YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10185
KARAR NO : 2021/2694
KARAR TARİHİ : 15.03.2021
MAHKEMESİ : …. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalı ile murisleri arasında kira sözleşmesi olduğunu, taşınmazın murisleri … tarafından 14.7.2006 tarihinde satın alındığını, 15.7.2006 tarihi itibariyle de davalı şirket tarafından kullanılmaya başladığını, murisin aynı zamanda davalı şirkette %40 pay sahibi olduğunu, şirket ortağı ve müdürü ….’la birlikte ölüm tarihi 17.11.2013’e kadar şirketi yönettiğini, kendilerinin de miras payları oranında murisin şirket hisselerine ortak olduklarını, davalı şirketin kendilerine 17.11.2013-28.02.2015 tarihleri arası dönemde aylık ödemeler ile toplam 70.000 TL ödediğini, noter ihtarı ile, davalıya, 01.03.2015 tarihinden itibaren aylık 3.000 TL kira ve 150.000 TL birikmiş kira bedelinin 10 gün içinde ödenmesini, ihtar ettiklerini, davalı şirket müdürünün, kendi el yazısıyla hazırladığı hesap özetinde; 14.07.2006 – 31.12.2014 tarihleri arasında aylık 700 TL’den 101 ay karşılığı 70.700 TL kira alacaklarının bulunduğuna ilişkin kabulü olduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 150.000 TL kira alacağının her ay işlyecek yasal faizi ile tahsilini istemişlerdir.
Davalı; alacağın beş yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, 5 yıl öncesinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, kira bedellerinin vefat öncesi muris hesabına vefat sonrası ise şirket hesabına yatırıldığını ve davacıların kira bedellerini banka aracılığıyla o hesaptan çektiklerini, kira borcu olmadığını, dayanılan el yazılı kağıdın şirket adına düzenlenmiş kaşeli bir belge olmadığı gibi hesap özeti de olmadığını, borç ikrarı da sayılamayacağını belirterek davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; alınan bilirkişi raporuna göre; ödenmesi gereken kira alacağı tutarının fazlasıyla ödendiği, davacıların herhangi bir kira alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince; davacıların dayandığı 12.01.2015 tarihli adi belgenin açık bir kira borcu ibaresi içermediği, kira borcu ya da ilişkisinden kaynaklı tanzim edildiğine dair bir ifade ve ibarenin de yer almamdığı, banka kayıtları ile sabit olan ödeme tutarınının 85.117 TL olduğunu, kira sözleşmesi uyarınca işleyen kira bedelinin 41.704,48 TL olduğu, yatırılan miktarın kira bedelini karşıladığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükünü düzenleyen 190. maddesine göre ispat yükü; kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi gereğince de, kural olarak, herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
Kural olarak, kira ilişkisinin varlığını ve aylık kira bedelinin ne kadar olduğunu ispat külfeti davacıya, davalı tarafından kabul edilen kira bedelinin ödendiğinin ispat külfeti ise davalıya düşer. Davacının talep ettiği yıllık kira miktarı HMK’nın 200. maddesi uyarınca belirlenecek senetle ispat sınırının üzerinde ise davacı kira bedelini yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. Yazılı delille kanıtlanmadığı takdirde ise davalının kabulünde olan miktar esas alınmalıdır. Yine davalı da aynı koşullar altında yıllık kira bedelinin senetle ispat sınırının üzerinde olması durumunda kira borcunun ödendiğini yazılı belge ile ispat etmelidir.
Somut uyuşmazlık; davacıların davalı şirketten kira alacakları bulunup bulunmadığı ve alacak mevcut ise tutarının ne kadar olduğu konusundadır. Davacıların murisi ile davalı şirket arasında 01.05.2008 başlangıç tarihli, aylık 400 TL bedelli 10 yıl süreli kira sözleşmesi bulunduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Davacılar tarafından; kira sözleşmesi ve aylık kira bedeli ispatlanmış olup, kira bedelinin ödendiğinin ispat yükü davalı kiracıya düşmektedir. Taraflar arasında aynı zamanda ortaklık ilişkisi de bulunmakta olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bankaya yatırılan ödemelerin ortaklık ilişkisi sebebiyle mi, kira borcu sebebiyle mi yapıldığının değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece; konusunda uzman bilirkişiden rapor aldırılarak, taraflarca sunulan tüm deliller, gerektiği takdirde ödeme dekontları da getirilerek, banka hesap ödemeleri, kira ödemesine ilişkin belge ve makbuzlar değerlendirilerek bakiye kira alacağının hesaplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ödemelerin kira borcuna mı, ortaklık payına mı ilişkin olduğu konusunda bir ayrım yapılmaksızın, murisin hesabına ve murise ait olmayan şirket hesabına yapılan tüm ödemelerin kira ödemesi olarak kabul edilerek, bu hesaplara kira alacağından daha fazla ödeme yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- Davacı tarafça, delil olarak 12.01.2015 tarihli, Sezai Yasankul imzalı adi belgeye dayanılmıştır. Mahkemece; her ne kadar isticvap deliline dayanılmadığı gerekçesiyle davacı tarafın isticvap talebi reddedilmiş ise de, HMK’nın 169. maddesi gereğince hakim kendiliğinden de taraflardan birinin isticvabına karar verebilir. Bu durumda mahkemece, dava dışı Sezai Yasankul’un şirket yöneticisi olması durumda davalı şirket bakımından isticvap edilmesi ve söz konusu belgeyi şirket adına düzenleyip düzenlemediğinin, kira borcu tutarını bildirmek adına verip vermediğinin açıklatılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371 inci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 15/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.