Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11482 E. 2015/14559 K. 28.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11482
KARAR NO : 2015/14559
KARAR TARİHİ : 28.09.2015

MAHKEMESİ : VİRANŞEHİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/03/2014
NUMARASI : 2012/534-2014/274

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı V.. B.. ve Dedaş vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar vekili dilekçesinde; müvekkillerinin murisi M. T.’ın 17/07/2010 tarihinde, davalı S.. M..’ye ait evin boya badana işini yaparken elindeki metal saplı rulonun TEDAŞ’a ait YG ENH tellerine temas ettiğini, bu olay sonucunda M. T.’ın elektrik akımına kapılarak vefat ettiğini, davacının ölümünden davalıların sorumlu olduğunu, davalı S.. M..’ye ait yapının kaçak olduğunu, davalı Belediye’nin kaçak yapı hakkında hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalı S.. M..’nin inşa ettiği evin ruhsata uygunluğu konusunda sorumsuz davranarak can güvenliğini hiçe saydığını, YG tellerinin davalı Tedaş’a ait olduğunu ve tellerin davalı S.. M..’ye ait eve mesafesinin 1 metreden az olduğunu, olay neticesinde müvekkillerinin kendilerine sağlanan destekten yoksun kaldıklarını ve telafisi mümkün olmayacak derecede manevi zarara uğradıklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı eş Şener için 10.000 destekten yoksun kalma tazminatı ile 30.000 manevi tazminat, davacı çocuk Umut için 10.000 destekten yoksun kalma tazminatı ile 10.000 manevi tazminat, davacı çocuk Adar için 10.000 destekten yoksun kalma tazminatı ile 10.000 manevi tazminat, davacı baba Halef için 3.000 destekten yoksun kalma tazminatı ile 30.000 manevi tazminat, davacı anne Zehra için 3.000 destekten yoksun kalma tazminatı ile 30.000 manevi tazminat olmak üzere toplam 36.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 110.000,00 TL manevi tazminatın 17/07/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar V.. B.. ve S.. M.. davaya cevap vermemişlerdir.
Davalı Dicle Elekrik Dağıtım A.Ş vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davanın sıfattan reddini, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin bir kusurunun bulunmadığını, ENH’nın yönetmeliğe uygun olarak tesis edildiğini, bakım ve denetiminin yapıldığını, davacı tarafından var olduğu iddia edilen hat ve arıza probleminin ve direkteki aykırılığın müvekkili şirkete bildirilmesi gerektiğini, müteveffayı tedbirsizce çalıştıran kişilerin tüm güvenlik tedbirlerini almadıkları için olayda tamamen kusurlu olduğunu, ayrıca kaçak ve ruhsata aykırı bina yapımına göz yuman gerekli denetimleri yapmayan Belediye Başkanlığının’da kusurunun bulunduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacı eş Ş.. T.. için 84.652,64 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 20.000,00 TL manevi tazminatın, Davacı evlat U. T. için 17.438,07 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 5.000,00 TL manevi tazminatın, Davacı evlat M. A. T. için 21.236,41 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 5.000,00 TL manevi tazminatın, Davacı baba H.. T.. için 6.912,48 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 15.000,00 TL manevi tazminatın, Davacı anne Z.. T.. için 10.203,74 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 15.000,00 TL manevi tazminatın 20/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm V.. B.. ve DEDAŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Dava, ölüm nedeniyle açılan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda uyuşmazlık, davalı Tedaş ile dava dışı Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş arasında temsil ilişkisi bulunup bulunmadığı; varılacak sonuca göre, Dicle Elektrik Dağıtım AŞ’nin davaya katılımı sağlanarak davaya devam olunup olunamayacağı, noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak öncelikle, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin ve buna bağlı olarak da Tedaş’ın tarihi geçmişinin ortaya konulması; ardından da konuya ilişkin yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar vardır.
Türkiye’de İktisadi Devlet Teşekkülleri tabiri ilk kez 17 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan “Sermayesinin Tamamı Devlet Tarafından Verilmek Sureti ile Kurulan İktisadi Teşekküllerin Teşkilatı ile İdare ve Murakebeleri Hakkında” 3460 sayılı Kanun 1.maddesi ile ortaya atılmıştır. Bu Kanunun 26.maddesinde kanun hükümlerine tabi teşekküllerin, ellerinde bulunan teşebbüsleri hususi hukuk hükümlerine göre idare edilmek ve kendilerine bağlı olmak ve hükmi şahsiyeti haiz bulunmak üzere kurulacak sınırlı sorumlu müesseselere devretmeye mecbur oldukları belirtilmiştir.
Aynı konuları düzenleyen ve 3460 sayılı Yasadan sonra 21 Mart 1964 tarihinde yürürlüğe giren 440 sayılı “İktisadi Devlet Teşekkülleriyle Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanunun 1.maddesinde “İktisadi Devlet Teşekküllerinin, sermayelerinin yarısından fazlasının tek başına veya birlikte Devlete (Genel ve Katma Bütçeli İdarelere) ve

