Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/3916 E. 2016/12331 K. 31.10.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/3916
KARAR NO : 2016/12331
KARAR TARİHİ : 31.10.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin davalılara ait 27 nolu parsele kendi taşınmazları sanarak ve tamamen iyi niyetli olarak ağaçlar dikip yetiştirdiklerini, ağaçların davalı taşınmazında kaldığını, davalının sebepsiz yere zenginleştiğini, fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere 25.000 TL’nin ticari faizi ile müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde, müvekkilleri ile davacılar arasında bir bağ olmadığını, müvekkillerinin murisinin uzun yıllar önce kendisine ait bir kısım yerleri bir takım kişilere sattığını, bu şekilde satış yapılan kişilerden birinin soyadının … olduğunu ve davacıların imar uygulaması sonrasında yapılan parselasyon sonucu 2 nolu parseli …. soyisimli şahıstan aldıklarını, davalılar adına kayıtlı 27 nolu parselin ise hiç bir zaman satışa çıkarılmadığını bu nedenle davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 73.109,00 TL’nin davalılardan (tapu kaydındaki hisseleri oranında sorumlu olacak şekilde) alınıp, davacı tarafa verilmesine, alacağın 25.000,00 TL’lik kısmına dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, ıslah ile artırılan kısma ilişkin faiz talebi bulunmadığından bu kısma yönelik faiz yürütülmemesine karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, davacılar tarafından dikilip yetiştirilen ve davalının taşınmazında bulunan ağaçlar yönünden davalının sebepsiz zenginleşip zenginleşmediği ve kapsamı noktasında toplanmaktadır.
1-Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için, bir taraf zenginleşirken, diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan ve tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen aleyhine zenginleştiği tarafa karşı geri verme borcu altındadır.
Sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade isteminde bulunabilmek için bir tarafın malvarlığının diğer tarafın mal varlığı aleyhine çoğalması gerekir.
TMK’nın 722.maddesinde; “Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur.
Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir.
Aynı koşullar altında arazinin maliki de, rızası olmaksızın yapılan yapıda kullanılan malzemenin, gideri yapıya yaptırana ait olmak üzere sökülüp kaldırılmasını isteyebilir.”
Aynı kanunun, 723.maddesinde ise; “Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür.
Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli ise hakim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.
Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hakimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir.” hükümlerini içermektedir.
Dosyanın incelenmesinde; davacılar tarafından davalılar adına kayıtlı taşınmazın bir kısmına ağaçlar dikmek suretiyle el atıldığı görülmektedir.
Dosya kapsamına alınan belgelerden, davacılar ve davalılara ait taşınmazların tüm tapu kayıt ve tedavüllerinin celp edilmediği,tesis kadastrosunun hangi tarihte kesinleştiği ve hangi tarihte tapu kaydının oluşturulduğu da anlaşılamamaktadır.
Hal böyle olunca; davalıya ait taşınmazın tüm tapu kayıt ve tedavüllerinin celbiyle, tapu kaydının kesinleşme tarihinin belirlenerek taşınmaza dikilen ağaçların yaşının da dikkate alınması suretiyle davacıların iyiniyetli olup olmadığının tespit edilmesinden sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırma sonucunda hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Bununla birlikte,mahkemece bilirkişiler tarafından hazırlanan bilirkişi raporları hükme dayanak alınacak nitelikte değildir.
Kabule göre, mahkemece; davalıların sorumlu olduğu miktarının belirlenmesi açısından, ziraat mühendisi bilirkişiden rapor alınmış ise de bu rapor yeterli görülmeyerek ikinci kez farklı bir ziraat mühendisi bilirkişiden rapor alınmış, davalının sorumlu olduğu miktar yönünden iki rapor arasındaki çelişki giderilmeksizin,ilk rapora dayalı olarak hüküm kurulmuştur.
Hâl böyle olunca, mahkemece; yukarıda açıklanan maddî ve hukukî olgular gözetilerek,öncelikle davacıların iyi niyetli olup olmadığının araştırılması akabinde varılacak sonuca göre dosyanın önceki bilirkişiler dışındaki ziraat mühendisine verilmesi,iki rapor arasındaki çelişkiyi de giderecek şekilde; somut verilere dayalı, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınması, daha sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek, hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Bununla birlikte,HMK 307.maddesinde (HUMK 91); “Feragat davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir”, HMK 311.maddesinde (HUMK 95 ); “Feragat ve kabul kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur …” düzenlemeleri yeralmaktadır.
Somut olayda; feragat yetkisi bulunan davacı vekilinin 09/11/2010 tarihli duruşmada; “……. mirasçılarını sehven dahili davalı göstermişiz bunlara yönelik davadan vazgeçiyoruz” beyanında bulunduğu, ancak mahkemece anılan kişinin mirasçıları açısından da davanın kabul edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece oluşturulan hüküm HMK’nun 307 ve 311.maddelerine aykırı bulunduğundan bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenlerine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile anılan ilkeler gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalılar yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.