Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/11042 E. 2016/11889 K. 20.10.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11042
KARAR NO : 2016/11889
KARAR TARİHİ : 20.10.2016

MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı dilekçesinde; davalı ile … 4. Aile Mahkemesinin 2010/301-349 E.K. sayılı ilamı ile 14.04.2010 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıklarını, davalı lehine aylık 5.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, boşanma sonrasında davalının ekonomik durumunda olumlu değişiklikler olduğunu, kendisinin gelirinin ise boşanma sırasındaki seviyede olmadığını ileri sürerek; davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı dilekçesinde; davacının boşanma protokolünde 03.05.2029 tarihine kadar yoksulluk nafakası ödemeyi kabul ettiğini, davacı ile boşanmadan önce ve halen noterde katip olarak çalıştığını, davacının noter olduğunu, ekonomik olarak mağdur ve zor durumuda olmadığını, davacının müşterek çocuklara nafaka vermediğini, iki çocuğun yanında yaşadığını belirterek; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davalının 3.000 TL maaşlı Noter Başkatibi olarak çalıştığını, evi, arsaları, kira geliri olduğunu, davacı kadından aldığı nafaka dışındaki geliri ve harcamaları gözönünen alındığında yoksulluğunun söz konusu olmadığını; davacı kadının noter olduğunu, ekonomik durumunun anlaşmalı boşanma davası aşamasından daha iyi olmadığının sabit olduğunu, davalının almakta olduğu yoksulluk nafakasının hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ve yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince süresinde temyiz edilmiştir.
TMK’nun 175. maddesine göre; boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Aynı yasanın, 176/4. Maddesine göre de; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.
Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.
Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir.
Somut olayda, dosyadaki bilgi ve belgelerden; tarafların, 14.04.2010 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları, tarafların anlaşma protokolü doğrultusunda kararın kesinleşmesinden itibaren davalı lehine aylık 5.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, nafakanın protokol doğrultusunda 03.05.2029 tarihinde kaldırılmasına karar verildiği, hükmün temyizden feragat nedeniyle 30.04.2010 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 02.08.2013 tarihinde açıldığı, davacı kadının … 13. Noteri olduğu, ayda 5.000-15.000 TL gelir elde ettiği, 1.500 TL kira karşılığında ikamet ettiği, davalının ise .. 17. Noterliğinde katip olarak çalıştığı, aylık 3.000 TL ücret aldığı, 425 TL kira geliri olduğu, 1.500 TL kira karşılığında 13 ve 23 yaşlarındaki iki çocuğu ile birlikte ikamet ettiği, banka kredili 2011 model otomobili olduğu, … …’te banka kredili bir adet 90 m2 dairesi olduğu, miras yoluyla intikal eden ve kendisine dört hisse düşen … .. tarlası olduğu,… bankasına 5.000 TL, … Bankasına 4.000 TL konut kredisi, … Bankası bankomat hesabına 5.000 TL, … kredi kartına 11.000 TL , ayrıca 400 TL tüketici kredisi,…’a 1.600 TL, … 10.000 TL , … …’a 1.000 TL ve oturduğu site yönetimine 1.000 TL aidat borcu olduğu tespit edilmiştir.
Hal böyle iken, somut olaya dönüldüğünde; her ne kadar davalının noter başkatibi olarak çalıştığı sabit ise de, davalının, tarafların boşanma tarihi ve öncesinde de aynı şekilde (noter katibi olarak) çalıştığı, bu duruma karşın davacı kadının sırf boşanmayı sağlayabilmek için imzaladığı boşanma protokolü gereğince yoksulluk nafakası ödemeyi kabul etmesi sonrasında, aradan geçen süre içerisinde,davacının ekonomik durumunda olağanüstü bir değişiklik olmadığı gibi, tarafların ve özellikle davalının ekonomik durumlarında öngörülemeyen bir halin de yaşanmaması karşısında, yoksulluk nafakasının kaldırılması talebinin iyiniyet, sözleşmeye bağlılık ve sözleşmenin devamlılığı ilkeleri ile bağdaşmayacağı açık olup, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, nafakanın artırılması, kaldırılması veya nafakaya hükmedilmesine dair istemlerin kabulünde, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karar verilmesi gerekir. Buna göre, mahkemece dava konusu talebin kabulüne karar verilirken, nafakanın kaldırılmasına dava tarihten itibaren hükmetmek gerekirken; nafakanın hangi tarihten itibaren kaldırıldığının hükümde gösterilmemiş olması da usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.