Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/15338 E. 2016/12862 K. 16.11.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/15338
KARAR NO : 2016/12862
KARAR TARİHİ : 16.11.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; müvekkillerinin baba-oğul olduklarını, birlikte yaklaşık yirmi yıldır …’da araba ticareti üzerine galeri işlettiklerini, dava dışı … tarafından müvekkillerine getirilen 41 K 3309 plakalı aracı beğenerek satın aldıklarını, aracın ruhsat sahibi dava dışı…tarafından … adlı kişiye … 2. Noterliği kanalı ile satış vekaletnamesinin verildiği, bu vekalete güvenerek aracı satın aldıklarını, müvekkillerinin aracı satışa arz etmek üzere çeşitli bakım ve tamir masraflarını yaptıklarını, araç galeride dururken memurlarca otoparka çekildiğini, davalının açık ve net olarak hatalı ve kusurlu olduğunu, zorunlu ve gerekli ihtimam ve dikkati göstermeksizin aracın satışını temin eden işlemi yaptığını, araç sahibi … adlı kişinin kimlik bilgilerinin açık ve net bir şekilde eksik ve hatalı kullanıldığını, belirterek 14.950 TL satış bedeli, 3.000 TL satış, sigorta ve tamir masrafı ile 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı; söz konusu vekaletnamenin her ne kadar kendi noterliklerinde yapılmış ise de satış sözleşmesini yapan noterin de kusurlu olduğunu, araç sahibinin yerine geçen kişinin suç teşkil eden eyleminin de illiyet bağını kestiğini, davacıların dava dilekçelerinde belirttikleri gibi 20 yıldır galeri işlettikleri ve araç alım satım işini çok iyi bildikleri halde gerekli araştırmayı yapmadıklarını ve beklenen özeni göstermediklerini davacıların mütefarik kusurlu olduklarını, tazminat istemlerinin de fahiş, yersiz ve kabul edilemez olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, 4.000 TL manevi tazminat, 14.950 TL satış masrafı, 3.000 TL satış sonrası yapılan masrafın 13/07/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının sair temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi gerekir.
2-1512 sayılı Noterlik Kanununun 162.maddesine göre; ”Noterler bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar”.
Somut olayda; davalı noter tarafından sahte kimlik kullanılarak düzenlenen vekaletnameye dayanarak davaya konu aracın satış işleminin yapıldığı, yukarıda belirtilen 162.madde gereğince davalı noterin yalnızca düzenlenen vekaletname nedeniyle sorumluluğunun bulunduğu, noter tarafından yapılmayan işlemlerden sorumlu olmayacağı açıktır.
O halde mahkemece; davalı noter tarafından düzenlenen vekaletname nedeniyle uğranılan zarar dışında, davaya konu aracın satışı sonrasında davalı noter tarafından yapılmayan işlemlerden de sorumlu tutularak, 3.000 TL satış sonrası yapılan masrafın tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- TBK’nun 52. maddesine göre; ‘’Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.’’
Somut olayda; sahte kimlik kullanılarak araç satışı yapılması nedeniyle davacıların zarara uğradığı, davalı noterin yapılan işlemde kusursuz sorumluluğunun bulunduğunun kabulü ile noterin eylemi ile zarar arasında illiyet bağını kesen herhangi bir nedenin bulunmadığı anlaşılmakla birlikte, davacıların yaklaşık yirmi yıldır oto alım satımı ticareti ile uğraştıkları gözetilerek, yukarıda anılan madde hükmü uyarınca, davalının sorumlu olduğu tazminat miktarından hakkaniyete uygun bir indirim yapılıp yapılamayacağı hususunun değerlendirilmemiş, mahkemece bu yönde bir inceleme yapılmamış olması doğru görülmemiştir.
4- Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Manevi tazminat ise, manevi zararın giderim biçimidir. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için, hukuka aykırı bir fiilin bulunması, bu fiil ile kişilik hakkının ihlal edilmesi, ihlal fiilinin kişilik değerlerinde objektif bir eksilmeye sebep olması ve zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Manevi tazminat ile, kişinin, kişilik değerlerinde meydana gelen zarar giderilmeye çalışılmaktadır.
Kişilik hakları, hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse; TMK’nın 24. ve BK’nın 49.maddesi (TBK 58. mad.) uyarınca manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.
Ancak; davalı noterin kusursuz sorumlu olduğu, bir işin yapılmaması veya hatalı yahut eksik yapılmasına ilişkin işlemlerinin, bu işlemlerden zarar gören davacının sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak şekilde bir eylem niteliğinde olmadığı dolayısıyla, davacıya yönelik bir haksız fiilden de söz edilemeyeceği açıktır.
Hal böyle olunca, mahkemece; davacının, kişilik haklarının, hukuka aykırı olarak saldırıya uğraması söz konusu olmadığı, bu nedenle manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) (3) (4) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.