Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/10247 E. 2016/14606 K. 13.12.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/10247
KARAR NO : 2016/14606
KARAR TARİHİ : 13.12.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen 12.04.2016 tarihinde duruşma icra edildikten sonra nevakısın giderilmesi bakımından dosya mahalline geri çevrilmiş, bu kez dava dosyası yeniden gelmekle; belli günde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili; müvekkilinin, Kadıköy 2. Noterliği’nin 20.05.2004 tarih ve 10260 yevmiye sayılı temliknamesi ile dava dışı … A.Ş. adına İstanbul Sağlık İşleri İl Müdürlüğü tarafından tahakkuk ettirilen 200.000 TL alacağı temlik aldığını, ancak temliknamedeki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığının tespit edildiğini, bu nedenle açılan ceza davasında davaya konu temlikname ile birlikte 54 temliknamenin daha sahte olduğunun anlaşıldığını, davalı noterin tanzim ettiği sahte temlikname nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek; 200.000 TL tazminatın temliknamenin tanzim tarihinden işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, esas yönünden ise onaylama şeklindeki noterlik işlemi ile iddia edilen zarar arasında uygun illiyet bağının hiç doğmadığını, davacının alacağının hangi ticari ilişkiden doğduğunu ispat etmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; dava konusu haksız eylemin ceza yargılamasına konu edildiği ve davalı noterin mahkumiyetine karar verildiği, 818 sayılı BK’nun 60 (6098 Sayılı TBK’ nun 72/1) maddesi gereğince 10 yıllık genel zamanaşımı süresi dolmadan davanın açıldığı, bu haliyle zamanaşımı savunmasının yerinde olmadığı, davalı noterin Noterlik Kanunu’nunn 162 maddesi uyarınca katibinin yaptığı işlemlerden dolayı kusursuz sorumlu olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne, 200.000 TL alacağın 20.05.2004 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1- Dava, 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesine dayalı noterin sorumluluğuna ilişkin maddi tazminat davasıdır.
Davanın dayanağı haksız fiildir. Haksız fiillerde zamanaşımı ise, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.
Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren 10 sene mürurundan sonra istima olunmaz.” denildikten sonra; aynı maddenin ikinci fıkrasında, ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir.” hükmü getirilmiştir.
Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir.
Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış (ceza davası) zamanaşımı süreleridir.
BK’nun.60/2. fıkrasında düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir.
Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK’nun 60. maddesinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir.
Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda suç teşkil ediyorsa ve bu yasalarda, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edilmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur.
Bu husus, 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, ceza davasının zamanaşımı “suçun türüne göre değişmekle beraber” çoğunlukla, BK’nun m.60/I’deki özel hukuk zamanaşımından daha uzundur.
Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise ve ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’nundaki 1 yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK. m. 60/I olaya uygulanacak; bu Kanunlarda tayin edilen zamanaşımı süresi BK. m. 60/I’deki süreden daha uzun ise, o zaman tayin edilen uzun süre, tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise, fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan mülga 765 sayılı TCK’nun 102 (veya halen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nun 66.) maddesine göre belirlenecektir.
Hemen belirtmek gerekir ki; BK. m.60/II’deki zamanaşımı, tamamen özel hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden ise, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102, 104 ila 107. maddeleri değil, aksine BK’nun, 132 ila 137. maddeleri uygulama alanı bulacaktır.
Ancak, kamu (ceza) davasının açılmış olması, bu davaya müdahale talebinde bulunulması ve hatta şahsi hak (tazminat talebi) saklı tutulmak suretiyle kamu davasına müdahale talebi, haksız fiilden (suçtan) doğan tazminat alacağı için, BK’nun 133.maddesi bakımından zamanaşımını kesen bir neden olarak kabul edilemez
Buna göre, 1 Haziran 2005 tarihi öncesi yukarıda belirtilen 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, ceza davası devam ettiği sürece kamu davasına müdahale etmek suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmaktaydı (Mülga 1412 sayılı CMUK m.365/2). Ne varki, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nda ceza davasına katılmak suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmadığından, bu tarih itibariyle 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama imkanı kalmamıştır. Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve E:2013/4-36, K:2013/1457; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 ve 08.04.2015 gün ve E:2013/4-1626, K:2015/1187 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
Yukarıda yapılan hukuki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; davacının ileri sürdükleri haksız fiilin gerçekleşme tarihi 20.05.2004’dür.
Davalı noterin, görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle mülga 765 sayılı TCK’nun 240/1. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle yargılandığı Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi 13.06.2012 tarih ve E:2010/126, K:2012/191 sayılı ilamıyla, davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermiştir. Dava açıldığı tarihte (ve halen), ceza dosyasının temyiz incelemesi devam etmektedir. Davacı, anılan ceza davasına katılmış, ancak şahsi hak talebinde bulunmamıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, mülga 818 sayılı BK’nun 60/2. maddesi gereğince, zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç oluşturması halinde, uygulanacak zamanaşımı süresi, o suç için öngörülen ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre, haksız eylemin gerçekleştiği 20.05.2004 tarihinde yürürlükte olan mülga 765 sayılı TCK’nun 240/1. maddesinde öngörülen suça ilişkin cezanın üst sınırı dikkate alındığında, aynı Kanunun 102/4. maddesi uyarınca ceza davası zamanaşımı süresi beş (5) yıldır.
Bu durumda, haksız eylemin 20.05.2004 tarihinde gerçekleştiği gözetildiğinde, beş (5) yıllık dava zamanaşımı süresinin 20.05.2009 tarihinde dolduğu; buna göre, eldeki davanın ise, dava zamanaşımı süresi geçtikten sonra 27.03.2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, yukarıda da vurgulandığı üzere, ceza davasına katılmış ise de, şahsi hak talebinde bulunmadığından, ceza davasına müdahale talebi dava zamanaşımı süresini kesmez.
Hal böyle olunca, mahkemece; zamanaşımı süresi dolduktan sonra açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
2-) Bozma nedenlerine göre davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bendde açıklanan nedenle davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı için takdir edilen 1.350 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.