İktisadi Devlet Teşekküllerine ait olup, İktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan ve kuruluş kanunlarında bu kanuna tabi olacakları belirtilen teşebbüsler” olarak tarif edilmiştir. Kanunun 2/A bendinde bu teşekküllerle müessese ve iştiraklerinin karma ekonominin kurallarına ve ekonomik gereklere uygun olarak yönetilmelerine karlılık ve verimlilik anlayışı içinde çalışmak ve sermaye birikimine yardım etmek suretiyle daha fazla yatırım kaynağı yaratmalarının amaçlandığı belirtilmiştir.
Kanunun 11.maddesinde teşekküllerin işletmelerini kendilerine bağlı, tüzel kişiliği haiz müesseeler olarak teşkilatlandırmaya mecbur oldukları ve kurulacak müesseselerin ticaret unvanı alıp ticaret siciline tescil edilecekleri ve Limited veya Anonim şirket halinde teşkilatlanabilecekleri düzenlenmiştir.
Halen yürürlükte bulunan ve Resmi Gazetenin 14.12.1984 gün ve 18435 sayılı mükerrer sayısında yayınlanan ve ceza hükümleri hariç yayınlandığı tarihte yürürlüğe giren “Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (233 sayılı KHK)” KİT adı verilen Kamu İktisadi Teşebbüslerini iki gruba ayırmıştır.
1-İktisadi Devlet Teşekkülleri; Sermayesinin tamamı Devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek ve hususi hukuk hükümlerine tabi olmak üzere bu teşekküllerin oluşturulduğu,
2-Kamu İktisadi Kuruluşları; Sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mallar ve hizmetler üretmek, pazarlamak üzere kuruldukları açıklanmıştır.
İktisadi Devlet teşekküllerinin ticaret şirketleri gibi verimlilik ve karlılık ilkeleri doğrultusunda çalışacakları vurgulanmıştır (233 sayılı KHK 1/2md. B bendi).
233 sayılı KHK’de Teşebbüslerin Kuruluş ve müesseseler biçimde teşkilatlanacakları açıklandıktan sonra 16. maddesinde kurulacak müesseselerin statülerini ve unvanlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirecekleri, bunların özel hukuk hükümlerine tabi olacakları, sorumluluklarının sermayeleri ile sınırlı oldukları, Genel Muhasebe Kanunu ile İhale Kanunu hükümlerinin bunlara uygulanmayacakları, Sayıştay denetimine tabi bulunmadıkları kanunda yer almıştır.
Yeri gelmişken, TEDAŞ (Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.) ana statüsü irdelenmeli ve somut olay yönünden değerlendirilmelidir:
Türkiye Elektrik Kurumu 233 sayılı KHK.nin verdiği yetki ile Resmi Gazetenin 9 Kasım 1984 sayısında yayımlanan ana statü ile kurulmuş olup, statünün 3.maddesinde kurumun (Tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk, hususi hukuk hükümlerine tabi ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu açıklanmıştır. 12.8.1993 gün ve 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), Türkiye Elektrik Üretim, İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) unvanı ile İktisadi Devlet Teşekkülü oluşturulmuştur. Kanun koyucu bununla da yetinmemiş (TEAŞ) denen kurumu 3 ayrı kuruluş haline getirmiş ve bu 3 kuruluş özelleştirilmek suretiyle sermayeleri halka sunulmuştur.

