YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/11802
KARAR NO : 2021/12093
KARAR TARİHİ : 25.11.2021
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde duruşma talepli olmak üzere davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine; duruşma talebi miktar itibariyle reddedilerek temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı …’nin, dava dışı müteahhit … Toplu Konut İş. Ltd. Şti.ne inşa ettireceği “İstanbul Halkalı Toplu Konut Projesi”nden 13/07/2006 tarihinde satın aldığı bağımsız bölümün 21/08/2008 tarihinde teslim edildiğini, teslimden sonra gerek kendi konutu gerekse blok ve site ortak yerleri ile ilgili ayıp ve eksiklikler bulunduğunu öğrendikten sonra 27/03/2009 tarihinde diğer kat malikleri ile birlikte tespit yaptırdıklarını ileri sürerek eksik ve ayıplı işlerden dolayı ortaya çıkan bedel farkının (semen tenzili) tespit edilerek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde; davacının davasının kısmen kabulü ile gizli ayıplar nedeni ile dairede meydana gelen değer kaybı olan 9.994,51 TL’nin 5.000,00 TL’sine dava tarihi olan 28/12/2012, bakiye kalan 4.994,51 TL’sine de ıslah tarihi olan 08/05/2014 tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 9.232,49 TL istemin reddine karar verilmiş;hüküm,davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalının faize yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
Ticari işlerde, taraflar arasında öngörülmese dahi avans faizi oranında temerrüt faizi talep edilebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun ticari iş karinesini düzenleyen 19. maddesi, “ (1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır.(2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça,
diğeri için de ticari iş sayılır.” düzenlemesini içerir. Yine aynı Kanununun “tacir tüzel kişiler” başlıklı 16. maddesi “ (1) Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. (2) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar.” demektedir.
Somut olayda; davalı, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ek 1. maddede belirtildiği üzere kamu tüzel kişisi olup, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ek listede yer alan kamu iktisadi teşebbüsleri arasında sayılmamış, 09/07/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlanmıştır. Davalı idare, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulmamıştır. Her ne kadar 2985 sayılı Kanununun ek 1. maddesinin (e) bendi ile konut sektörüyle ilgili şirketler kurmak veya kurulmuş şirketlere ve finans kurumlarına ortak olmak davalının görevleri arasında sayılmış ise de bu hüküm davalıya tacir sıfatı kazandırmamaktadır. Türk Ticaret Kanununun 16. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalının kurduğu veya ortak olduğu şirketler yönünden tacir sıfatı, kurulan veya ortak olunan ve ayrı tüzel kişiliği bulunan şirkete ait olup, bunları kuran veya ortak olan davalıya ait değildir.
Buna göre, mahkemece; davalının tacir, taşınmaz satışına dair sözleşmenin de ticari iş niteliğinde olmadığı gözetilerek, hüküm altına alınan alacağın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme avans faize hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması HUMK’nin 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının (2.) bendinde yer alan “… avans faizi …” ifadesi çıkarılarak yerine “yasal faizi” ifadesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nin geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nin 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/11/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.