzalanmasından bir süre sonra, bakiye satış bedeline karşılık olarak davacı tarafından imzalanarak davalıya verilen 20.10.2012 vade tarihli ve 240.000 TL bedelli bononun; davalı tarafça tahsil cirosu ile dava dışı bankanın Rize Şubesine teslim edildiği, akabinde banka tarafından gönderilen bonoya ilişkin senet ihbarnamesinin davacı tarafa tebliğ edildiği, yaşanan bu gelişmeler üzerine davacı tarafça gönderilen 01.10.2012 tarihli ihtar ile davalıdan bononun iadesinin istendiği, ihtarın sonuçsuz kalması üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, cevap dilekçesi ile mahkemeye teslim edilen bononun ön yüzündeki “iptal” yazısı ile arka yüzündeki “teminat olarak verildiğine dair” yazının davalı tarafından sonradan yazılmış olduğu, davalı vekilinin 22.04.2014 tarihli celsedeki beyanı ile sabittir.
Bu durumda, mahkemece; bonoya ilişkin menfi tespit isteminin konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kararın kesinleşmesi halinde bononun davacı tarafa iadesine ve davalının davanın açılmasına sebebiyet verdiği gözetilerek, yargılama giderlerinin HMK. nun 326. maddesi uyarınca taraflarının haklılık oranına göre hüküm altına alınmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile bonoya yönelik menfi tespit ve iptal istemlerinin reddi ile bono tutarı üzerinden davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine, 17.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.