Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/6063 E. 2015/11280 K. 17.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6063
KARAR NO : 2015/11280
KARAR TARİHİ : 17.06.2015

MAHKEMESİ : SİVAS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/02/2013
NUMARASI : 2011/269-2013/47

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın davalılar H.. A.. ve Z.. A.. yönünden husumet nedeniyle reddine, davalı M.. A.. yönünden kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, sünesi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; davalılardan M.. A..’ın 25/09/2003 tarihinde kısıtlı davacı R… P…’ı silahla ağır yaraladığını, davacı Rıza için hastane tedavi gideri olarak 8.999,36 TL harcadıklarını, davalı M.. A.. tarafından av tüfeği ile 3 el ateş edilmesi sonucu davacı Rıza’nın iç ve dış organlarından yaralanması neticesinde acı ve sıkıntı yaşadığını, davalı M.. A..’ın 14 yaşında işlemiş olduğu haksız fiilden oluşan zararlardan, diğer davalılar babası H.. A.. ve annesi Z.. A..’ın veli olarak sorumlu olduklarını, davalı M.. A..’ın bu eyleminden dolayı Sivas 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/317 Esas 2007/24 Karar sayılı ilamı ile adam öldürmeye tam teşebbüsten mahkum olduğunu ve kararın kesinleştiğini belirterek, tedavi gideri olarak harcanan 8.999,36 TL ile davacı kısıtlının ağır yaralanması sonucu maruz kaldığı sıkıntılardan dolayı 5.000,00 TL manevi tazminatın 25/09/2003 haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, maddi tazminat yönünden fazlaya ilişkin talep haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili dilekçesinde, davada fiilin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre olan zamanaşımı süresinin dolduğunu, davalılardan M.. A..’ın 1989 doğumlu olup dava tarihi itibari ile reşit olduğunu, işlemiş olduğu suçtan sadece kendisinin sorumlu olduğunu, bu nedenle H.. A.. ve Z.. A.. yönünden davanın husumet yokluğu nedeni ile reddi gerektiğini, davacının manevi tazminat talebinin fazla olduğunu, davacının tedavi giderlerinin ödenip ödenmediği hususunun SGK’dan sorulması gerektiğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; davalılardan M.. A..’ın davacı R.. P…’ı yaraladığı ve bu konuda açılan kamu davası sonucu cezalandırıldığı, davalılar H.. A.. ve Z.. A..’ın bu yaralanma ile bir ilgilerinin bulunmadığı anlaşıldığı gerekçesiyle davalılar Hıdır ve Zeynep yönünden davanın husumet nedeniyle reddine, davalı M.. A.. yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 4.791,75 TL tedavi gideri ile 3.750 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı Murat’ın haksız fiilinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, dosya kapsamından davanın haksız fiil faili olan davalı Murat ile 4721 sayılı Medeni Kanunu’nun 369 maddesine dayanılarak ev başkanı sıfatıyla davalı Murat’ın anne ve babası olan diğer davalılara karşı açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Fiil ehliyetine sahip bulunmayan küçükler tarafından haksız fiilin işlenmesi durumunda sorumluluk iki çeşittir. Küçük, BK.nun 41. maddesi uyarınca haksız fiilin faili olarak, anne ve babası ise TMK. nun 369. maddesi uyarınca ev başkanı olarak zarar görene karşı sorumludurlar. Her iki sorumluluk da birbirinden farklı hukuki nedenlere dayalı olup, zarar gören küçüğe ve ev başkanına karşı birlikte veya ayrı ayrı davalar açabilir. Aynı zarardan her ikisi de kendi malvarlıkları ile ayrı ayrı sorumlu olurlar.
Bundan ayrı, davacının zarara uğramasına yol açan haksız fiilin gerçekleştiği tarihte, haksız fiili geçekleştiren davalı Murat’ın ergin olmadığı anlaşılmaktadır. Kural olarak her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir ise de; haksız fiil nedeniyle verilen zarar olay gününde meydana geldiğinden, hukuki sorunun da olay günündeki koşullara göre çözümlenmesi zorunludur. Haksız fiili gerçekleştiren kişi, davanın açıldığı tarihte ergin olsa bile, bu durum TMK. nun 369. maddesinde düzenlenmiş bulunan ev başkanının sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
Diğer taraftan, TMK. nun 369. maddesi, Kanunun İkinci Kitabının İkinci Kısmında yer aldığından, bu maddeye dayalı Aile Hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümü de 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi uyarınca, Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
Hal böyle olunca; mahkemece, eldeki davada TMK’nun 369. maddesinin uygulanacağı ve uyuşmazlığın çözümünde Aile Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, ayrı bir Aile Mahkemesinin bulunması halinde görevsizlik kararı verilmesi, aksi halde davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.