YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6254
KARAR NO : 2015/11357
KARAR TARİHİ : 18.06.2015
MAHKEMESİ : İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/12/2014
NUMARASI : 2014/523-2014/379
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davacının maliki olduğu aracın 2 kez garanti kapsamında davalı tarafından motorunun değiştirildiğini, bu süreçte birkaç kez değişik arızaların davalı serviste giderildiğini; 11.09.2008 tarihinde yeniden servise girdiğini ve “turbo O ringi ile radyatör alt muhafazasının değiştiğini”; 16.09.2008 tarihinde, park halindeki aracın radyatöründen sıvı aktığını ve çalıştırılamadığını; bunun üzerine, yeniden davalıya götürüldüğünde; “hararet sebebiyle motorun yandığının ve kullanımdan kaynaklandığının” açıklandığını, mahkemede yaptırdığı tespit sonucu alınan bilirkişi raporu ile “araç arızasının hatalı bakımdan kaynaklandığının belirlendiğini”; ileri sürerek hasar bedeli, aracı kiralama bedeli, çekici ücreti olmak üzere toplam 15.318,19 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında; hasar tamirinde, davalının bir kusuru bulunmadığını; sürücü hatasından kaynaklanan ve hararet halinde kullanılmasına devam edilmesi neticesinde motorun yanmasına sebep olduğunu; ayıplı hizmet bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; 15.11.2011 tarih ve 2011/183E-2011/28 K. sayılı kararı ile; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda; davalının iddia edilen hatalı işlemleri ile, davacı aracında meydana gelen arızalar arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçe gösterilerek; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin, 13.06.2013 tarihli ve 2013/6470 Esas ve 2013/10122 Karar sayılı ilamı ile söz konusu karar birbiriyle çelişen ve aralarında aykırılık bulunan ve davacı tarafından itiraz edilen iki rapor arasındaki çelişki giderilmek için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde, 11.01.2011 tarihli ikinci bilirkişi raporu kanaat verici düzeyde bulunarak hükmü esas alınmak suretiyle eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacının gerçek zararının, davalının kusuru oranında karşılanması gerektiği, davacının, aracındaki sık arızalanma nedeniyle servisle tam bir diyalog içinde bulunmaması, zararın artmasına sebebiyet vermesi nedeniyle %40 oranında; davalının ise, radyatörü eskidiği anlaşılan korozyona uğrayan radyatörü zamanında değiştirmeyerek, radyatör bloğunda yapılan işlemler sırasında zaten eskiyen radyatörde fiziki hasar meydana getirerek %60 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle toplam zararın kusuru oranında davalıdan tahsiline karar vermek gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 5.880,00.TL zarar bedelinin, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece; bozma ilamına uyulmuş ve bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda “Davalı servisin, davacı tarafa ait otomobile ayıplı hizmet vermediği, davacı tarafa ait otomobilin 17.09.2008 tarihinde radyatöründen su akması sonucu motorun hasarlanmasında davalı firmanın kusurunun olmadığı; davacı tarafın, otomobilin motordaki arıza nedeniyle toplam zarar ve ziyanının 9.800,00TL olduğu, davalı taraf kusursuz olduğundan bu miktardan sorumlu olmayacağı, davacı talebinin haklılık taşımadığı ve davacının davalıdan alacaklı olmadığı” tespit edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/13-597 E, 2014/62 K sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; “ Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir. Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre, Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak, ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır. Aynı ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/ 8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
HUMK’nun 275. ve takip eden maddeleri (HMK 266.md vd.) uyarınca, çözümü özel ve teknik bilgiye dayanan konularda, ihtisas sahibi kişilerin vereceği rapor esas alınarak hüküm kurulması gerekir. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olayda; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada bozma ilamı gereğince bilirkişi heyetinden alınan raporda, davalı servisin, davacı tarafa ait otomobile ayıplı hizmet vermediği ,davacı tarafa ait otomobilin radyatöründen su akması sonucu motorun hasarlanmasında davalı firmanın kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Gerekçeli kararda söz konusu raporla, daha önceki raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği belirtilmiş olmasına karşın, Mahkeme hakimi bilirkişi raporundaki belirlemelere katılmayarak zararın oluşmasında taraflara yüklenecek kusur oranını tespit etmiş, ve belirlediği kusur oranına göre davalının sorumlu olduğu zarar miktarı belirleyerek hüküm altına almıştır.
HUMK’un yukarıda anılan hükümleri gereğince; hakim, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakim, bilirkişi raporundaki eksiklik, belirsizlik, çelişki görmesi durumunda, bilirkişiden yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerek görürse yeni bilirkişi incelemesi de yaptırabilir. Hakimin uzman olmadığı konularda, bilirkişi raporuna aykırı karar vereceği durumlarda uzman olmadığını gözeterek, bu raporu gerekçelendirip çürütmek yerine konunun uzmanlarına tekrar inceleme yaptırması gerekir. Bundan sonra hakim bu raporları değerlendirerek kendi vicdani kanaati ile bir sonuca varmalıdır.
Somut olayda, hakimin hukuki bilgi ve tekniğinin dışında kalan hususta kendisini bilirkişi yerine koyarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.