YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18368
KARAR NO : 2016/12755
KARAR TARİHİ : 14.11.2016
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Mahkemece Temyiz talebinin reddine dair verilen 07.10.2015 tarihli Ek Kararın temyizi dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, elektrik abonesi olduğunu, kayıp kaçak bedeli ile sayaç okuma bedeli alınmasının haksız şart oluşturduğunu ileri sürerek söz konusu bedellerin haksız şart olduğunun tespitine ve iptaline, bundan sonra bu bedellerin alınmamasına, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 100,00 TL nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, cevap vermemiştir.
Mahkemece, dava konusu edilen değerin 6502 Sayılı Kanunun 68. Maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, dava tarihi itibari ile değeri 3.000,00 TL nin altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece kararın kesin olduğu gerekçesi ile temyiz talebinin reddine dair ek karar verilmiş, davacı ek kararı da temyiz etmiştir.
1- Davacı, dava dilekçesinde haksız şartın tespitini ve iptalini, bu bedellerin alınmamasını ve şimdilik 100.00.- TL nin faizi ile tahsilini talep etmiş, mahkeme ise ek kararında talebin 100.00.- TL olduğu, kararın kesin olduğu gerekçesi ile davacının temyiz talebini reddetmiştir. Kesin olmayan bir kararın mahkemece kesin olarak verildiğinin belirtilmesi, gerçekte kesin olmayan bir karara ilişkin olarak mahkemece kararın kesin olduğunun yazılması, bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin kararın kesin olduğu gerekçesi ile reddedilmesi yok hükmünde olup, hukuki sonuç doğurmaz. Mahkeme kararında ve ek kararda davacının alacak dışındaki muaraza niteliğinde olan diğer talepleri değerlendirilmediği ve talep 100.00.- TL alacak ile sınırlı olmadığından temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar isabetli bulunmamıştır, anılan nedenle ek kararın kaldırılmasına karar verilmiş, temyiz isteminin esastan incelenmesine geçilmiştir.
2 – 31/12/2014 dava tarihi itibariyle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 68/1.maddesinde; “Değeri 2.000 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe Tüketici Hakem Heyetlerine, 3.000 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 2.000 TL ile 3.000 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.”, aynı maddenin 4.bendinde “Bu madde de belirtilen parasal sınırları her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298.maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır” hükmü getirilmiştir.
Dava ; abone sözleşmesinde yer alan kayıp-kaçak , sayaç okuma bedelinin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali , ileriye dönük olarak bu bedellerin alınmamasına yönelik yaratılan muarazanın giderilmesi ile ödenen bedeller için de fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL nin faizi ile davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Davacının bu talepleri bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında kurulan abonelik sözleşmesi ilişkisinde kayıp-kaçak ve diğer bedelleri davacının ödeme yükümlülüğü bulunup bulunmadığı konusunda yaratılmış bir muaraza(çekişme) bulunduğu gibi açılan davada da muarazanın(çekişmenin) giderilmesinin talep edildiği açıktır.
Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2004 tarih, 2004/13-417 E.-2004/442 K.sayılı ilamında da açıklandığı üzere; muarazanın men’i(çekişmenin önlenmesi) davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Bu tür davalarda hem muarazanın(çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun önlenmesi(men’i) talep edilir.
Bu durumda, davacı sözleşme ilişkisinde ileriye dönük muaraza (çekişme) bulunduğunu ileri sürdüğüne, sözleşmede yer alan haksız şartların tespitini, iptalini istediğine, ileriye yönelik düzenleme talep ettiğine, bu durumda dava değerinin 3.000.00.-TL’den az olmadığı anlaşıldığına göre, davanın Tüketici Hakem Heyetine başvurulmadan doğrudan Tüketici Mahkemesinde görülebilecek uyuşmazlıklardan olup bu yönü ile dava şartı oluşmuştur.
