Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11967 E. 2015/19328 K. 02.12.2015 T.
Yayınlanma Tarihi: 22.12.2023 14:07
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11967
KARAR NO : 2015/19328
KARAR TARİHİ : 02.12.2015
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin davalı ile 27.01.2009 tarihinde harici yazılı bir sözleşme yaparak Yurt Mah. 4976 ada 3 parselde bulunan kat irtifaklı taşınmazın 15 numaralı bağımsız bölümünün satışı konusunda anlaşıldığını, müvekkilinin peşinatı ödediği ve aylık ödemelerini yapmaya başladığını, davalı şirketin sözleşme imzalandıktan sonra inşaata hiç başlamadığını, şirketin çok borçlu olduğunu, binayı yapmasının mümkün görülmediğini, inşaata başlanmamasından dolayı müvekkilinin daha fazla zarar görmemesi için ödemelerini durdurduğunu iddia ederek sözleşmenin feshi ile müvekkilinin yaptığı ödemelerin toplamı olan 19.800,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte tazminini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile istemini 24.541,66 TL'ye arttırmıştır.
Davalı vekili duruşmadaki beyanı ile; davayı kabul etmediklerini, davacı tarafın sunduğu makbuzların müvekkili şirkete yapılmış ödeme içermediğini, ....'a yapılan ödemelere ve .... imzalı tahsilat makbuzlarına bir itirazlarının olmadığını, ancak diğer kişilere yapılan ödemelerin bu kişilerin müvekkili şirket ile irtibatlı ve çalışanları olmadığından kabul etmediklerini, bu ödemelerin şirket hesaplarına dahi geçmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davacı tarafından davalıya 19.800,00 TL'lik ödeme yapıldığı ancak davalının sözleşme hükümlerini yerine getirmediği, sebepsiz zenginleştiği anlaşıldığından, ödenen paranın güncellenmiş değerinin bilirkişiye hesaplattırıldığını, dava tarihi itibari ile ödenen bedelin ortalama değerinin 24.541,66 TL olduğunun raporda bildirildiğini, davacı vekilince de bilirkişi raporuna göre ıslah talebinde bulunulduğundan davacının davasının toplam 24.541,66 TL üzerinden kabulüne karar verilerek, 19.800 TL'nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte, 4.741,66 TL'nin ıslah tarihi olan 07.04.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 27.01.2009 tarihli satış sözleşmesi resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (TMK m.706, BK m.213, TBK. md 237, T.Kanunu m.26 Noterlik Kanunu m.60). Bu nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda alıcı; geçersiz sözleşme nedeniyle, satıcıya verdiği bedeli sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilir.
Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine çoğalması olup, sebepsiz zenginleşme gereğince verilenlerin iadesi sağlanırken, ödenen paranın ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması, başka bir deyişle denkleştirici adalet ilkesinin uygulanması gerekir.
Denkleştirici adaleti ilkesi, haklı bir sebebe dayanmadan, başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin, elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder.
Denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır.
Yukarıda açıklananlar ışığında; somut olayda mahkemece davacının yapmış olduğunu kanıtladığı ödemelerin denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncellenmiş değerinin tespiti yönünden bilirkişi raporu alınmasında hukuka aykırılık yoktur. Ne var ki hükme esas alınan bilirkişi raporu az yukarıda açıklanan ilke ve esaslara uygun değildir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması için yapılan hesaplamada USD, EURO, altın, işçi maaşları, memur maaşları, TÜFE-ÜFE ve mevduat faizi şeklinde sekiz kalemin değerlendirmeye dahil edildiği görülmektedir.
O halde mahkemece yapılacak iş Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre davacının ödediği satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı alım gücü, enflasyon, TÜFE-ÜFE ortalaması altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışlarının ortalaması olmak üzere beş kalem ekonomik etkenin ortalamalası alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplanmalı ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.