TEDAŞ ana statüsünün “Teşekkül’ün Amaç ve Faaliyet Konuları” başlıklı 4.maddesinde; teşekkülün elektrik dağıtımı, ticareti, elektriğin dağıtımı için gereken her türlü etüd projeler ile inşaat ve tesisleri yapmak, elektrik satış tarifelerinin belirlenmesini sağlamak, Müessese ve Bağlı Ortaklıkların bütçeleri ile fiyat, tarife ve yatırımlarının genel ekonomi ve enerji politikalarına uyumunu sağlamak olarak tanımlanmış ayrıca son cümlede bu amaç ve faaliyetlerini doğrudan doğruya, ”İşletme”, “Bağlı Ortaklık”, “İştirak” ve diğer birimler eliyle yerine getireceğini söylemiştir.
Yüksek Planlama Kurulu’nun 17.03.2004 tarih ve 2004/3 sayılı Kararı ile kabul edilmiş olan “Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi”nde yer alan eylem planı çerçevesinde Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ.’nin özelleştirme hazırlık çalışmaları sürdürülmekte olup, bu kapsamda söz konusu Yüksek Planlama Kurulu kararı ekinde yer alan 21 adet görev bölgesinin şirketleştirilmesi ile ilgili olarak, 4046 sayılı Kanunun 4. maddesi çerçevesinde 14 adet şirket kurulduğu, DEDAŞ’ın da bu şirketlerden biri olduğu anlaşılmıştır.
4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanununun, “Amaç, Kapsam ve Tanımlar” başlıklı 1. maddesinde; elektriğin, yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevre ile uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine
göre faaliyet gösterebilecek, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanması belirlenmiştir. Aynı madde ile, TEDAŞ’ın, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş’ni, Kurum ise, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olarak tanımlanmıştır. Yine aynı maddenin 22. bendinde, dağıtım şirketi, belirlenen bir bölgede dağıtım ve perakende satış faaliyeti ile iştigal eden tüzel kişi olarak tanımlanmıştır.
4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 2. maddesinde, elektrik piyasası faaliyetleri, bu kanun hükümlerine göre, piyasada faaliyet gösterecek tüzel kişilerin üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış faaliyetleridir, şeklinde tanımlanmıştır. Aynı madde ile piyasada faaliyet gösterebilecek özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilerin, Türk Ticaret Yasası hükümlerine göre, anonim şirket veya limited şirket olarak kurulmaları koşul olarak öngörülmüş, elektrik enerjisi dağıtım faaliyetlerinin, dağıtım şirketleri tarafından lisanslarında belirtilen bölgelerde yürütüleceği hüküm altına alınmıştır. Aynı maddeye göre, bu işlemler için lisans alınması zorunludur.
Aynı kanunun 3.maddesinde lisansın kurum tarafından verileceği hükme bağlanmıştır.
4628 Sayılı Kanuna dayalı olarak çıkartılan “Elektrik Piyasası Yönetmeliğinin” 24. maddesinde, dağıtım şirketine, lisans kapsamındaki dağıtım bölgesinde elektrik dağıtım sistemine girişinden, tüketim noktalarına iletilmesine kadar olan tüm aşamalarda enerji akışının gerçek zamanlı olarak izlenmesi, sisteme ilişkin ihtarların alınması ve sonuçlandırılması ve koruyucu bakım onarım hizmetlerinin planlanması ve uygulanması konularında gerekli iletişim alt yapısını kurma sorumluluğu yüklenmiştir.

Buraya kadar yapılan açıklamalardan görüldüğü üzere, somut olayın nitelendirilmesinde ve hukuki ilişkilerin çözümlenmesinde, TEDAŞ ve DEDAŞ’ın tabi oldukları kural ve işlemler yönünden iç içe geçmiş ve birbiri ile çok yakın irtibatlı olan mevcut konumlarının irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. Gerçekten, Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş., T.. M..nden ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Elektrik hizmeti ile ilgili ana kuruluş, TEDAŞ’tır. Ancak, hizmetin kolaylıkla, daha etkin ve kaliteli yürütülebilmesi için bölgeler ve bu bölgelerde yine sermayesinin tamamının TEDAŞ’a ait olduğu tüzel kişilikler oluşturulmuştur.
Somut olayda, davanın açılmasına sebep olan olay (haksız eylem), Şanlıurfa ili sınırları içerisinde meydana gelmiştir. Olayın meydana geliş şekli ve yeri itibari ile sorumluluğun Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’ne ait olduğu hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
Böylece somut olayda; davacı davasını, dava dışı DEDAŞ ile hukuki bağı bulunan TEDAŞ’a yöneltmiş; ancak dava dışı DEDAŞ tarafından davaya cevap verilmiş olup, katılım sağlanmıştır. Tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında, böyle durumlarda husumetin yönetilmesindeki yanılgının gerçekte hasımda değil temsilcide hata olduğunun kabulü gerekir.
Davacının gerçek amacının elektrik dağıtım, bakım ve onarım hizmetini veren tüzel kişiliğe karşı dava açmak olduğu, bu kadar iç içe geçmiş mevzuat ve kurumların değişimi karşısında bu temsilciyi TEDAŞ zannetmesinin mümkün olduğu belirgindir. O halde mevzuattaki ve kurumlar arasındaki ilişkilerdeki girift ve karmaşık görev ve sorumluluk dağılımının bilinmesinin vatandaştan beklenemeyeceği açıktır.
Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre, davacı, temsilcideki yanılmayı sonradan düzeltebilir. Temsilcide yanılmanın hukuki yaptırımı, hasımda yanılmada olduğu gibi, davanın reddi gibi ağır bir sonuç doğurmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.03.2010 Tarih 2010/4-115 Esas 2010/129 Karar sayılı ilamıda bu yöndedir.
Sonuç itibariyle, mahkemece yapılacak iş; davanın, temsilcide yanılgı nedeniyle V.. M..ne yöneltildiğinin kabulü ile bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm metninden V.. M..nün çıkarılarak, davacının davasını gerçek temsilci durumundaki ve davaya katılımı önceden sağlanmış DEDAŞ’a yöneltilmiş olduğunun kabulü ile hüküm metnine, davalı taraf olarak DEDAŞ yazılmak suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.