Buna göre ; Davanın açılması sonrasında 17.06.2016 Tarih 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren geçmişede etkili 6719 sayılı kanunun 21. maddesi ile 6446 Sayılı kanunun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve aynı maddeye eklenen 10. bend ile; “Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” hükmü getirilerek Tüketici Hakem Heyetlerinin ve Mahkemelerin bu konularda açılacak davalarda inceleme ve araştırma yetkileri geçmişe de etkili olarak sadece bu dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedellerinin Kurumun bu konulardaki düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlanmış, bu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK.nun Kanundaki yetkileri genişletilerek yukarıda sözü edilen bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.
Yine, 6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen;
Geçici madde 19; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” hükmünü,
Geçici madde 20; “Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır.” hükmünü içermekte olup geçmişte açılıp halen görülmekte olan davalarda da bu hükümlerin yürürlüğü geçmişe etkili olacak şekilde uygulanması düzenlenmiştir.
Mahkemece , davacının talepleri ile ilgili görülmekte olan bu davada değişen 6446 sayılı kanunun 17/10. maddesine göre de mahkemelerin yetkisi, bu davaya konu edilen bedelleri belirleyen Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlı hale gelmiş olup tarifeler içinde bulunan ve maliyet unsuru haline getirilen kayıp-kaçak bedeli gibi vs. bedellerin EPDK kararıyla abonelerden alınıp alınamayacağı konusundaki ihtilaf sonlandırılmış olup bu düzenlemelere göre mahkemelerin bu bedeller konusunda yerindelik denetimi yapma yetkisinin bulunmadığı gibi bu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin belirlenip düzenlenmesinde EPDK.nun Kanundaki yetkileri genişletilerek yukarıda sözü edilen bedellerin maliyet unsuru kapsamına dahil edildiği de nazara alındığında davaya konu edilen davacı taleplerine göre bakılan bu davanın yasal düzenlemedeki bu değişiklikler sonrasında konusuz kaldığı , ancak davanın açılma tarihine göre hangi tarafın haklı olduğunun tespitinin yapılarak oluşacak sonuca göre yargılama giderleri hakkında buna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3-) Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle mahkemece verilen 07/10/2015 tarihli ek kararın kaldırılmasına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.11.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davada; elektrik abonelerinden, kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli vs. adlarında yasal olmayan bedeller alınmasının haksız şart olduğu ileri sürelerek; söz konusu bedellerin haksız şart olduğunun tespitine ve iptaline, bundan sonra bu bedellerin alınmamasına karar verilmesi ve fazlaya ilişkin hak saklı tutularak 100,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili istenilmiştir.
Mahkemece; “…her ne kadar, dava kısmi dava olarak açılmış ise de;… dosyada dava konusu edilen değerin 6502 sayılı Kanun’un 68.maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı ve dava tarihi itibari ile değeri 3.000,00 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklara tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılmayacağı, hakem heyetine müraacatın dava şartı olduğu kanaatine varıldığından; davacı tarafından açılan davanın, HMK’nun 114/1-4,2 maddesi delaletiyle HMK’nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.” Gerekçesiyle, davanın HMK’nun 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine de; ek kararla, kararın kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine karar verilmiş, ek karar da davacı vekili tarafından temyiz edilmektedir.
Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde; çoğunluk görüşü ile, açıklanan gerekçelerle karar bozulmuştur.
Bozma gerekçesinde de belirtildiği gibi, davacının dava dilekçesindeki talebi, istirdat isteminin yanında aynı zamanda taraflar arasında çıkan muarazanın (çekişmenin) giderilmesine de yönelik bulunduğu; bu nedenle, kararın kesin olmadığı; temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararın kaldırılarak hükmün temyiz incelemesinin yapılması gerektiği hususu tarafımca da kabul edilmektedir. Bununla birlikte, dairenin, davanın esası hakkında da bir inceleme yaparak vereceği kararla, uyuşmazlığın esasını bir çözüme kavuşturması gerektiği düşüncesindeyim.
Anayasının 141/4. maddesine göre; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” 6100 sayılı HMK’nun Usul Ekonomisi İlkesi başlıklı 30. maddesine göre “Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmasını sağlamakla yükümlüdür.”
Maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı üzere; Yargılamada basitlik, çabukluk, ucuzluk ilkesi olarak bilinen usul ekonomisi, dava ikame eden tarafların iddia ve savunmalarını en makul ve kabul edilebilir adalet ölçüleri temelinde değerlendirerek karar verilmesi gereğini konu alır. Usul ekonomisi, insan ile iç içe girmiş, sosyal boyuta haiz uluslararası bir hukuk konusudur ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesindeki adil yargılanma hakkına sıkı sıkıya bağlıdır. Basitlik (sadelik), çabukluk (makul süre bağlamında) ve ucuzluk (gereksiz harcamalardan kaçınma) usul ekonomisinin bileşenleridir.
Usul ekonomisi, yargılamanın etkinliğine hizmet etmekte, hakimin kanunun öngördüğü çerçevede yargılamayı kolaylaştırmak, gereksiz zaman kaybına ve gereksiz masrafa sebebiyet vermeden karar vermesini sağlamaktır. Davanın çabuk, basit ve ucuz bir biçimde görülmesinde tarafların olduğu kadar toplumun (kamunun) da yararı bulunmaktadır. Dolayısıyla hakim davayı mümkün olduğu kadar çabuk ve düzenli olarak sonuçlandırmakla yükümlüdür.
Öte yandan, HUMK.nun 436/2.maddesinde “Temyiz olunan kararın, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı değiştirerek ve düzelterek onayabilir.” 436/son maddesinde ise “Karar, usul ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek ve düzeltilerek onanır” hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.
Yargıtay içtihatlarındaki amaç; çelişik hükümlerin önüne geçmek, mümkün olduğu kadar yargılama giderlerini azaltmak, tahkikat ve yargılamayı kolaylaştırmak ve nihayet tarafları fazla külfete sokmamak ve en adilane kararın verilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığı nihai olarak sona erdirmektir.
Yargıtay’ın dava konusu taleple ilgili (elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp- kaçak, sayaç okuma vs. bedelleri ile ilgili) istikrar kazanmış kararlarında; sözü edilen bedellerin, EPDK Kararları ve tebliğleri çerçevesinde alındığını; oysa mevcut hukuki düzenlemenin EPDK’ya sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediğini; özellikle, kaçak kullanılan elektrik bedelinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gidilmesinin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığını; faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarının şeffaf bulunmadığı ve yasal bulunmadığı belirtilerek; tüketicilerden alınmasının doğru olmadığı vurgulanmış; bu nedenlerle, faturalarda tahsili talep edilen sözü edilen bedellerin iadesi gerektiği içtihadında bulunulmuştur.
Ne var ki, somut uyuşmazlığın temyiz yolu ile Dairemize geldiği aşamada, taraflar arasındaki bu uyuşmazlıkla ilgili kanuni düzenleme gereği duyulmuş ve 17.06.2016 tarih ve 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlarak yürürlüğe giren 6719 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun çıkarılmıştır.
6719 sayılı Kanunun 21.maddesi ile 6446 sayılı Kanunun 17.maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş, sözü edilen bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde EPDK’nun Kanundaki yetkileri genişletilerek, uyuşmazlık konusu bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.
Yine, aynı kanunun 26.maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen Geçici 20.maddeyle de; “Kural kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17’nci madde hükümleri uygulanır.” denilmek suretiyle geçmişe etkili düzenlemeye yer verilmiştir.
Dolayısıyla, karar tarihinden sonra yürürlüğe girmiş bulunan bu kanun değişikliğinin somut olayda uygulanması gerekmektedir.
Davacının dava dilekçesindeki taleplerinin hukuki dayanağı yeni düzenlemeyle ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; konusu kalmayan davada, karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurmaktan ibarettir. Bu husus ise, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemektedir. Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek, HUMK’nun 436/2. maddesi uyarınca kararın değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASININ, usul ekonomisine ve adil yargılanma hakkına daha uygun olacağını düşündüğümden, Sayın Çoğunluğun yerel mahkeme kararının bozulması yönündeki kararına katılmamaktayım.